Friday, January 13, 2012


Toplanin Beyler Gercek Korkunc Hikaye Anlatiyorum
olay 3 harflilerle ilgilidir ve bizim koyde gecmistir. tamamen yasanmis bir olaydir. koyum canakkale yenice ilcesi baskoz koyudur bunun gibi bircok olay daha yasanmistir orada inanmayan picler arastirabilir, benim orali olmadigima inananlara nufus kagidi capsi koyabilirim hic sorun olmaz picler.
her yaz ailecek koyumuze gideriz panpalar. amcalar halalar kuzenler coluk cocuk her yaz toplaniriz koyumuzde. o yaz da (2008) yine okullar kapandiktan 3 hafta kadar sonra koye dogru yola ciktik. icim kipir kipirdi, liseden yeni mezun olmustum, koyumu ozlemistim vs.
aksam karanligina dogru koye vardik. koyun girisindeki mezarlik her zamanki gibi sessiz ve hafif sisliydi, normal mezarliklardan biraz daha degisikti bizimkisi. mezarlarin mezar tasi yoktu, tamamen tahtadan derme catma islerdi. ve mezarligin tam ortasinda devasa bir cinar agaci vardi. etrafi citlerle cevriliydi, urkunc bir yer oldugu icin koyun cocuklari ve yaslilari tarafindan turlu turlu hikayeler anlatilirdi orasi hakkinda.
kucuk cocuklarin degil de, eskilerin dilinden dinleyince korkunc gelirdi gercekten ama ben hicbir zaman bu hikayelerin dogruluguna inanmamistim. 3 harfli diye birsey olduguna da inanmiyordum. ta ki o yaza kadar. hayatimin kabusa dondugu o yaza..
o halde devam ediyorum picler. koye girdik amk arabadan iner inmez iceri kostum. dedem ve nenem her zamankinden yasli gorunuyorlardi. hayattan bezmislikleri gozlerinden okunuyordu ama bizi gorunce haliyle sevindiler. selamlasma kucaklasma fasli bitince bize derhal yatak actilar. hemen apar topar yattik. herkes cok yorgundu. beni arkadaki odaya yatirdilar. yataga uzanir uzanmaz pencereden disariyi seyretmeye basladim. pencerenin camindaki catlaklar bahce goruntusunu bloke ediyordu.
tam uykuya dalacakken bir tikirti duydum. amk sesin nerede geldigini anlamaya calisirken bir tikirti daha geldi. ses yukaridaki tahta catidan geliyordu. ne oldugunu anlamaya calistimsa da hicbirseye benzetemedim. hayir ust kat diye birsey de yok amk koy evinde bildigin tek katli kerpic. huzurum kacti, bahceye cikip bi sigara yakayim dedim ve bahceye ciktim.
iki adet evimiz vardi, butun herkes ilk evde yatiyorken ben, dedem ve nenem diger evde kaliyorduk. her evin ikiser odasi oldugundan beni ikinci odaya yatirmislardi. yerdekileri uyandirmadan, kimseye degmemeye calisarak sessizce disari ciktim. bir sigara yaktim ve yildizlari seyretmeye basladim. haziran ayinda olmamiza ragmen soguktan titriyordum. bahcede hemen hemen hicbirsey net gorunmuyordu. butun hersey en derin uykusundaydi sanki. sonra birsey dikkatimi cekti. evin bahcesindeki kucuk bir kulubenin isigi yaniyordu. bu kulube daha onceki gelislerimde yoktu amk. icim urperdi. gitsem mi gitmesem mi karar veremedim.
ne olabilirdi ki en fazla amk? hem zaten isigi da yaniyordu. karar verdim, gidecektim. yavas adimlarla kulubeye dogru yaklasmaya basladim. yaklastikca usumem artiyordu. sapsari ve los bir isik kulubenin camindan zar zor belli oluyordu. cok kalin ve eski bir cami vardi amk kulubesinin. neden bilmiyorum ama titriyordum. korkudan olacak degil ya dedim amk, usuyorum heralde. kulubenin dibine kadar gelmistim. simdi ne oldugunu anlama zamaniydi, iyice dikkat kesildim, sikica kapanmis kapisina dikkatle bakinca bunun bir tuvalet oldugunu anladim. bizim koyun tuvaletleri bahcede oluyordu, bircok koyde boyledir bilmeyen picler arastirsin. amk iyi guzel de, bizim bahcenin tuvaleti burada degildi. herhalde yerini degistirmisler dedim. kapinin uzerinde herhangi bir kilit yoktu, icerde birileri olmaliydi, tamam nefesimi cigerlerime doldurup kimse yok mu diye soracakken ellerimi farkettim. elimdeki sigaranin yerinde yeller esiyordu..
lan dedim noluyor amk arkami dondum, kostura kostura evin kapisina geri dondum, deli gibi yerlerde izmarit aramaya basladim ama yoktu. butun bahceyi delirmis gibi kosuyordum, hisirtimdan cikan seslerden olacak ki agildaki hayvanlardan homurtular duymaya basladim. sinirlerim iyice bozuldu amk, kostura kostura odama gittim. odama gecis yapabilmek icin once buyuk odadan yani dedemle nenemin yattigi odadan gecmem gerektigini biliyordum ama bu sefer yerde yatanlara dikkat etmeden, yanlislikla bir iki yerlerine basarak gittim odama. hemen yatagima girdim. amk ne boktan bir yere donmus burasi diye dusundum. benim catlak pencere camindan kulubenin sarimsi isigi cok ciliz bir sekilde farkediliyordu. kulube gorunmuyordu ama isigi siziyordu. birkac saniye boyunca isiga odaklandim ama isik birden sondu.
ertesi sabah herkesten gec kalktigim icin kahvaltiya en son ben katildim. kuzenlerle havadan sudan konusuyorduk, dun geceki olaydan bahsetmek istedim ama belki tasak gecerler diye uzerinde durmamaya karar verdim. butun gun koyun arka bahcesinde mac yaptik, koy yine ayni koydu, bu kadar paranoyayi bosuna yaptigima inanmaya basladim. aksam olunca malum bahcede gozleme yaptilar amk en sevdigim sey hemen yumuldum miss gibi derken bizim kuzen dedi tuvalete gitmem lazim benim gozlemeyi tutar misin. tamam dedim. bu kostura kostura bahcenin sag tarafina gitmeye basladi. lan dedim dur amk nereye gidiyorsun? tuvalete dedim ya dedi. lan tuvalet surasi degil mi? dedim dun geceki kulubeyi gostererek. kuzen gulumsemeye basladi, tasak mi geciyorsun haci?
kuzen daha fazla beklemeden tuvaletine gitti. ben yanimdaki insanlardan da cesaret alarak agir adimlarla malum kulubenin yanina kadar gittim. uzun uzun seyretmeye basladim. kapinin uzerinde dev gibi bir muhur vardi, yani x seklinde iki tahta cakilmisti. isik falan da yoktu. -neye bakiyorsun?? birden irkildim. yanimda amcam gulumsuyordu. niye baktin buna bu kadar? amca dedim, bu nedir allahaskina? dun gece isigi yaniyordu. amcam guldu, burasi bizim bahceye ait degildi, onumuzdeki su yikintiyi goruyor musun? iste orasi serfin yengenin eviydi, kadincagiz olunce biz de bahceyi genisletiverdik. bu da kadincagizin eski tuvaleti. 3 senedir kapali. yikicaz zaten bunu artik isi yok burada. amca dedim, dun gece isigi yaniyordu, kapisinda da muhur falan yoktu?? dedim/ yanlis gormussundur oglum olur mu oyle sey dedi.
donakaldigimi hissettim. ama asil surpriz ellerime bakinca beni en umarsiz yerimden yakaladi. ellerimdeki gozlemelerin yerinde yeller esiyordu. ne yapmak istedigini bilmez bir sekilde alelacele saga sola kosturmaya basladim. delirmek uzereydim. bahcedeki herkese tek tek. defalarca kez sordum ama herkes gozlemelere ne olduugnu bilmedigini soyledi. bir bardak tuzlu ayran icip sakinlestikten sonra olayi kuzene anlattim o da bir anlam veremedi. herhalde dusurdun bir yerde, onemi yok dedi. bir sigara ver madem de icelim. cebimden paketimi cikardim, iki marlboro uzun yaktik ve yurumeye basladik. biraz dolasip hasret giderelim madem dedi kuzen. beraber buyudugumuz icin kardes gibiydik. bizimkilere haber verdikten sonra derhal yola koyulduk.
yolda yururken kuzen: bak dedi, orada herkesin icinde soylemek istemedim ama, ben de birkac anormal olay yasadim. o yuzden gunlerdir huzursuzum. amk her gece kabus goruyorum sebebini bilmiyorum dedi. oss yi bir turlu tutturamadim, bu sene de olmayinca bizimkiler surat yapiyor, sanirim onun stresinden dedi. tam ne gibi kabuslar? diyecekken karsidan bir traktor sesi sozumu kesti. ilyas amcam (koyun bakkali) komsu koye gidiyordu, bizi alelacele cagirdi, cabuk gelin lan benim tarlanin borulari patlamis yardim edin. hemen kostuk, traktore atladik, aslinda benim yapailecegim hicbirsey yoktu, gecenin korunde kapkaranlik tarlada ne isim var benim sehirde buyumusum anlamam etmem amk zaten tirsiyorum ama ses cikarmadim, cunku aksi halde oradan eve tek basima donmek zorunda kalacaktim.
korkaranlikta gidiyorduk. amina kodugumun traktoru daracik patikalardan zar zor geciyordu. tam ilyas amcalarin tarlaya vardik ki traktor istop etti. amk basiyor basiyor marsa calismiyor. traktor cok pis bir yerde kalakaldi. ilyas amca: siktiredin kalsin burada, iki adimlik yol zaten, once acil olani halledelim sonra traktorun caresine bakariz dedi. hersey daha da kotuye gidiyordu ve cok hizli gelisiyordu amk cep telefonlariyla isik yaptik. tarlanin ortasina dogru gidiyoruz. ilyas amca eski topcu, hizli hizli kosuyor amk ibnesi, kuzen de koy cocugu, alisik. bir tek ben sigara ictigimden midir nedir geride kaldim amk kuzen arada arkasini donup hadi olm kos borular sikicek butun hasilati diye acele ettiriyordu ama ben yerimdem kipirdayamiyordum. bacaklarima kramp girdi diye dusundum. kuzen gittikce kayboluyordu. bir sure sonra sadece silueti gorunmeye basladi.. derken tamamen kayboldu.
nefes nefese kalmistim. bogrum inip inip sisiyordu. beynim sikilmisti resmen, ben salya sumuk nefes almaya calisirken, gecenin korunde issiz bir sessizlik her yanimi kusatmisti. yalnizca kendi nefes sesimi duyuyordum. hemen cep telefonumdan birilerini aramak istedim ama sebeke yoktu amk. ayaga kalktim, kuzenlerin gittigi yoldan kosup takip etmeye basladim. 10 dakika kadar dinlenmeli sekilde kostum ama heryer birbirine o kadar benziyordu ki. bir an kosmayi biraktim, nefesimi de tuttum ve sesleri dinlemeye basladim, gidecekleri yerde koskcoa tarlanin su motorlari olmaliydi amk, dinlemeye basladim.,evet, sesler vardi. ama ne motor sesine benziyordu, ne su sesine, ne de insan. gozlerimi kisip seslere iyice kulak kabarttim.
kalabalik bir ugultu sesi geliyordu. daha cok duduk sesi gibiydi ama tiz degildi. zar zor duyuluyordu, sanki bir senlik ugultusu gibiydi ama muzik desen degil, ensturman desen hicbirine benzemiyor, amk ne oldugunu anlayamadim, her ne ise sanirim motorun sesi bu dedim. isin garip yani, ses kuzenlerin gittigi yonden degil, bizim geldigimiz yonden geliyordu. kararsiz kaldim, ne yapacagimi bilmiyordum. ben de sesin oldugu tarafa gitmeye karar verdim.
kalp atislarim arttikca sesler de artiyordu, nefes alis verislerim hizlandikca seslerin civiltisi daha duyulur hale geliyordu. kostura kostura bir nehir kiyisina kadar geldim. amk nehir nereeee tarla nere diye dusundum bir an. nehrin karsisinda sari ve los isiklar vardi. cumbus sesleri tam olarak buradan geliyordu. bir an bu iste bir terslik oldugunu anladim. nehrin benim tarafimda olan kisminda bizim koyden elvin teyze vardi, yasli ve kambur olan bu ihtiyarin bu saatte burada ne yaptigina anlam veremedim. kendisinden beklenmeyecek kadar hizli ve atik yuruyordu. hizlica yanima yanasti. git cocugum, git oglum buradan, evine git oglum dedi. yuzu ve bakislari normalinkinden cok daha diriydi, boyu da biraz daha uzundu, git oglum dedi. elleri arkasindaydi. birsey sakliyormus gibiydi, ama goremiyordum. ne konusabiliyordum, ne de hareket edebiliyordum. tam o sirada suratimda cok siddetli bir samar hissettim.
gozlerimi actigimda ilyas amca beni tokatliyordu. kalk oglum kalk artik be cocugum dedi. hava aydinlaniyordu, birden evimin bahcesinde oldugumu gorunce sevindim. -ne oldu bana? dedim. seni baygin halde bulduk dedi kuzen. dedem ilyas amcaya oyle sinirli bakiyordu ki benim bile korkudan odum bokuma karisti. -nasil! dedi. -nasil bu kadar sorumsuz olabildiniz! kuzen: valla pesimizden geliyor sandik ne bilelim dedi. -neredeydim? dedim. elvin teyze nerede? o ne alaka yahu dediler. beni traktorun tekerlerinin arasinda bulduklarini soylediler. bunun dogru olmadinigi, nehir civarina kadar gittigimi soyledim, bayilmanin etkisiyle olmustur dediler. isin en garip yanini ise, koyun nehrinin koyun oteki yakasinda, tarlalardan arabayla 25 dakika mesafede oldugunu ogrenmemle yasadim. derhal ayaga firladim, beni elvin teyzeye goturun! dedim. nedenini sorsalar da soylemedim. simdi yat dinlen madem, sabah olunca gidersin dediler.
neyse amk ertesi gun, annemlerin yengelerin yaptiklari borekleri de alip yasli ve kendi halinde bir kadin olan elvin teyzenin evinin yolunu tuttum. kapisina vardigimda once biraz urktum, ama basima gelen bu olayin bu kadincagizla ne ilgisi oldugunu ogrenmeliydim. kapiyi tiklattim. ses gelmedi. tekrar tiklattim. yine ses gelmeyince yuklendim kapiya. elvin teyze uykusundan uyandi. beni gordugu gibi bagirip cagirmaya basladi. -rahat birak artik beni allahin cezasi! soylemlerine hickiriklar karisti. elvin teyze dedim. demez olaydim. eline bir bardak alip kafama firlatti. elimdeki borekleri firlattigim gibi kacmaya basladim. kadin evinde ne var ne yoksa pencereden atti amk. tam koyun patikasinda mal gibi kalmisken koyunlarini guderek yanimiza gelen sedef beni gordu. gulumsedi. sedef benim koydeki askimdi, hayatim boyunca kafamda kalmis bir soru isaretiydi. ailem kendisinden pek haz etmiyordu ama ben icten ice bir ask beslemistim hep bu kiza. -yazik, dedi. bu kadin da yalnizliktan delirmis herhal. sen nire boyle? dedim ben sadece borek getirmistim kadincagiza. bosver onu dedi, bana yardim etmek ister misin? tam ne icin diyecekken koyun delisi riza cikageldi. ne zaman gorsem ya bir milyon dilenirdi, ya da bir tane sigara. assagi patikadan koy girisine dogru geliyordu, sadece ama sadece mezarliga bakiyordu. gozleri faltasi gibi acilmisti -biraz daha onune bakmazsa dusup bir tarafini incitecek. dedim. -bosver. dedi sedef/ deli iste.
sedefle bir yandan sohbet ediyor, bir yandan koyunlari guduyorduk ta ki riza beni gorene kadar. riza tuhaf bir adamdi, sac sakal birbirine karismis tipik bir deliydi. ama bugune kadar benimle dilenmek disinda bir iletisim kurmamisti. ancak simdi baskaydi, beni gordugu andan itibaren gozlerini mezarliktan cekmis, benim uzerime odaklamisti. sedefle ikili olarak yururken yanimiza gelip ucuncu oluverdi hemen. surekli bir bana bir karsiya bakiyordu. eliyle karsiyi isaret ediyordu. yolun karsisina baktigimda ise bombos bir yoldan baska birsey goremiyordum. sedef oldukca rahatsiz olmustu ama riza gercekten dilenmiyor, sadece israrla, biraz da acitarak kolumu sikiyor ve diger isaret parmagiyla da bana yolun karsisini gosteriyordu. cebimden bir lira cikarip eline tutusturdum ve aldrimadan yolumuza devam ettik.
sedefle koyunlari ahira yerlestirdikten sonra cilvelesmeden ayrildik. malum amk koy yeri, laf olur soz olur ama onu bir gun sessiz bir yere goturme fikri kafama cok yatmisti. yarin aksam uygun musun dedim? olmaz. dedi. gorurler, ancak sabaha karsi cikabilirim. tamam dedim. nereden alayim seni dedim, koy kahvesinin arkasinda kucuk bir koru var, oranin bitiminde dedi. anlastik. evin yolunu tuttum. kuzenlerle butun gece batak oynayip eglendikten sonra yatma vakti geldi. dedemle nenem karyolalarina yattilar. yerde halidan baska birsey yoktu. dedeme sordum: yahu siz neden burada yatiyorsunuz? nerede yatalim evladim dedi/ ee siz karyolada yatiyorsaniz yerde yatan kim? halida neden battaniye yastik falan yok? oglum, yerde yatan kimse yok ama sen istersen yatabilirsin dedi.
dedemin bu sozlerinden sonra moralim iyice bozulmustu. allah kahretsin dedim ve hemen yatagima dondum. yorganin icine simisiki ortundum ve icimden dua okumaya karar verdim.

daha besmeleyi cekemeden ayni sesi duydum. sanki birisi cama tas atiyordu. cama carpan bir tas sesi gibiydi. hemen disari baktim ama ortalikta kimseler yoktu. yukardaki

takirtilar iyice artmisti. sanki catinin ustunde birileri futbol maci yapiyor vay amk diye dusunmekten kendimi alamadim. yatagimdan cikip isiklari yaktim. dedemleri

uyandirdim. -nooldu oglum dedi dedem. dedim bu yukardaki sesler nedir? butun gece uyutmuyorlar beni. dedem: farelerdir evladim, bisey yapmaz onlar sana sen yat uyu dedi. o an

biraz olsun icin rahatlamisti. demek bunca zaman bosuna tirsmistim bu seslerden. gittim yattim. gozlerimi kapattim. uykuya hazirliyordum bedenimi. gevsemeliydim biraz. iki gunde inanilmaz yorulmustum.

guzel bir uyku cekmenin tam sirasiydi. guzelce dinlenmeliydim fakat nedense uyudugum uyku yarim yamalak geldi. sebebini anlayamadigim sekilde dinlenememistim.

ne kadar uyuyup uyumadigimi bile bilmiyordum. gozlerimi actim. hava hala karanlikti. hava karanlikti karanlik olmasina ama garip bir aydinlik vardi pencerede.

gozlerimi ogusturduktan sonra iyice dikkat kesildim. fakat artik emindim. bu isik kesinlikle ama keslinlikle penceremden gorulmesi mumkun, saga sola sizan sarimsi,

kulube seklindeki muhurlu tuvaletin los isigiydi.

heyecanla yattigim yerden dogruldum ve kosarak odadan disari firladim. saatin kac oldugu hakkinda en ufak bir fikrim yoktu. ara odada yerde yatan kimse yoktu ama yerde battaniyeler vardi.

cildirmak isten degil diye dusundum panik halinde, fakat buna ayiracak vaktim yoktu. derhal bahceye ciktim. karsida kulubenin isigi hala yaniyordu.

once oraya gitmeli miyim yoksa bana inanmayan amcami mi uyandirmaliyim karar veremiyordum. en kotu karar kararsizliktan iyidir diye dusundum ve kulubeye dogru kosmaya basladim.

fakat kostukca icimdeki korku artiyordu. yine gelmisti o tuhaf usume. kulubeye varmaya az kalmisti. hava hala karanlikti, isik cayir cayir yaniyor ve her zamankinden daha da belli ediyordu kendini.

iceride biri olmak zorundaydi. korkularim beni esir almisti, daha fazla yaklasamiyordum, cunku neyle karsilasacagimi bilmiyordum. o anda aklima odunluga girmek geldi.

dedem kesecegi kadar odunu kestikten sonra kullanacagi odunlari ve baltayi her ihtimale karsi ambara kilitlerdi, hemen kostum, ambarin kapisini zorladim, acilmiyordu.

butun gucumle tekmeler savurmaya basladim. sonunda kapinin kilidi takildigi yerinden cikmisti. iceri girer girmez baltayi kucakladim fakat tam disari cikacakken kapinin kapali oldugunu farkettim.

zorladigim halde acamacim. kapinin dandik kilidi uzerime kapanmis olmaliydi. sanki butun dunya o lanet kulubeye ulasamamam icin el ele vermis gibiydi. ama bunlarin bir onemi yoktu.

elimdeki baltayayla gerekirse ambarin tahta kapisini parcalayip cikacaktim bir sekilde. tam baltami kaldirdim ki, tahtalarin arasindan bahcede tuhaf birseyin yurudugunu farkettim.

tavuk desem degildi cunku o kadar kucuk degildi. ayrica iriydi. ama cok kisa birseydi. yuvarlak degildi ama elleri ayaklari varsa bile hic gorulmuyordu, kafasi yok gibiydi,

ya da ben ne oldugunu anlayamadim. kopek degildi cunku cok daha hizli ve ritmik yuruyordu. resmen tek tek adim atiyordu fakat o kadar hizli ilerliyordu ki, attigi adimlardan ayaklarini secebilmek mumkun degildi.

hava tam olarak zifiri karanlik degildi, asiri koyu mavimsi bir renk vardi havada, o yuzden hicbirsey kolay kolay secilmiyordu. hizli yuruyen sey birden kayboldu.

cok tuhaf, kosarak gelen birseyin aniden kaybolmasi beni urkutmustu, birkac dakika boyunca yerimden kimildayamadim, gelen giden var mi yok mu diye yerimden cikamiyordum.

hayvanlar surekli ses cikariyorlardi, horoz durmadan otuyor, kopekler havliyordu. birden korkunck bir aciyla irkildim. attigim ciglik neticesinde butun hayvanlar kapali ambar kapisina dogru baktilar.

ellerimden kayan balta ayagima dusmustu, sol ayagiminda oyle korkunc bir aci vardi ki, acidan gozlerimi acamiyordum.

koskoca baltayi nasil dusurdugumu dusunurken birden ellerimin ne kadar terledigini, hatta boynumdan sirtima sirilsiklam oldugmu farkettim.

gozlerim hala kapaliyken ve ofkem tavan yapmisken butun gucumle kapiya saglam olan ayagimla bir tekme atarak disari cikmayi basardim. yerdeki baltayi aldim.

topallaya topallaya kulubeye gidiyordum. o kadar cok topalliyordum ki her topalladigimda dusmenin esigine geliyordum. artik kulubeye cok yaklasmistim.

tam vardim demisken birden sabah ezani okunmaya basladi. butun hayvanlar tekrar costu. saga sola kacismaya baslayan hayvanlara bakmak icin arkami dondum.

asil soku ise, sadece 10 saniye kadar sonra tekrar onume dondugumde kulubenin isiginin artik yanmadigini gordugumde yasadim.

sabah namazi icin uyanan dedem yanima dogru geliyordu. -ne yapiyorsun oglum bu ne hal dedi. dedeme isigin yaniyor oldugunu anlatmaya calismanin sacma olacagini, bana inanmayacagini dusundum ve sadece dua

etmesini istedim. -dede bana bir dua oku allah rizasi icin nolur dedim. birden aglamaya basladim. sinirlerim cok bozulmustu. dedem elini omzuma koydu. -neyin var evladim senin? ne yapiyorsun bu saatte

burada dedi. benim cevap vermedigimi gorunce -gel hele namazi eda edek dedi. rahatla dedi.

normalde namaz kilan biri degildim ama buna inanilmaz bir sekidle ihtiyacim oldugunu hissettim. dedemle abdest alip sabah namazi icin camiye gittik. namazi kildiktan sonra icim huzurla dolmustu.

cemaat cikisinda dedem:hadi gel de kahvaltiya gidelim dedi. yok dedim sagol dede. ben biraz dolasacagim musadenle. bu saatte nereye oglum daha hava anca aydinlandi. kucuk bir isim var dedim.

aman kaybolma sakin dedi, kucucuk koyde nereye kaybolacam dede dedim. gitmeliydim, cunku aklima sedefe verdigim soz gelmisti. berbat bir gece gecirmistim, dinlenmeye ihtiyacim vardi ama gitmezsem de

kiza cok ayip olacakti. hemen koy kahvesinin altindaki korulugun yolunu tuttum. cebimde bitmeye yuz tutmus marlboro uzun paketimden bir sigara daha yaktim. tutture tutture giderken derin dusuncelere

daldim. amk kulubesinin isigini birisi yakiyordu ama kim? ya biri benimle tasak geciyordu, ya da ben deliriyordum. 3 yildir kullanilmayan tuvaletin isigi neden yaniyor? elektirk voltajlariyla ilgili

olsa neden sadece geceleyin? belki de gunduz de yaniyordur ama gunes yuzunden los isik belli olmuyordur diye kendimi teselli etmeye calistim. mantiksiz da sayilmazdi aslinda. bu dusuncelerle korulugun

baslangicina varmistim. sedefi gormek icin sabirsizlaniyordum. insallah yiyecek birseyler getirmistir diye dusunurken arkamdan gelen tiz bir ses -hosgeldin, dedi.

birden cildirmis gibi irkildim. arkamda duran sedeften baskasi degildi. bana simsiki sarildi.-ben seni koruluk bitiminde bekliyordum, sen girisinde beni buldun, dedim.

sedef sarilmamiz bittikten ve goz goze geldikten sonra bana hulyali hulyali gulumsedi. -seni bekliyordum.. ormanin iclerine dogru yuruduk.

orman demek dogru olmaz aslinda, ne cok kucuk ne cok buyuk bir koruluktu burasi, koyun tek korulugu. kucukken hep bulustugumuz bir agacimiz vardi, yine ayni agacin dibine oturduk.

agacin uzerinde buyuk bir carpi isaretinin altinda s kalp r harfleri vardi. (ismim rifat) x isareti kendimi bildim bileli zaten vardi, biz yapmamistik.

agacin dibine coktuk, uzun suren sarmas dolas sarilmalardan sonra kucuk koklasmalar basladi. sedef ilginc sekilde, bir koylu kizindan beklenmeyecek kadar guzel kokuyordu,

hazirlanip geldigi her halinden belli oluyordu. elleri uzun sure belimde gezinen bu citir koylu kizina opusmeyi ogretecegim icin heyecanmistim. -simdi sana inanilmaz birsey ogretecegim dedim. ney? dedi.

gozlerini kapat ve dudaklarini birlestir dedim. kucuk bir kahkaha koyverdikten sonra dudaklarima yapisti. inanamiyordum, koylu kizi benden daha iyi opusuyordu,

uzun ve dakikalar suren opusmelerden sonra yeniden sarildik. butun bunlar oldugu sirada gozlerim kapali oldugundan kendimi fena kaptirmisim.

birden gozlerimi actim ve yirmi metre kadar otede bir kopegin oldugunu farkettim. hayvan donuk gozlerle bize bakiyordu. -rahatsiz mi oldun? dedi sedef.

-neyden? dedim. -kopekten, dedi. bir an hala sarilir vaziyette oldugumuzu farkettim ve gayri ihtiyari sorma gafletinde bulundum: sen nasil gorebildin ki?

nasil yani? dedi. birden gozlerimi ona cevirdim. sedef dibimize kadar gelmis ac ve zavalli bir kopekten bahsediyordu. hayvancagiz burnunu ayaklarimizda gezdiriyordu.

butun kaburgalari sayilan bu zavalli kopege icim acimisti. -kopek rahatsiz ettiyse baska bir yere gidelim ama zarar vermez, dedi sedef. yok, dedim, ben su kopekten bahsediyorum.

elimle isaret etmek icin arkami dondum, ancak benim gordugum iri yari kopek yerinde yoktu. -iyi misin? dedi. betin benzin atti, rengin bembeyaz oldu dedi. yok, dedim.

yok birsey, bu aralar pek iyi degilim sanirim dedim. amk adim deliye cikacak diye korkmaya basladim, sanirim artik gordugum gariplikleri kendime saklamayi yegler hale gelmistim.

sedefle biraz daha opusup koklastiktan ve uzun uzun eski gunlerden bahsettikten sonra, merak etmesinler diye kalktik. korulugun girisinde son bir kez sarilarak ayrildik.

oradan kahvete gitmeye karar verdim. cocukluk arkadasim sedati gormek istiyordum, her yaz bulustugumuz ve top oynadigimiz, koydeki komsum sedat..

kardesimden ayird etmedigim sedat, eminim yine kahvede ya okeyin ya da batagin basindaydi. yolda bizim deli rizaya rastladim. -naber lan deli! dedim.

elinde bir adet yarisi icilmis marlboro uzun vardi, elime tutusturdu. oteki eliyle koy girisindeki mezarligi isaret ediyordu. -yok yok sagol, eyvallah. bende var dedim gulerek.

israrla elime tutusturdu. mezarligi gosterdi bana. bir yandan sigarayi tutturuyormus gibi yapiyordu ve tekrar elime tutusturuyordu. -ne diyosun amk delisi dedim . sigarayi yere atip kahvenin yolunu tuttum.

kahvede tam da tahmin ettigim gibi sedat oyun basindaydi. -vay! dedi. kardesim bee. dedi nerelerdesin sen amk. dedim boyle boyle. eskilerden konusup gecen yillari yadettikten sonra basimdan gecenleri bir

bir anlattim. bu gelisimde tuhaf olaylar yasadim dedim. kuzen de benzer seyler yasamis. -sizin ailede bi anormallik var zaten olm dedi. koyde degisen bisey yok ayni issiz daglar, ayni boklu yollar iste

ne bekliyon amk dedi. ikidir onun sigaradan yaktigimiz icin bu kez ben bitmeye yuz tutmus bereketli paketimden ikram ettim: al kardesim dedim bu kez benden olsun. -vaaay ibne marlboro takiliyorsun demek.

iyi akil etmissin dedi. neyi akil etmisim? dedim. -koye marlboro getirmek cok akillica, dedi. baska paketin var mi? lan ne alaka dedim amk bakkalda yok mu iste? -amk sanki bilmiyosun bizim ilyas malini

ne zaman marlboro sattigini gordun dedi. varsa yoksa 2000 satiyor oc cigerlerimiz zift doldu amk. -lan dedim dalga gecme, daha az once bizim deli rizanin elinde gordum bi tane marlboro dedim. -olm asil

sen tasak geciyosun dedi, bu koyde senden baska kimsede marlboro yok, guven bana. hele hele deli rizada??? kucuk bir kahkahanin ardindan sozlerine devam etti: onun marlboro bulabilmesi icin ya sehir

merkezine gitmesi lazim, ki hayati boyunca koyun disina cikmamis garibanin biri. ya koydeki birinin vermesi lazim, ki koydeki herkes ya 2000 icer ya samsun, ya da sen vermis olmalisin ki en buyuk ihtimal

bu. sen vermissindir sonra verdigini unutmussundur, dedi sakin sakin. ama ben sakin olamiyordum, cunku vermedigime emindim.

sedatla alelacele vedalastiktan sonra eve dondum. kuzen tv seyrediyordu, -kalk! dedim. -nooluyo amk dedi kuzen. -haci dedim, bana su deli rizayi bul cok acil dedim. -lan

nereden bulak simdi amk delisini hem nabacan sen onu? dedi. hisimla evden ciktim. o da pesimden kosmaya basladi. -amk bi soylesen ne oldgunu, dedi. -haci, soru sorma yardim

edeceksen et dedim. -dur amk dedi, senin de aklini deli sikmis bekle amk. hizli adimlarla koyun her yerini taramaya basladik ama iste ne zaman istemesem karsimda dikilen amk

delisi aradigimda ortalikta yoktu. bir an durdum, lan dedim, galiba ben onun nerede oldugunu biliyorum. nerede? dedi kuzen. -mezarlikta amk. geceleri mezarliktaki bos

mezarlara yatip uyudugunu biliyorduk, bu yuzden kimse fazla haz etmezdi o deliden. elvin teyzeden baskasi da yemek vermezdi ona, bu kadar iyilik sever bir kadin neden beni

evinden kovmustu o da ayri bir meseleydi elbet. butun bu derin dusuncelerimden kuzenimin beni sarsmasiyla uyandim. -olm dedi, kendine gel, sacmalamayi birak amk. hava

kararacak birazdan, o ugursuz yere gidip napcan siktret amk bana soyle ne soyliceksen, o delinin cevap verip de benim veremeycegim ne var bu kadar amk dedi. basimdan gecenleri

kuzene anlattim ben de. olm bu muydu amk dedi, sacmalama lan baskasi vermistir, yanlis gormussundur baska sigaradir o dedi. guldu gecti resmen ve eve geri dondu. kendimi

inanilmaz derecede satilmis ve yalniz hissediyordum. artik hicbirsey umrumda degildi. o mezarliga gidecektim, gerekirse orada riza gelene kadar bekleyecektim. ama mutlaka, ne

olursa olsun rizaya bu sigarayi nereden buldugunu soracaktim, sormaliydim.

amcamlarin kaldigi ikinci eve girdim. millet cay icip sohbet ediyordu, kuzen ortaliklarda gorunmuyordu. herkesin burada olmasi iyiydi, cunku asil alacagim sey diger evdeydi.

herkes tek tek cay icmeye davet etti ama onlari gormezden geldim. hemen obur eve gittim, dedemlerin yattigi karyolanin bitistigi kosede yasli duran dedemin av tufegini aldim.

kursunlari icindeydi. bu tufegi daha once cok kullanmistim eski yazlarda av yaparken. tufegi kilifinden cikarmadan yanima aldim. hizli adimlarla mezarligin yolunu tuttum.

burnuma tuhaf kokular geliyordu. bu gecede bir tuhaflik vardi, bunu hissedebiliyordum. tam o sirada aksam ezani okundu, her taraftan kopek havlamalari duyulmaya basladi.

hicbirsey umrumda degildi. mezarliga varmama sadece birkac dakika kalmisti. iste, iste oradaydi. deli riza mezarlarin arasinda seksek sekiyordu.

ulan dedim deli oldugunu bilmesem gercekten korkardim bu deyyustan. butun gucumle rizaaaa! diye bagirdim fakat bir sorun vardi.

mezarlik koyun girisiyle bitistiginden, koye giris yapmakta olan herkes mezarligin yanindan geciyordu ve tam o sirada babam arabasiyla sehir merkezinden donuyor olmaliydi.

isin daha da kotu yani, riza sesimi duymus ve bana dogru kosuyordu, amk ne yapacagimi sasirdim, babam durdu. amcamla beraber arabadan indiler. basta karanlikta beni taniyamamis olmaliydi.

kimsin lan sen? dedi. iyice bakinca sordu: rifat, oglum, napiyorsun burada? bana dogru deli divane kosmakta olan deli riza durmak bilmiyordu. dur lan dur dedim icimden.

babam bir ona bir bana bakiyordu. -napiyorsun lan manyak misin birak o tufegi dedi. tuhaftir, bu sefer elimde olan birseyin elimde oldugunu unutmustum, tufegi indirdim fakat riza ustuma atlamak uzereydi.

deli gibi kollarimdan tutup cekistirmeye, bana mezarligi isaret etmeye basladi. babam derhal bizi ayirdi, rizanin bir turlu sakinlesmedigini gorunce kafayi gomdu.

bana bir zarar vereceginden korkmus olmaliydi, riza yere dusup bagira cagira aglamaya basladi. -hemen eve don! dedi babam. elimden tufegi alarak.

amk dedim sansimi bahtimi sikeyim, amcamla beraber arabaya binip evin yolunu tuttuk.
amcamla eve varir varmaz yatagima uzandim. derin dusuncelere daldim tekrar.

disarida yagmur yagiyordu, araba calisma sesi duyunce pencereye odaklandim,

amcam beni biraktiktan sonra tekrar babamin yanina gidiyor olmaliydi. tam o sirada kapim tiklandi,

girin dedikten sonra iceri annem girdi. kapiyi usulca orttukten ve yanima oturduktan sonra -oglum senin icin endiseleniyoruz, dedi.

seni cok sikintili goruyorum. eger gercekten burada mutlu degilsen istanbula donebilirsin, sana bir bilet aliriz, dedi. -eger, dedim.

bana bunu 1 gun once teklif etmis olsaydin cevabim evet olurdu, cunku gercekten sinirlerim cok bozuk.

ancak oyle birsey var ki, neye mal olursa olsun mutlaka bilmem gereken birsey.

annem: buraya geldiginden beri normal davranmadiginin farkindasin degil mi? dedi. cevap vermedim, gozlerim penceredeydi.

ilk defa isigin yanmasini istiyordum, ama disarisi zifiri karanlikti. annem: hadi kirli camasirlarini ver de yikasin yengenler, dedi.

uzerindeki kiyafetlere toprak bulasmis.. tamam dedim, uzerimdeki hirkami ve daha onceden pijama giymek icin cikardigim pantolonumu

verdim. annem kapiyi tekrar usulca acti. tam cikarken seslendim -orada yatan birileri var mi?? evet, dedi. deden ve babaannen.

-onlardan bahsetmiyorum, yere bak, yerde yatanlara bak, battaniye var mi hic? annem bos bos suratima baktiktan sonra hayal kirikligi ile uzgunluk karisimi bir ifade takindi.

-iyigeceler.. dedi. sordugum sorular deli sacmasi miydi yani? bunu kabullenmek gercekten zordu. iyi geceler diye fisildadim kendi kendime, ve yorgun bedenimi yumusak yatagima, yorgun ruhumu renkli ruyalarima biraktim..

iki genc kiz ip atliyorlardi. birisi esmer, boylu poslu ve hos bir kizdi, digeri ise sarisin, alimli sayilabilecek biriydi ve

inanilmaz derecede sedefe benziyordu. sedef gibi altin sarisi saclari vardi. dudaklari kipkirmiziydi, koylu kizindan sehirli kizina

yontulmaya calisilmis gibi bir goruntusu vardi. kizlar oyunlarina eglenerek devam ediyorlardi. birden kerpicten bozma evin

penceresinden bir kadin seslendi: kizlar! kizzz! haydi yemege! ama bir dakika, bu kadini ve kizlari daha once gormemis olmama ragmen

bu ev bana biyerlerden tanidik geliyordu. hatta bu pencere.. o kadar tanidik gelmisti ki, gidip iceri giresim gelmisti. -geldik ana

geldik! iki kiz birden iceri girdi. olayi daha yakindan seyretmek istiyordum. o tanidik pencereden iceri suzuldum ve kizlarin yemeye

basladigi boreklere dikkat kesildim. bir dakika! dedim kendi kendime. bu borekler, bu kap.. bunlari ben firlatmistim buraya, burasi..

derken icerden(mutfaktan) tanimadigim kadinin sesi yeniden duyuldu: kizim soyle serfine aksam yemege de kalsin. serfin kim lan dedim

birden? esmer olan mi? -kizim! kime diyorum? elvinnn! esmer kiz yerinden kalkti. annesinin yanina kostu. birden ben de mutfakta

oldugmu farkettim. genc ve guzel elvin annesinin kulagina birseyler fisildiyordu. arkami dondum. sarisin olan ve sedefe benzeyen genc

serfin; donuk donuk gozlerimin icine bakiyordu. yerden yukardaydim ve bir an beni gordugunu sandim fakat kenara cekilince onunde

durdugum portreye bakmakta oldugunu farkettim. tam portredeki resme bakmak icin dondugum sirada kafami yatagimin yanindaki karyola

carparak uyandim.

buyuk bir inleme sesi cikardim, inanilmaz bir basagrim vardi, ve yine gun dogmadan uyanmistim. -amk ne sikim ruyaydi lan o oyle, diye

soylenerek yatagimda dogruldum. tuhaftir, ne cikmak istiyordum yataktan, ne de yeniden uyumak. ancak birden aklima herzaman sahit

olup da kimseyi inandiramadigim tuhafliklar geldi, hemen yatagimdan firlayip evde gezinmeye basladim, hersey normal gorunuyordu. yerde

yatan kimse yoktu, bahceye ciktim. tuvalet kulubesi karanlikti. hemen coktum mekanima, pakedimi cikardim ama malesef bitmek bilmeyen

paket sonunda bitmisti. amk dedim, sansimi sikeyim. keske ilyas bakkaldan iyi kotu bi sigara alaydim. tam o sirada amcam belirdi.

-naber genc napiyosun burada bu saatte, dedi. cebinden bi samsun cikarip tutusturmaya basladi. -sacmasapan bi ruya gordum, ondan

uyandim. asil sen napiyorsun amca, saat sabahin 5i dedim. -isimiz vardi oglum, dedi. baban rizayi yenice merkeze goturdu, dedi.

-neden? dedim, bi de orada mi dovecekmis?? -babana ayip ediyorsun ama, dedi. adam ne bilsin rizanin zararsiz oldugunu, sana birsey

yapacak sanmis, aranizda bir mesele var sanmis, ondan vurmus adama. elinde de tufegi gorunce.. simdi saglik ocagindalar, baban tedavi

ettiriyor rizayi, pansuman falan yaptilar, biseyi yokmus o kadar zaten.. bir an durdu, sigarasindan acele bir duman cektikten sonra

sozlerine devam etti: sahi sen ne yapiyordun o tufekle kocum?? cevap vermedim. surekli amcamin elindeki sigaraya bakiyordum. -rifat??

bir an uyanmis gibi irkildim. -kus avliyordum amca dedim. -mezarlikta mi? amcam gulumsedi. -amcani da kus sandin sen galiba aslanim,

dedi gulumsemesini artirarak. pakedinden 5-6 tane sigara cikarip uzatti. gozlerim mutluluktan faltasi gibi acilmis ve minnet dolu

gozlerle amcama bakarken sozlerine devam etti: birincisi: tufegi soyle, sigaralari al. ikincisi: bir daha babanin sozunden

cikmayacagina dair soz ver. -tamam amca, dedim. soz amk. tufek olayi da, mezarliktan tirstigim icin yanima aldim dedim. pek inanmis

gibi gorunmese de bu hakikaten dogruydu. sigaralari verdi.. -eee, dedim? ucuncusu neydi peki? -ucuncusu de sana sigara verdigimi

babana soyleme sakin iflahimi siker valla dedi. karsilikli gulustukten sonra iceri odasina yatmaya gitti.

yine yalnizligimla basbasaydim simdi. acaba riza koye ne zaman donerdi? amk bi kafa yedi yamuldu herif. babam da ne kalin kafaliymis

diye dusundum. nedensizce ofkeliydim ona, bir cuval inciri berbat etti amk. uzun marlborodan sonra tadi saman gibi gelmekte olan

samsunu butun cigerlerime cekmeye calisirken sabah ezani okunmaya basladi. -aha, dedim amk simdi dedem kalkar namaza. ufaktan

sivisayim buradan. havanin da ufaktan ufaga aydinlanir gibi olmasindan cesaret alarak koyun ana patikasinda yurumeye basladim.

sigara bulunca keyfim yerine gelmisti, o garip ruyayi dusundum yeniden.. ruyalar garipti gercekten.. cunku uyanana kadar insan

gordugu ruyanin ruya oldugunu anlamiyordu, o anki ruya sacma bilen olsa, butun hayatin oluveriyordu. eger ruyanda olmek uzere isen

hakikaten olmek uzere olan bir insan gibi panik yapiyordun, fakat uyandiktan sonra o onemli anlari zar zor hatirliyordun.

iste bu cok ilgincti ve o zaman da ilginc gelmisti bana. bu dusuncelerle yolda yururken birden durdum. 10 metre kadar uzagimda,

bu sefer cok daha yakinimda bulunan o iri kiyim kapkara kopek tam karsimdaydi. hayvan ne havliyor, ne de hareket ediyordu.

sadece ama sadece gozlerimin icine bakiyordu. hayatimda ilk defa bir hayvanin gozlerinin icine bu kadar bakmistim. hayatimda bugune

kadar gordugum en ciddi insandan daha ciddi gorunuyordu ve sanki bir eskiya gibi, bir alacakli gibi sanki orada oylece durmuyormus

da, onumu kesmek icin bekliyormus gibi bir goruntusu vardi. ellerim bir an tufegi aradi ama onu dun gece peder beye kaptirdigimi

nihayet hatirladim. tam kacmaya baslayacakken, yakinimizda bulunan camiden namaz sonrasi okunan tesbihat ve zikir sesleri duyulmaya

basladi. karsimda bulunan hayvan hicbirsey yapmadan arkasini donup sakin fakat hizli adimlarla gitmeye basladi. ben bu olayi fazla

umursamamistim, cunku bir kopekten en fazla ne kadar korkulursa ondan da o kadar korkmustum. dedim ya, diger turlu efsanelere hicbir

zaman inanmayan, inananla da dalga gecen karakterde biriydim.

aklima yenide gece gorduugm ruya geldi. cidden sadece bir ruyadan mi ibaretti? yoksa hakikaten o evin icerisindeki yasanmis

birseyleri mi gormustum? elvin teyze o esmer kiza cok az benziyordu ama o zaman 17lerinde, simdi ise 70erinde oldugunu dusunursem

ehhhh, normal yani dedim. birden aklima o bakmak icin dondugum ama son anda uyandigim ve nekim oldugunu goremedigim o portre geldi.

hakikaten boyle bir portre var miydi acaba evin icinde? bir onceki gidisimde hengameden dolayi dikkat edememisitm. belki de yillar

oncesinde oradaydi ve suan yerinde yok? ya da belki de hic boyle birsey olmadi, sadece aptalca bir ruya gordum. ama o kiz, serfin..

oylesine dik ve garip bakmisti ki portreye.. elvin teyzenin evine bir kere daha gitmek ve o portreye bakabilmek icin herseyimi

verebilirdim fakat elvin teyzenin bir onceki misafirperverliginden sonra.. sanirim gordugum abuk subuk hayaller gibi, sacmasapan

ruyalarimin da cok uzerinde duruyordum. bu ruyayi unutmaya karar verdim fakat tam o sirada yuruye yuruye vardigim yer elvin teyzenin

evinin onuydu. amk dedim tek yapmam gereken porteye bakmak ve hemen geri cikmak. zaten amk koyunde evler got kadarcik. bi girip

cikacagim alti ustu. 5 saniye bile surmeyecek. amk zaten her ev dingonun ahiri gibi, herkes akraba, es dost akran. kimkime dumduma

herkes enseye saplak gote parmak amk koyunce, 2 dakika girip kacsam ne degisir??? ote yandan da olm rifat dedim hayvanligin luzumu yok

eskiyamisin it dedim. arkami dondum, oradan ayrilmaya karar verdim. ilk adimi atmak uzere ayagimi kaldirdigim anda kisik tonda sesler

duymaya basladim. sesler evin icinden geliyordu. biraz kulak kabartinca seslerin elvin teyzeye ait oldugunu anladim.

-ne olur yapmayin yeter artik, ne olur gidin, bir gun olsun gidin, nolur, yalvaririm nolur... birilerine yalvariyordu, hem de oyle

icten yalvariyordu ki, bu yasli ve zavalli kadina kim ne yapmak ister bu kadar diye hisimlanip sinirlendim ve iceri dalmaya karar

verdim. bir ah cektim o anda, ah amk tufegi kaptirmak ne buyuk eseklik! kollarimi sivadim, yumruklarimi siktim. tam hazirligim

bitmisti ve iceri girecektim ki icerideki ses birden kesildi.

nefesimi tamamiyle tutmus, iceriden gelebilecek seslere konsantre olmustum fakat tuhaf bir sekilde cit bile cikmiyordu.

sanki icerdekiler her kimse, benim evin dibinde oldugumu farketmislerdi. bir an duraksadim, ne yapacagima karar veremedim.

iceri girsem mi acaba diye dusundum ama neyle karsilacagimi bilmiyordum. az onceki siddetli ofkem yerini korkuya

birakmisti. oldugum yerden pencerelere bakiyordum iceriyi gorebilmek icin, ancak en ufak bir hayat belirtisi bile yoktu. ne

yapacagimi bilmez sekilde kosmaya basladim. arkama bakmadan kaciyordum. hemen eve kosup kuzene olanlari anlatmaliydim.

ancak daha eve bile varamadan kuzeni koy cesmesinin basinda gordum. buyuk ve uzeri islemeli, oymali bir testiye su

dolduruyordu. -lan, dedim. haci napiyosun burda? kuzen elindeki gozlemeden bir isirik aldi. -su dolduruyorum kor musun?

kuzenin beni terslemesine aliskin oldugum icin lafi uzatmadan elvin teyzenin evinde olanlara getirdim fakat anlattiklarimi

ciddiye almadi. -sakin kimseye anlatmiza bunu, gulerler sana dedi. -lan kadin izdirap cekiyordu! yardim etmemiz lazim!

dedimse de -adin deliye cikar, kendini rezil edersin dedi. surekli guluyordu. davranislari o kadar aptalcaydi ki bir ondan

nefret ettim. eve gidip baska birine anlatmali ve yardim istemeliydim, hickimse olmasa gidip amcama anlatacak ve bir

sekilde hem o eve girip kadincagiza yardim edecek, hem de o portrenin kime ait oldugunu ogrenecektim.

eve vardigimda yengemler yere kilimleri atmis, tepsilerde hamur aciyorlardi. hemen amcamin nerede oldugunu sordum.

-tarladadir aksama dogru gelir dedi yengem. fakat benim o kadar vaktim yoktu. hemen sedati aramaya basladim, bir iki adam

toplayip evi basmaliydim diye dusundum. ancak ya olay karsiliksiz cikarsa? yani icerde kimse yoksa ve hersey normal

seyrinde devam ediyorsa?? o zaman adim gercekten deliye cikmaz miydi? cikardi.. hemen sedati aramayi kestim ve daha iyi bir

plan icin kollari sivadim. anlasilan oydu ki, bu kadinin evine birileriyle beraber zorla giremeyecektim, o halde stratejimi

degistirip guzellikle girmeliydim. boylece kimseyi evdeki iskencelere, zorbaliklara, nereden geldigi mechul yalvarma

seslerinin gercekligine ikna etmek zorunda kalmayacaktim. eger, gercekten ortada bir alikoyma, bir zulum varsa bu isi

birden fazla kisiyle halledebilecektim veya en kotu ihtimalle birilerini inandirabilmis olacaktim. eger hicbir sorun yoksa

da, kimseyi panige sevketmemis ve kendimi de rezil etmemis olacaktim. derhal sedati aramak icin ara butonuna tekrar bastim.

evinde borek corek ne varsa getirmesini soyledim. butun sorularini gecistirdim. hemen ardindan dedemin kardesinin torunu

olan murseli aradim. ayni sekilde elvin teyzenin cok rahatsiz oldugunu ve ona yiyecek birseyler goturmemiz gerektigini

soyledim. ben de hemen evdeki gozlemelerden kucuk bir tabak hazirlayip yola cikmak uzere bahceye ciktim. yengemler hamur

acmayi bitirmis, hamuru kesmeye baslamislardi. -ya, dedim sizin su gozlemelerden bir iki tane verseniz de elvin teyzeye

gotursem? yengem: -oglum gozlemele yok, baska bisey goturuver, dedi. - e dedim sabahtan beri ne yapiyorsunuz? -manti

aciyoruz evladim, istersen az daha bekle de manti goturuver, dedi. bir an kalakaldim. -ne yani simdi evde hic gozleme yok

mu? -oglum, gozlemelerin hepsi gecen gun bitiverdi ya..

neyse.. dedim. bununla ugrasacak vaktim yoktu. digerlerinin getirdikleri yetiversin dedim amk. asil amacima ulasmak icin

daha fazla bekleyemezdim. ancak arkadaslarla bulusacagimiz yere gitmeden once bi mutfaga gittim ve devasa ekmek bicagini

yanima aldim. ne olur ne olmaz dedim amk. uzerime en kalin montumu gecirdim. bunun tek sebebi bicagi tam olarak, kimseye

belli etmeden saklamam gerektigiydi. evde hizli adimlarla ciktim.. once cesmeyi, sonra camiyi arkamda biraktim. tam kahveye

varacakken yolun karsisindan gelen sedef beni gordu ve yanima kosmaya basladi. amk, dedim icimden. koylu guzeli, ilk defa

seni gordugume sevinemedim. simdi sirasi mi?! sedef: - naber rifat? nasilsin bakalim, dedi en cilveli edasini takinarak. -

sedefcigim su an onemli bir isim var, dedim ancak yanimda yurumeye devam etti. -ne o? haziran ayinda gocuklarini

giyivermissin?? eliyle kolumu kavrayip sikarak yuzunu yuzume iyice yaklastirdi: -ates mi basti??? kolumu ondan sert bir

hareketle kurtarip hafiften de ittikten sonra -kusura bakma, gitmeliyim, dedim ve adimlarimi hizlandirdim. -ne bu terslik

ne oldu simdi! diye bagirdi arkamdan. -ulan 2 gram adamligin var sandiydim! sen de ayniymissin! duymazdan geldim ve

adimlarimi daha da hizlandirdim. arkadaslar beni sozlestigimiz gibi koy kahvesinin onunde bekliyorlardi, sedatin agzindaki

sigarayi dusurmeden konusmaya basladi: -olm senin aklini deli mi sikti amk, haziran ayinin ortas- kes! dedim. uzatma.

garip garip bakinmaya devam ettiler. -neden bu kadar sinirlisin?? -soru sormayi biraksaniz da su kadinin evine gitsek

artik?? dedim. bozuldular ama birsey demediler. bir miktar daha yurudukte sonra, iste, nihayet gelmistik. 3 arkadas,

elimizde tabaklar, elvin teyzenin kapisinin onundeydik.

-hazir misiniz? dedim. -ne icin? dedi mursel. -iceri girmek icin, dedim. -alti ustu elvin nenenin bi elini opucez ne var

bunda gerilecek bu kadar, dedi. amk dedim relax gorunmliyim. sonucta onlara anlatmadim buraya niye geldigimizi. ote yandan

en iyi dostlarimi onlara sormadan etmeden, bile bile buyuk bir tehlikenin ortasina atiyordum belki de? buna gercekten

hakkim var miydi? ama artik bunlari dusunmek icin cok gecti. eve dogru yaklastim, elimi kaldirdim, icime derin bir nefes

cektikten sonra caldim kapiyi. ses gelmedi. yeniden caldm, ses yok. -iceri girelim beyler, kadincagiz uyuyor heralde, dedim.

kapiyi usulca acip iceri girdik. -elvin teyze?? elvin teyze!! kadin ortalikta yoktu. ne ses ne seda. her ev gibi bu ev de

iki odaliydi. sedat: belki de ikinci odadadir, yavasca bakalim, dedi. ikisi diger odaya yavasca girdiler, kadinin icerde

olup olmamasindan daha cok beni ilgilendiren sey ruyamin icine sican meshur portreydi. ama malesef ortalikta portreye veya

cerceveye benzer en ufak birsye yoktu, portrenin asili oldugu duvarda onun yerine uzun ve

tepeden tirnaga gumus islemeli bir ayna vardi. bir an aynaya bakakaldim. iki kucuk genc kizin yuzleri geldi gozumun onune.

kimbilir daha once kac kere bu aynada kendilerini seyretmislerdi? nedendir bilmiyorum ama bu aynadan ev cok daha net

gorunuyordu. sanki butun evin goruntusunu icine hapsetmisti. insanin baktikca bakasi geliyordu. bunca yil eski bir koy

evinde beklemis bir aynaya gore o kadar temiz ve berrakti ki.. aynaya bakmaya basladigim andan itibaren neredeyse tum

detaylari incelemistim. tek birsey haric.. bu mukemmel goruntuyu bozan birsey vardi. kendi gozlerim.. gozlerime bir muddet

baktim ve gayri ihtiyari bagirmaya basladim: gozlerim sasiydi.. butun gucumle bagirarak kendimi diger odaya attim. sedat ve

mursel karsilikli olarak kanepelere oturmus beni seyrediyorlardi. tam o sirada evin kapisi kirildi, diger odada oldugu

icin bunu goremiyorduk ama kapi kirilma sesinin hemen ardindan bir gurultu ve evin icine birilerinin dolusmaya

baslamasiyla ilgili sesler gelmeye basladi.

ayak sesleri ve bagrislar, her yani kaplamisti.. daha neler olup bittigini anlayamadan dort bir yanimdan cekistirilmeye basladim. yaka paca evden disari goturulduk. karanlik veya daha dogru bir deyisle

oldukca los olan evden disari cikinca, evi basanlarin jandarma olduklarini gorduk. komutan: -bunlar mi teyze? dedi. elvin teyzenin elleri belinde, kaslari catikti. -he bunlar yavrum, bunlardan ne

cektigimi bi ben bilirim. -n'oluuyo lannn! birakin bizi! feryatlar bosunaydi. ben, beni tutan askerden siyrilmayi basardim ve bagirdim:- noluyo komutanim ne sucumuz var bizim ? ne yaptik? -bu kadini

oldurup evini soyacaginiza dair bir ihbar aldik ve suc ustu yakalandiniz. -yahu, dedim biz sadece yemek getirdik. -evinde olmayan bir kadinin evini karistirarak mi ikram ettiniz yemekleri?? -yav

gupegunduz ev mi soyulur, biz komsulariyiz lutfen yapmayin birakin komutanim. komutanin kaslari catildi. fevri bir hamleyle yakamdan tuttu. ustumu aramaya basladi. daha elini gogsumde gezdirir gezdirmez

sertligi farketti, montumun fermuarini acti ve ic cebimden disari dogru firlayann devasa ekmek bicagini cikardi. -bu ne lan! bu ne lan! ekmek kesip ikram etmek icin mi getirdin bunu da??

diyecek birsey bulamamistim. hersey o kadar aleyhimizeydi ki.. kilitlenip kaldim oylece. -alin goturun bunlari! diye askere komut verdi komutan/ ben ve arkadaslar karga tulumba jandarmanin eski pusku

arabalarina bindirildik. aglasam aglayamiyordum. elvin teyze oldurmek istermiscesine bana bakiyordu. hayattan tiksindigim ender anlardan biriydi. sedat ve mursel surekli bunun bir yanlis anlasilma

oldugunu anlatmaya calisiyorlardi ama askerler bizi dinlemiyordu. araba yavas yavas jandarma karakoluna dogru hareketlenmisti, arabanin hareketiyle gormekte oldugum goruntu yavas yavas arkaya kayiyordu

simdi. once o ugursuz evin kapisi, sonra duvar, evin bahcesi, meyve agaci, tavuk kumesi, odunluk, tasfirin, agil, ve agildaki koyunlarin su icmeleri icin yalak, yalagin yaninda da derin islemeli, oymali

buyuk bir su testisi.. bir nevi cesme goruntusunde olan bu yalaklar bazen evlerde de bulunuyordu..

ifadelerimizin alinmasinin hemen ardindan gozlerimizi nezarethanede actik. olay hakkinda konusacak takatimiz kalmamisti, susuyorduk. ucumuz ayri ayri odalarin icinde, ayni parmakliklarin ardindaydik.

kumese tikilmis tavuklarda farkimiz yok diye dusundum. aslinda soyleyecek cok sey vardi, ama buna takatim yoktu. arkadaslarimin gozlerine bakacak cesareti kendimde bulamiyordum. hayatim boyunca her

isimde oldugu gibi bu is de ters gitmisti. kapinin ardindaki koridordan bagris cagris sesler geliyordu. tam da su anda bizimkiler bu olayla cebellesiyor olmaliydilar. babamlar, amcamlar..vs onlarin da

basina bir suru is actik diye dusundum. dusuncelerimle bogusmaktan yorgun dustugumu hissettim. hucremin en diger kosesinde iki adet findik faresi birseyler kemiriyorlardi. hemen ayagim dibinde ise cok

uysal bir bocek vardi. hafifce egilip bocekle konusmaya basladim sessizce. -ben delirmedim, dedim ona. -hayat, aklimi zorla elimden aldi.. saatler sonra gecenin koru olmustu iste. -keske, dedim. keske 10

yil olsa cezam, ama en azindan ne kadar bekleyecegimi bilsem. cunku ne kadar bekleyecegini bilemeden parmakliklar ardinda bulunmak insani cildirtiyordu. saat gecenin koruydu ve ben tek bir cit sesi bile

duyamiyordum. koridordaki sesler artik yoktu. uzaktan uzaga gelen bir cocuk sesi beni epey sasirtmisti. bir cocuk surekli annesini ariyordu sanki. ses o kadar flu duyuluyordu ki, net oldugu kadar

belirsizdi. seslere iyice kulak kabarttim: aglayan bir kiz cocugu sesiydi bu.

biz uc arkadas kodeslerimiz ayni odanin icinde fakat yanyanaydi. birbimizi goremiyorduk fakat duyabiliyorduk. o yuzden ne zaman uyuyup uyumadiklarini goremiyordum. kucuk kizin sesi gittikce netlik

kazaniyordu kulaklarimda, sanki tam olarak koridordan bizim kodeslere acilan kapinin arkasindaydi. ama iceri girmiyordu. odamdaki fareler delirmis gibi saga sola kcaisiyorlardi. yerdeki bocek ortalikta

yoktu. icimi bir usume hissi kapladi ama yaz oldugu icin kodeste battaniye yoktu. arkadaslarima sesimi duyurmak istedim ama nedense sesim de cikmiyordu. sanki useniyormus gibi, konusmak agir geliyordu.

vicudum resmen kilitlenmisti. kapi sessizce acildi. kucuk kiz cocugu iceri suzulerek girdi. teni bembeyazdi, o kadar beyaz ve soluk bir teni vardi ki, karanlikta parliyor gibiydi. zifiri karanliga ragmen

cok net gorulebiliyordu. `hafiften yerimde dogruldum. normal bir insanin yapabileceginden cok daha fazla siritiyordu. agzi kulaklarina varmak gibi bir deyim vardi ama bu kizin agzi gercekten kulaklarina

variyordu. isin en garip yani arkadan hala aglama sesi geliyor olmasiydi. kucuk kiz kafasini asiri derecede saga omzunun ustune egdikten ve siritmayi kesip butun yuzunu mutsuz hale burundurdukten sonra

kodeslerin onunde ip atlamaya basladi. gogsumde tarifi imkansiz bir aci hissediyordum. birden bu acinin sebebinin fareler oldugunu farkettim. odamdaki elimi kaldirsam kacisan findik fareleri elbisemin

altina girmisler, tirnaklarini gogsume gecirmis bekliyorlardi. korkmustum. ne diyecegimi bilemiyordum. icimden euzu besmele cektim. kucuk kiz sanki orada oldugumun farkinda degilmis ve beni ilk defa

gormus gibi bana bakti. gozlerini gozlerime dikti. hayatimda hic bu kadar ofkeli bir bakis gormemistim. o kadar cirkin gozleri vardi ki.. bilmedigim anlamadigim bir dilde tuhaf birseyler soyleyip o

igrenc ve kucuk bir kiza ait olamayacak sesiyle cigliklar atti. daha da garibi koridorun arkasindan koyun surusu sesleri geliyordu. surekli duygudum me lemeler kafamda yanki yapmisti.. koridor

baslangicindan bitisine bir koyun surusu gectigine yemin edebilirdim.

gozlerimi actigimda gunes dogmustu. terden sirilsiklamdim. yattigim yerde titriyor ve inim inim inliyordum. -doktor yok mu doktor!/ surekli bir doktor yok mu cagrisi duyuyordum ama ne konusacak ne de

kimildayacak halim kalmisti. yan kodeslerdeki arkadaslarim inlemelerimi duymus bana yardim etmeye calisiyorlardi, beni goremedikleri icin ve ses de vermedigim icin endiselenmis olmaliydilar. hemen elimi

gogsumdeki butun gece farelerin yirtarak kanattiklari yaralara goturdum ama ortada yara falan yoktu. kapi acildi, iceri erlerden biri girdi. - ne var lan ne bagrisiyosunuz! sedat: rifat butun gece

uykusunda sayikladi, cok kotu durumda ne olur yardim edin, dedi. "alakasi yok.." diye gecirdim icimden. tam tersi butun gece uyuyan onlar, uyanik olan bendim. asker burnunu havaya dogru kaldirdi, kaslari

catik vaziyette: -biz bu revir numaralarini cok gorduk aslanim. oturun oturdugunuz yerde! cok terliydim ve ustumu degismem gerekiyordu. aslinda hasta olmak veya olmek umrumda degildi de, sadece bu garip

olaylarin ve ruyalarin neden benim basima geldigini ogrenmek istiyordum. su anda istanbuldaki evimde sicacik yatagimda sehirdeki sevgilim yelizle beraber birbirimizi isitiyor olabilirdik ama ben bu

amina kodugumun kodesinde zaature olmanin esigiindeydim. neden? dedim amk. bu kadar sey ayni anda tesadufen ters gidemezdi. ters gitmeye baslayan seylerin bir cikis noktasi olmak zorundaydi, eger ben bu

noktayi bulup uzerini karalayamazsam bu nokta benim hayatima konulmus son nokta olacakti, bundan emindim.

-tevkif edildiler mi? -yok, dedi babamin sesi. daha belli degil. -bi konusalim bakalim, siz gozukmeyin amca. disardan gelen sesler tanidikti. babamin sesiyle beraber bir cok tanidik ses duyuyordum. kapi

acildi, iceri askerle beraber bizim koyde okumus iki kisiden biri olan yildiray abi girdi. yildiray abi izmirin iyi avukatlarindan biriydi, bucada oturuyordu. olayi duyar duymaz gelmis, butun aileye

mudahele etmis ve herkesi sakinlestirmisti. babamlarin benimle su dakika konusmasinin iyi bir fikir olmadigini savunmus ve benimle yalnizca kendisi muhatap olmak istemisti. icerde hepimizle tek

tek gorustu, bizi buradan en kisa zamanda cikaracagini, bize inandigini ve metin olmamiz gerektigini soyledi. mahkemenin neticesinin cok onemli oldugunu, ihbarin bir komplo olmasi ihtimali uzerinde

durdugunu vs bahsetti. -merak etmeyin, hersey aleyhinize oldugu kadar lehinize de. o kadinin cok eskiden beri gariplikleri vardi ama bu kadarini ben de beklemiyordum acikcasi. neyse, olan olmus artik,

ben sizi buradan cikaririm, diger turlusune ihtimal vermiyorum ama keske o bicak olmasaydi be kocum, dedi. isimi oyle zorlastirdin ki.. ne diyebilirdim ki? hukuk hakkinda en ufak bilgim yoktu, basima ne

gelecegini bilmiyordum. hersey mahkemeden sonra belli olacakti. yildiray abiden sonra gorevliden iki dakikaligina izin koparan kuzen de bizimle gorusmek icin iceri girdi. -gecmis olsun amcaoglu, dedi. ne

oldu size boyle amk? olanlari kisaca anlattim. -vay amk, dedi. ben de sehir disindaydim 1 haftadir, bileydim birakmazdim sizi valla o kadinin evine. manyak lan o kadin. zir deli amk. birgun cok iyi

birgun cok kotu, dengesiz amk. -lan dedim amk, daha 2 gun once cesmeden su doldurmuyor muydun sen? hangi ara sehir disina ciktin? kuzen yuzume dikkatlice bakti. -olm bisey mi icirdiler size burda? guldu.

ne cesmesi ne suyu? sinirlenmistim. benimle dalga geciyor olmaliydi. aksini dusunmek istemiyordum. -iki dakka delikanli ol lan! dedim. sen degil miydin testiye su dolduran?! hani sana deli derler

demistin, dedim. hani gozleme yiyordun? kuzen sasirmisti. - yahu bi kere mantikli dusun, niye su doldurayim? evde cesme diye bisey var. hem bizim testimiz yok ki zaten??

mahkeme salonu tikli tiklimdi.. umarsizca etrafima goz gezdirdim. annem, babam, akrabalar.. herkes salondaydi. kimsenin gozlerinin icine bakamiyordum, sanki bir suc islemisim gibi.. hani adama 40 kere

deli deseler hakikaten delirirmis ya, benimki de o hesap iste, gercek bir suclu gibi basim onume egikti.. basim egikti ama islemedigim bir sucun pismanligindan degil, basima gelen bu talihsizliklerin

dogurdugu bir yilginlikti benimkisi.. artik takmiyordum hicbirseyi, izlemiyordum olaylari, dinlemiyordum insanlari.. insanlar benim uzerimden bir karara varacaklar ve bana ne nasil yasamam gerektigini

soyleyecekledi, ben de yapacaktim.. kulaklarimda tartisma sesleri, iddia makami savci ile yildiray abinin karsilikli atismalari.. yildiray abi garip adam diye dusundum. sen kalk izmirdeki rahatini boz,

buralara kadar gel sirf koylunu kurtarmak icin. hem de hcbir karsilik beklemeden.. hani derler ya kul sikismadan hizir yetismezmis.. bizimki de o hesap, kendi anasini babasini savunur gibi savunuyordu

beni. bir ara ben bile ikna oldum salondaki herkesin benim bir sucumun olmadigina inandiklarina.. derken hakimin o meshur, vakarli ve cumle sonuna koyulan nokta edasindaki kelimeleri duyuldu: "geregi

dusunuldu.." mahkeme salonundaki herkes ayaga kalkti. -sanik sedat sagiroglu ve sanik mursel ergin'in, tutuksuz yargilanmalarina devam edilmek uzre saliverilmelerine, sanik rifat ergin'in tutuklu

yargilanmasina devam edilmesine... bu ne anlama geliyordu? maphus mu kalacaktim? kac yil yedim, yemedim mi? bilmiyordum.. caresiz gozlerimi yildiray abiye dogrulttum, bana gozleriyle "rahat ol, metin ol"

anlamlarina geldigini dusundugum bir iki hareket yapti. mahkeme cikisinda arabaya bindirildim, ancak bu sefer goturuldugum yer farkli bir yer idi, nezarethaneye giden yolun tam tersi istikametine giden

yola dogru hareket edince anlamistim bunu..

goturuldugum yer canakkale cezaeviydi, hayatimin ilk ve tek kogus gunleri burada baslamisti. kogusa adimimi attigim andan itibaren daha once hic tatmadigim bir yalnizlik duygusuyla tanistim. birlikte

ayni ortamda bulundugumuz insanlarla oylesine alakasizdik ki.. ama gariptir, hapishane gunlerim boyunca basima bir tek kotu olay bile gelmemisti. daha kimse bana satasmadan once, hatta sucumun ne

oldugunu bile sormazdan once, bana -nerelisin yigenim, sorusunu sordular. -buraliyim, dedim. -canakkalenin icinden mi?? -evet, abi. -neriynden? -yenice gazasindan. -yenicenin icinden mi? ananin amindan

demek istedim ancak hayatimda filmlerde bile bu kadar tekinsiz adami bir arada gormedigim icin butun sorulara kuzu kuzu cevap veriyordum. -koyunden abi. - hangi koyundensin lan!!! tam o sirada butun

kogus basima toplanir gibi olmustu. sanki bir kavga cikmadan once herkes toplanip kavgayi en iyi izleyebilecegi yeri rezerve ediyor gibiydi. korkmustum. ne diyecegimi bilmiyordum. herkes agzimdan cikacak

iki uc kelimeye bakiyordu. ona gore sisleyeceklerdi sanki. -baskoz.. dedim. iste ondan sonra kusura bakma deyip dagildilar. ne oldugu hakkinda hicbir fikrim yoktu, ta ki ertesi gun kogusun en hurmet

edilen kisisi revirden donene kadar. 70 yaslarinda bir ihtiyardi bu adam:hasan dede. kogustaki herkes tarafindan inanilmasi guc derecede hurmet goruyordu. hasan dede arada bir revir kontrolune gittigi

icin o gun orada degilmis/ tanistigimiz ilk gunden son gune kadar bana sahip cikan, koruyan kollayan biri olarak hayatim boyunca en unutamadigim ve hicbir zaman unutmayacagim biri olmustu. kendisinin de

baskozlu oldugunu, yani hemsehrim oldugunu sonradan ogrendim ki bu yuzden kimse bana satasmamisti. ancak bu adam hakkinda kafama takilan cok sey vardu ve ben hicbirsey bilmiyordum. insanlar tarafindan

inanilmaz hurmet goruyordu. 5 vakit namazinda, inanilmaz iyi yurekli tonton bir ihtiyarin hapishanede ne isi vardi? ayrica hergun uzerine upuzun, uzeri arapca harflerle dolu, guzellik yarismalarindaki

kizlarin veya eski generallerin omuzlarindan bellerine gecirdikleri seritler gibi bir bant takiyordu ve bu banti asla ama asla cikarmiyordu.

kizim, al bu parayi, al su kagidi da. mahmut bakkala ver bunlari da, evin ihtiyaclarini getiriversin. ancak hava kararmak uzere, acele kos da gel he mi kizim?

bu sozleri soyleyen elvinin annesinden baskasi degildi. kucuk elvin, o kadar da kucuk gorunmuyordu simdi. genc ve guzel bir genc kizdi gordugum. paralari ve kagidi aldiktan sonra hizlica evden cikti.

bakkala dogru hizli ve urkek adimlarla gidiyordu. etrafa olumcul bir sessizlik hakimdi. oyle ki, genc kizin her adim atisindalastik papuclarinin topraga degmesiyle cikan ses az daha yanki yapacakti. bu

sekilde bir muddet yuruyen genc kiz, birden bire, sanki yerin yarildigini gormus gibi birden durdu. hizli hizli nefes aliyordu, gogsu cok sik inip kalkiyordu. birseye odaklanmis, birsyelere dikkat

kesilmisti sanki. bir muddet bekledikten ve ben de dikkat kesildikten sonra cok da haksiz olmadigini farkettim. evet, biryerden keskin fisilti sesleri geliyordu. ortalikta kimse yoktu, insana dair

hicbirsey yoktu hatta. sagdaki kerpic evin penceresi acikti. konusmalar oradan geliyordu. genc kiz hafifce yaklasti, biraz daha, biraz daha.. urkek ve yavas adimlarla yaklasiyordu eve. ve nihayet

pencerenin en dibine gelmisti. cok dikkatli dinleyince bile yarim yamalak anlasilan fisiltilar, elvinin kendi gibi genc bir kiz olan arkadasi serfinden geliyordu. -saclarimi taramak mi istiyorsun?? ama

daha az ince taradin ya.. genc elvin birden gozlerindeki yaslarisilmeye basladi. ne olup bitti hakkinda en ufak bir fikrim olmayan ben, elvinin neden agladigini, agladiktan sonra neden agzini

kapattigini ve en ufak bir ses bile cikarmadigini anlamaya calisiyordum. -lutfen bir daha aynayla oynama olur mu.. bazen beni urkutuyorsun, lutfen ceza verme bir daha olur mu.. ne o? begenmedin mi?

serfinin surekli konudan konuya atlayan, alakasiz, baglantisiz konusmalari beni de urkutmeye baslamisti. birden icerdeki sesler kesildi. serfin daha ciddi bir ses tonu takindi: -ne? disarda birileri mi

var? kim??

ne kadar gariptir ki, gozlerimi actigimda yatagimda degil, ayakta, ayetel-kursu okurken, dolanir vaziyette buldum kendimi. hasan dede kollarimdan tutmus, defalarca sarstigi halde uyanmamisim. birden

aglama hissi geldi, butun canimla, kanimla, yurekten, cigerden sarilmak istedim bu islam alimi gibi adama. bir dede gibi, baba gibi ilgileniyordu benimle sagolsun. otur hele, otur dedi. bir bardak su

icirdiler. kogusta biri bana azicik homurdanmaya bile kalksa, hasan dede sahin edasiyla bakip, herkesi sadece kizgin bakislariyla pusturuyordu. yine kollarimdan tuttu, ama bu sefer sarsmak icin degil,

sefkatle, destek olarak. -oglum, dedi. hayat kolay degil. gencsin, delikanlisin. sorunlarin elbet vardir. ama bu cok farkli birsey. sana yardim etmek istiyorum cunku daha once ayni seyleri gordum,

bildim. cok insan gordum boyle uyanan. kimini iyi ettiler, kimi ise bir daha hic uyanmadi! hep oyle dolasti divane divane.. -ne divanesi dede?, dedim. - ne yaptim ki divanelik? // hasan dede eliyle

kogusun mutfagini gosterdi: butun cam, cerceve, tabak canak ne varsa yerdeydi. gozlerime inanamiyordum. -eger basinda ben olmasam bunlar yasatmazdi seni burada. benim tek arzum senin iyi olman evladim.

sen bakma bunlara, sadece anlat bana, neyin var?.. ben mirin kirin edinde kollarimi daha da sikarak gozlerini gozlerime odakladi. gariptir, dedenin masmavi gozleri oldugunu ilk defa o an farketmistim. -

tam olarak... ne gordun!? o andan itibaren hasan dedeye yasadigim herseyi basindan sonuna kadar anlattim. hasan dede telaslanmisti. volta atmaya basladi. kogustaki kimse alisik degildi onun bu

durumuna, her zaman herkese yardim etmis, kogustaki birsuru hirisiz, katili, psikopati adam etmis, en kotu anlarda bile sogukkanli olmasini bilmis biriyken, bu kadar elinin ayagina dolasmasi anlasilir

bir durum degildi orada bulunanlar icin. elbette ben bunlarin herbirinden bihaber oldugumdan garipsememistim olanlari. -simdi, dedi. sana hergun belli dualar verecegim, onlari okuyacaksin. okumadan

yatmayacaksin. sozumden cikmayacaksin. daha once yasadiklarini da unutacaksin, tamam mi pasam? -tamam, dedim. sen nasil diyorsan oyle olsun dedem.

kogustaki herkesle sikifiki olmustum. yeri geliyor yerleri supuruyor, yeri geliyor caylari tazeliyor, yeri geliyor bulasiklari yikiyordum. tuhaftir ama hapishanede guzel bir duzen yakalamistim. eski

hallerimden daha mutlu oldugumu hissediyordum. sanirim beni bu kivama hayat getirmisti. her gece hasan dedenin verdigi dualari okuyor, ve hic ruya gormuyordum. herseyin yoluna girdigine inaniyordum. bir

sabah gardiyanin sesi duyuldu: - genc adam, ziyaretcin var. inanilmaz mutlulugum yuzume yansimisti. hemen yerimden firladim. -haydi bakalim rastgelsin! nidalari yukseldi. beni dusunen, beni unutmayan

birileri vardi.. bu duyguyu maphushaneye dusmeyen hickimse ama hickimse bilmiyordu, bilemezdi.. ziyaretci odasina getirildim, icerideki yildiray abiydi. yuregimi kaplayan sevinc duygusu, iki dakika sonra

yerini mutsuzluga birakacakti cunku haberler kotuydu. -rifat, oglum o bicagi ne bok yemeye soktun bi tarafina anlamiyorum ki! yildiray abi hic ustune vazife olmadigi halde beni kurtarmaya calisiyor,

basarmak istiyordu. basarisizligi kabullenemiyordu. -ulan devletin actigi davadan yirtsan hadi bi sekilde, kadin da sikayetci olmus. hem de sadece senden!\ vay ulan.. dedim. vay anasini.. ne kadar da

nefret burumus icini.. halbuki ben ne yapmistim bu kadina bu kadar? anlamiyordum.. -neyse, dedi yildiray abi. bozma moralini. simdi ben bir sekilde bu kadina sikayetini geri aldirmaya calisacagim, hic

olmadi gidip--- bir an durdu. iyice egildi ve fisiltiyla konusmaya basladi: -ulan hic olmadi gider deli raporu aldiririm kariya. -kadina deli raporu mu aldiracaksin!! bunu gercekten yapar misin? dedim.

-gerekirse evet, dedi. -kafayi mi yedin abi? -ulan, dedi. sanki yalan mi? kari zaten yarim akilli amk delisi, tek yapacagim sey gidip bunu yasal olarak gostermek. sen simdi bunlari dusunme, icerde rahat

misin? -rahatim abi sagol. bana cok iyi bakiyorlar, dedim. -merak etme kocum, su an hukuki olarak bir ceza almadin, sadece yarilanma surecin devam ediyor, sucustu yapildigi sirada hareketlerinin ve

amacinin tehlikeli safhalarda olabilecegi goz onunde bulunduruldugundan dolayi da burada tutuluyorsun, hepsi bu.\ yildiray abi su sisesinden derin bir yudum aldiktan sonra sesini gurlestirdi ve

ciddiyetine ciddiyet katarak: seni buradan ne olursa olsun cikaracagim kocum! aklinda bulunsun! dedi. -eyvallah! dedim.

oksuruk seslerine uyanmistim. hasan dede hasta yataginda acilar icinde kivraniyordu. buna ragmen uzerindeki arapca harflerle yazili seridi cikarmiyordu. butun kogus basindaydi. oksurmekten halsiz kalm

isti hasan dede. mosmor olmustu. hastaliginin ne oldugunu bilmiyor, herhalde astimdir diye dusunuyordum. gardiyanlar apar topar geldiler. dedeyi disari cikardilar. kogustaki herkes ona iyi muamele

yapilacagindan emin olmak istermiscesine gardiyanlara yukleniyorlar, nazik olmalarini salik veriyorlardi. hasan dede daha once de sik sik revire gider, uc bes gunluk kontrollerden sonra geri gelirdi.

ancak bu seferki durumu epey kotu gorunuyordu. gardiyanlardan kollarini guc bela kurtardiktan sonra beni yanina cagirdi. apar topar kosup gittim. once kolunun altina alip bagrina basti, gozlerim

dolmustu.. kulagima egildi: "oglum, dedi. sakin.. sakin ama sakin dualari okumadan yatma. bir bildigim var benim. sakin unutma, dualari ihmal etme, dedi. allah omur verir de gelebilirsem yine.. sana

anlatmak istedigim seyler var..` diye fisildadi.\ -o ne bicim soz hasan dede.. dedim. derken dedeyi ugurladik. uzun bir muddet kogusu derin bir huzun kaplamisti. kimse konusmuyordu, ayibogan necmi

haricinde herkes yemeden icmeden kesilmisti. -neden, dedim bir sabah kahvaltisinda. neden bu kadar umutsuz konusuyordu hasan dede? hastaligi nedir? -bir hastaligi yok, dediler hep bir agizdan. elbette

buna inanmamistim, sanirim hastaligini bana soylememelerini ogutlemisti.. elimi cebime attim.. hasan dedemden bana emanet kalan tek seyi, icinde dualarin yazili oldugu kagit parcasini siki siki kavradim.

hasan dedenin bana anlatacagi sey neydi? ne olursa olsun hastaligini ogrenmeli, gerekirse kacmali, o an bilmiyordum ama bir sekilde olmeden onunla tekrar konusmaliydim. bugune kadar sormadigim sorulardan

dolayi icimi bir pismanlik duygusu kapladi. ofkeme yenik dustum, kalktigim yerden dogruldugum gibi tuvalete gittim. bekir abi tuvalette elini yuzunu yikiyordu. -hasan dedenin hastaligi ne?! -hicbirsey,

dedi bekir. elimi cebime atip dualari cikardim. -eger soylemezsen, bu dualari burada yirtacagim, dedim. blof yapiyordum, cunku velinimetimin sozunu ilk once ben cignetmez, cignemezdim. ancak hasan

dedenin beni bekir abiye emanet ettigini bildigim icin dedenin dualar konusunun vehametine degindigine ve bekiri bu konuda tembihledigine de emindim. -kanser.. dedi bekir abi. -akciger kanseri..

kogustaki gunlerimden biriydi.. taze demnlenmis cayimdan bir bardak almis ve ranzama gitmistim. kitap okumak gibi daha once tanismadigim ilginc bir aliskanlik edindirmisti bana hasan dede.. cay icip

kitap okumak en buyuk zevkim haline gelmisti. cok sikistigimi hissettim. lan altima iseyecektim neredeyse. "herhalde bobreklerimi usuttum gece" diye dusundum. tuvalete icinde allah kelami olan dua ile

girmedigim icin, cebimden duayi cikarip kitabimin ayracinin oldugu yere sikistirdim. hemen tuvalete kostum. kabinlerden birine girip saliverdim dalgayi. isedikce rahatliyor, rahatladikca aldigim nefesten

tad aliyordum. tuvalet, kabinlerden olusan lise tuvaleti gibi umumi bir yerdi. birden tuvaletin lambasindan gelen isikta titremeler olustugunu farkettim. isemem henuz sonlanmamisti, bu yuzden kabinden

cikip isiga bakamiyordum. kabinin icindeyken lambayi degil, sadece lambadan sizan isik ve onun hareketleri goruluyordu. "bir bocek var onunde herhalde" dedim icimden. nihayet isemem bitti, temizligimi

yapip ustumu basimi toparladiktan sonra tam disari cikacakken umumi tuvaletin kapisi carpildi. hemen soldaki pencereye baktim ama pencere kapaliydi. ceyran yapacak birsey yoktu ortada. "allahallah.."

dedim. yukari lambaya baktim, lambada bir tuhaflik yoktu. ancak isik durmadan titriyor, sanki lamba hareket ediyormus gibi yon degistiriyordu. arada golgeler de oluyordu; sanirim buradan goremedigim

kadar kucuk hayvanlarin golgeleri cok buyuk gozukuyor diye gecistirdim. ellerimi yikamak icin lavabo butonunu cevirdim, ama su da akmiyordu. lan dedim taharet muslugundan kovaya su damliyor sabahtan

beri.. o nasil oluyor o zaman. urkmeye baslamistim. hemen kapiya yoneldim. tum zorlamalarima ragmen kapi acilmiyordu. bagirmaya basladim. -bekir abi! selman abi! halil abi! ses seda yoktu. sesimi

duymuyor olmalarina hayret ediyordum. butun musluklari cildirmis gibi acmaya calistim, hepsini sonuna kadar actim, bir damla bile akmiyordu. tuvaletin penceresinin manzarasi yoktu, duvarla bitisik

haldeydi. duvarla pencere arasinda cok kucukn bir bosluk vardi. bizim maphushane bodrum kati gibi normal birinci kat yuksekliginden bir merdiven assagiya insa edilmisti. canakkale cezaevine gittiyseniz

bilirsiniz. inanmayan gidebilir. birden bire butun sular akmaya basladi. son raddesine kadar actigimdan midir nedir, delirmis kudurmus gibi su akiyordu, tam kapatmak icin yoneldim ki, pencere ile divar

arasindan kedilerin gectigini gordum. bana bakmiyorlardi, ama sira halinde bir dunya kedi geciyordu. birden isiklar da gitti, o kucuk, bembeyaz kizin huzunlu ve bulanik, hicbir netligi olmayan aglama

sesi kulaklarima pelesenk oldu. butun gucumle kapiyi tekmeliyordum. dua okumak istiyordum ama hangi duayi okusam yarisinda aklim karisiyor, bir turlu bitiremiyordum. tam o sirada kapi acildi.

bembeyaz tenli, normal sartlar altinda guzel denilebilecek bir kiz oldugu halde, gozlerinin tuhaf renginden, yuzundeki acayip orantisizliktan midir nedir, o surekli agit yakar gibi aglayan kizin cirkin

surati bir an gozumun onune geldi. iceriye, hasan dededen sonra en cok hurmet goren, bir nevi kogus agasi vekili sifatinda olan fehmi abi ile onu takip eden bekir abi girdi. -oglum, dedi fehmi abi. sen

kafayi mi yedin? -abi dedim, sulari gostererek. -sullar! sullar! -tamam sakin ol! garip bir sekilde konusamiyordum. cenem kilitlenmisti. agzimdan kelimeler zar zor cikiyordu. suratimda bir egrilik yoktu

ama agzimi birden acamiyordum. bekir abi sulari kapatti. beni hemen hasan dedenin yatagina yatirdilar. bir yudum su icip sakinlestikten sonra fehmi abi: oglum sen manyak misin, neden bagirdin o kadar?

dedi. -e abi kapi uzerime kilitlendi, biriniz gelip acmadiniz, dedim. -lan kendin kilitledin ya! sonra da defolun gidin beni yalniz birakin diye bagirdin ya!. ustune sulari actin, isiklari kapattin.. \

afallamistim. aksini iddia etmek icin agzimi actim ama artik konusmak cidden canimi acitiyordu. bunlar dogru degildi. bunlari asla kabul etmeyecektim. insanlarin gozunde deli durumuna dusmeye alismistim

artik, ama ben bunlari yapmadigimi da biliyordum, deli olmadigimi da.. oturdugum yerden kalktim: -kusura bakmayin abiler.. dedim. yatagima gittim, kendi yatagima uzanip kitaptan sonra degil, kitaptan

once dualarimi okumak istiyordum. ancak beni bir surpriz bekliyordu, bir baska deyise simdi neden ilk once kendi yatagim yerine hasan dedenin yatagina goturuldugumu anlamis oldum. ben tuvaletteyken

icerde de garip bir hadise vuku bulmus, cikan olaylarin ardindan iki kisi tartismaya girip olayi tatsiz boyutlara getirince kucuk capli bir kavga cikmis. tam o sirada caydanligi tasiyan recep abi de

kavgadan nasibini alinca, butun caydanlik yatagima dokulmustu.. buyuk bir korku icinde, titreyen ellerimle kitabimi actim, kitap umrumda degildi, ancak icindeki dualar okunmaz hale gelmisti. buyuk bir

ofkeyle kendimden yasca buyuk psikopatlara oyle bir baktim ki, herkesin basi onune egildi.. bana degil de, hasan dedeye olan mahcubiyetlerinden ileri geliyordu bu.. asil ben simdi ne bok yiyecektim,

oturup dusunmeye basladim.

-iceri gel... en hulyali ve gizemli havasini takinmis olan serfin, odasinda usulca oturuyordu. elvin iceri girdi. -kapiyi cek... elvin soylenenleri tek tek yapiyor, kapiyi da cektikten sonra iceri

gecip oturdu. serfin, arkadasina elindeki bir bardak soguk serbeti uzatti: -simdi sunu bitir. -neden? bu nedir? diye sordu elvin. -soru sorma, kotu bisey degil. bir cesit buyu ama zararsiz. ailende ona

karsi yazilmis bir dua, tilsim varsa ona zarar vermemesi icin bunu icmen gerekiyor. elvin kocaman gozlerini arkadasinin gozlerine dikmis, korku ve dehset icinde bardagi aldi. tam dudaklarina goturmek

uzereyken birden geri cekti.. -ben emin degilim ya. korkuyorum.. -bisey olmayacak, dedi serfin. guven bana. hem onunla tanismak isteyen sen degil miydin?? elvin caresizce bardagi yudumladi, ve yavas

yavas bitirdi.. -tamam mi? dedi. serfin gulumseyerek -evet, diye fisildadi. -yaklas... odanin icerisinde buyukce bir legen vardi. legenin ici su doluydu, suyun icinde ise buyukce bir hamamtasi.

hamamtasinin icinde de su vardi. -hadi, seyret, dedi serfin. iki arkadas legeni film seyreder gibi seyretmeye basladilar. legenin icinde ne gorduklerine dair hicbir fikrim yoktu, ancak elvinin sordugu

soruyla birden irkildim: -kim bu kiz?? serfin: yukari koyden biri.. ismi ayse. -ne kadar cok koyunu var.. elvin saskinlikla tasin icini seyrederken, bir diger yandan odanin icinde tuhaf bir hareketlilik

vardi sanki. ilginc bir sekilde bazi mumlarin golgesi varken, bazilarinin golgeye dair hicbirseyi yoktu. bazi nesnelerin golgeleri asiri derecede orantisizdi. ancak ve ancak cok dikkat edilince

farkedilebilen ayrintilardi. -hazir misin artik? dedi serfin. seni gormek istiyor. elvinin elleri yerinde durmuyordu. paniklemis gibi bir hali vardi. -sonra yapsak olmaz mi? -olmaz! eger yuzyuze korkarim

diyorsan aynadan bak, dedi serfin. elindeki ucgen seklindeki iri ayna parcasini kapiya dogru tuttu. elvin aynaya buyuk bir korkuyla, zar zor bakiyordu. kapiya arkasini donmus olarak, aynanin yansimasi

araciligiyla, arkasinda bulunan kapiya bakiyordu. ilginctir, ne kapida, ne de elvinin arkasinda en ufak bir kipirdama olmadigi halde, elvin, avuclarini sikmaktan kanatmaya baslamisti bile. tam o sirada

bir kapi gicirtisi duyuldu. resmen kapi acilma sesiydi bu, hemen kapiya baktim ama kapida en ufak bir degisiklik yoktu, ben hicbirsey goremezken, elvin cigliklar atmaya basladi. saci basi alevlerle

tutusturulsa, ancak boylesine bir korkuyla, boylesine bir aciyla bagirabilirdi bir insan..

gozlerimi actigimda tuvaletteydim. beton duvar manzarali pencereden sanki cok guzel bir manzara seyrediyomus gibi bakiyordum. surekli birseyler mirildaniyordum. once dua okuyorum sandim fakat

bir sure sonra tuhaf, anlamsiz, ne dili oldugunu bilmedigim birsey mirildangidimi farkettim. ruyanin etkisi yavas yavas kaybolmaya basladiktan sonra mirildanmayi kestim. hemen korku ve dehset

icinde kapiya yoneldim ama umumi tuvaletin kapisi zaten dunden kirikti. muslugu actim, akiyordu. elimi yuzumu yikadiktan sonra iceri gectim, cogu kisi uyuyordu hala. halil abi her zamanki

gibi baglamasini cikarmis,bir seyler tingirdatmaya calisiyordu ama bekir abi surekli eliyle ona "sessiz cal sunu amk" komutlari veriyordu. yatagima oturdum, vucudumdaki tiremeler hala

gecmemisti. psikolojim oylesine bozulmustu ki, duvarlar ustume ustume geliyordu sanki. artik cikmak istiyordum bu amk yerinden ama elimde sabretmekten baska bir cevher yoktu. caresizligi en

aci demlerine kadar tadiyordum, ne olursa olsun, insanin istedigi halde cikamadigi yer bir cennet bahcesi bile olsa, insan bundan nefret ediyormus gercekten. tipki evlilik gibi.. tipki mutlu

mesut ailenin yaninda, memleketin olan guzel koyunde kaldigin halde o berbat ruyalari gormek, o garip olaylari yasamak gibi.. tipki icinde hasan dedenin de oldugu bu berbat mapushane gibi..

bu dusunceler arasinda gidip gelirken gardiyanin sesi duyuldu: -rifat ergin! ziyaretcin var! ziyaretci odasina gittim. yildiray abiyi bekliyordum ama gelenler sedat, mursel ve kuzenimdi.

nasil oldugunu bilmedigim ve anlamadigim bir sekilde beraat ettikleri haberini verdiler. aslinda nasil beraat ettiklerini kendilerinin de pek anladiklari soylenemezdi. -yildiray abinin isleri

iste.. dedi sedat. -sagolsun, canla basla savundu bizi. delil yetersizliginden mi, iyi halden mi ne boksa iste ondan saliverildik. ha, bi de elvin yenge bizden sikayetci olmamis, dedi mursel.

-su orospuya yenge demiyor musun hala, agzinin ortasina vurasim geliyor! dedi kuzen elini havaya kaldirarak. sedat, onun kolunu indirdi aceleci ve konusmasinin bolunmesini istemeyen bir

tavirla. -haci, eminim ki sen de yakinda cikarsin, senden sikayetci olmasaydi simdiye coktan cikmistin bile.. dedi. butun bunlar beni derin dusuncelere gark etmisti. -nasil yaparsiniz, nasil

halledersiniz bilmiyorum, dedim. ama bir sekilde, o deli rizayiyakasindan tutup buraya getirin, dedim. -ona sormak istedigim birsey var. bir an en yakinlarimin gozlerinde hayal kirikliklari

gordum, cok sacma birsey soylemisim gibi bana uzun uzun baktilar. -yav bilader, yanlis anlama ama, sen cikinca kendin gorus istersen onunla. sinirlenmistim. bagirmaya basladim; -allah

belanizi versin! defolun lan! defolun gidin lan buradan! istemiyorum hicbirinizi gormek! defolun!! defol ulan! sanki tokat yemis gibi, hisimla odadan ciktilar. bir tek mursel boynunu egerek

yavas yavas odayi terk etti. gardiyanlar hemen odaya girip bana mudahele ettiler. -bi doktor cagirin, sakinlestirici vursun suna! yaka paca tekrar iceri goturuldum. yatagima gomuldum, artik

ne okuyacak kitabim vardi, ne de duam. ne olaylara direnecek metanetim vardi, ne de acilarla yuzlesecek dirayetim kaldi. ne hayatimi yasayacak takatim vardi, ne de yasanacak bir hayatim..

kogusta gunler gecmek bilmiyordu. can sikintisi ile odanin icinde volta atip duruyordum. bekir abi tuvalete girdi, o sırada tekrar gardiyan isteksiz bir bicimde ziyaretcimin oldugu anonsunu yapti.

yildiray abiyi beklerken, koyumun kizi, bu olaylar olurken en ihtiyacim olan sedef ten baskasi degildi bu gelen. ciceklerin ve koyun kokusunuda getirmisti yaninda. isil isil bakan gözleri beni eziyordu.

sonunda konusmaya basladi ve "nasilsin" dedi. "iyiyim" dedim. en ihtiyacim olan sey sarilmakti ama bu seferde demirler izin vermiyordu kavusmamiza. bir anligina herkesi herseyi unutmustum tek istedigim

sedefle konusmak ve basbasa bir gun gecirmekti. oylesine ihtiyacım vardi ki ona. en sonunda onun o cezbedici guzelligine, bakislarina dayanamadım olan tek bir gardiyani yanima cagirdim lutfen

parmakliklar ardindan konusalim dedim, izin vermedi. o an sinirim tavan yapmis bir halde belindeki jop a odaklandim ve kaptigim gibi indirdim kafasina. gardiyanin yere dususunu izledim. anahtarı aldim,

kapiyi actim ve sedefin dudaklarina yapistim. ellerime hakim olamadan muhtesem boyutlardaki goguslerine gitti ellerim. yavas yavas cozdum dugmeleri ve var gucumle yalamaya ve emmeye

basladim. sedef usulca inlerken bende o muhtesem vucudunu arzum ve istegimle kasip kavuruyordum. ufak ve atesli opucuklerden sonra. onunla birlikte olma istegim beni arka planda tuttu ve

sedefin henuz olmaz diye bagirislari karsisinda hicbir tepki vermeksizin ona sahip oldum, kusursuz kalcasini ve o gidis gelislerimi hic unutamadim. isimi bitirdigimde sedefe tekrar bir

opucuk kondurup onu koye yolladim. gardiyan ha uyanmisti ha uyanacak, bir seyler yapmaliydim ama ne ..

gardiyan yavas yavas uyanmaya baslamisti, hizli hareketlerle anahtari beline koydum ve kogustaki yatagima girdim, dakikalar sonunda gardiyan sertce girdi iceri, rifat gel buraya diye. bekir abi aramiza

girmeye calisti, neler olyor gardiyan demeye calisti ama cok gecti. gardiyan beni soguk, buz gibi, daracik bir odaya cektikten sonra acimasizca yumrukluyor, tekmeliyor, tokatliyordu. ama bir terslik

vardi. kucukken okulda yedigim dayaklar kadar acitmiyordu bu dayaklar canimi, aksine gucleniyordum git gide. daha kuvvetleniyor, daha hırslaniyordum. ama icten ice bitecekti bu gucum biliyordum.

gardiyanin benimle isi bittiginde, basimdan assagi akan sicak bir sıvı hissettim, kirmiziydi bu sıvı, uyudum.. derince uyudum. oratsından ikiye ayrilmis bir ip vardi yerde, ufak bir eve bakiyordum iki

odali iceriden ciglik ve feryat sesleri geliyordu. ellerime baktim kucuktuler, kiyafetime baktim etek giyiyordum, evet evet kucuk bir kizdim ben. kimdim ben.. korkmustum, ufak bir klubeye yurudum kacmak

icin korkularimdan, cigliklardan. tuvaletti burasi, eski puskuydu, icine girdim sari isigin aydinlattigi bu ufak klubenin. kenara cekildim agladim o tiz sesimle. dinledim, metalik sesler vardi disarida,

korktum. tabure cektim kirik klubenin camina, ufak ayaklarimla ustune bastim taburenin izledim disarisini, kimse yoktu. zifiri karanlikti ortalik. ama bir isik gordum sari, sapsari, aydinlatmaya

calisiyordu bu korkunc geceyi. odaklandim.. son hatirladigim kirilan kapi ve cigligimdi.. uyandigimda tuvaletteydim, bekir abi vardi yanimda elimi yuzumu yikadi, neler oldu kocum anlat dedi, sustum,

israr etmedi dondu yatagina. yuzumu yikadim, can cekisen lamba aydinlatiyordu tuvaleti, titredi titredi sondu.. tekrar geldiginde tuvalet kabininin acik kapisindan, bana sari gozleriyle bakan kucuk bir

kiz gordum..

"minesseytanirracim-bis.." koy mezarligindaki dev cinar tum ihtisamiyla gozlerimin onundeydi iste. bizim koyun caylarindaki kurbagalardan meralarindaki verimsiz bok yesili topraklarina kadar hersey teker

teker aklima geliyordu. "mafissemavativemafil-" elinde kana bulanmis bardaklar guya bulasik yikamayan calisan ve durmadan siritan burusuk suratli nineler. surekli tuhaf hareketlerle oynayip zurna gibi

birsey otturen garip golgeler.. birden aklima giriveren cirkin suratlar, surekli haddinden fazla siritan yasini basini almis garip insanlar.. lan dedim, ne oluyor, neden bir turlu tamamlanmiyor dualar?

evet, hasan dedenin bana emanet biraktigi gunluk okunmasi gereken dualarim gidince ben de bildigim koruyucu dualari okuyarak uyumaya karar vermistim, ancak olmuyordu. dualari tamamlayamadan aklima

tanidik bildik, veya tamamen yabanci, tuhaf tuhaf goruntuler geliyordu. kafam karisiyordu durmadan. dualar bitmek bilmiyordu. bitmedikce slklyordu, siktikca boguyordu, nefes alinmaz hale getiriyordu.

soyle cikip guzel guzel hava alacak mekan da yoktu ki amk maphushanesinde.. adi ustunde amk, nereye cikiyosun? ancak ve ancak dua okumaktan vazgecince gidiyordu kafamdaki cirkin goruntuler. aklima

istedigim guzel goruntuyu getirebiliyordum. dedim amk, bari okumaktan vazgeceyim, cok cok sacmasalak ruyalar goruyorum, kimseye bir zararim yok. ki zaten korkacak birsey yok, yalniz da degilim. tum kogus

erkekleriyle kari koca gibi ayni mekanda sabahliyorum. hamam gibi amk. hasan dede gitti gideli herkes isini gucunu salmis, bir disiplinsizlik alip basini gitmisti.. heryerde les gibi ter kokulari, ayak

kokulari, yikanmamis bulasiklar, taaa tuvaletin icinden buraya kadar gelmeyi basaran les gibi tuvalet kokusu.. sahi, dedim bir an. nasil da unuttum? kapisi kirikti ya tuvaletin. kimbilir ne zaman tamir

edilirdi? belki de hic.. bizim orrrrrospu cocugu hapishane muduru, valiligin cezaevi icin ayirdigi odenekle ceplerini doldurmaktan firsat bulabilir mi hic? ki zaten bu amina kodugumun yerine

dusmuslerden baska gelip de bir goz atan mi var sanki.. tabaklarimiz kirilsa acimizdan oluruz lan amk yerinde.., diye dusunmekten kendimi alamadim. bu dusunceler icerisinde ranzamin tavanina, yani bekir

abinin yataginin alt katinda yazan yazilara bakarak, derin bir uykuya biraktim kendimi..

"gene ne yapiyor bu allahin delisi?" diye gecirdim icimden. "hem de gecenin kor karanliginda??" deli riza, elindeki buyuk balyozla mezarliktaki eski ve tassiz mezarlara birseyler cakiyordu. elindeki

kerestelerle mezar tasi yapmaya calisiyor gibiydi. bir sure, garipsemek, anlamaya calismak ve dalgaya almak gibi, karisik, karma bir tavirla, yarim agiz gulerek seyrettim onu. her ne halt ediyorsa cidden

komik gorunuyordu. bir an, ellerinde tutmakta oldugu keresteleri ikiser ikiser mezarlara cakmaya calistigini gorunce, gevur usulu hac isareti yapiyor sandim ancak biraz daha yakindan izleyince durumun

hic de oyle olmadigini gordum. cunku riza, elindeki ikiserli olarak caktigi tahtalari mezarlarin taslarinin olmasi gerektigi yere degil, mezarin tam ortasina, yani olulerin gobegine cakiyordu. benim

farkimda degil gibiydi.son derece kendi halindeydi. yaklastim. ben yaklastikca balyozdan cikan sesler kulagimi daha cok acitiyordu. iyice yaklasmistim artik. tam o sirada riza elindeki balyozu yere

birakti. bogru inip sisiyordu, asiri yorgun bir hali vardi. bir an bir bebek sesi yirtti kulaklarimi. yeni dogmus bir bebegin aglama sesleriydi bunlar. bir an durdum, rizanin beni goremediginden iyice

emin olduktan sonra, sesin nereden geldigini anlamaya calistim. ses o kadar siddetliydi ki nereden geldigi tam olarak anlasilamiyordu. birden bebek yutkununca sesin yonu belirlendi kafamda. bebek sesi

acik olan mezarlarin birinden geliyordu. mezara dogru gitmeden once donup rizaya baktim. oturmus bogure bogure agliyordu. yavas yavas mezara yoneldim. assagi bakmaya korkuyordum. ama ses oyle acili

geliyordu ki, bebegin yardima ihtiyaci vardi. hafifce egildim: mezarin icinde bir bebek cesedi vardi, tamamen cansiz ve hareketsiz duruyordu ancak bebek aglamasi sesi hala kesilmemisti. tam -nasill?

derken o anda arkamdan biri tarafindan feci sekilde mezara itildim. bebegin arkasina dusmustum, kollarim ve dizlerimdeki deri cok fena zedelenmisti. yukari baktigimda rizanin alayli gulusuyle

karsilastim. elindeki balyoz degil, kurekti bu sefer. ne yapacagini coktan anlamistim ama bunu yapmasina izin vermeyecektim, vermemeliydim..

manyak gibi mezari tirmanmaya basladim. dustukce yeniden tirmaliyordum. allahim, bu nasil bir kabus dedim. dorduncu denememde de basarisiz olmutum. yeniden geriledim, topa vurmadan once bir iki adim

geriledikten sonra kosarak vurus hizina ivme kazandiran futbolcu gibi, gerilmis, firlamaya hazir bir ok misali kostum, bu sefer mezarin cikisina ulasmayi basarmistim. ellerimden biriyle topragi oyle bir

avuclamistim ki, tirnaklarimin ici tamamen toprak ve borti bocekle dolmus, isaret parmagimin tirnagi ise kirilmis ve muhtemelen kanamaya baslamisti. sol gozum beni uyariyordu, cunku sol tarafimdaki

hareketlilik hic de hayra alamen gorunmuyordu. riza balyozunu kapmis geliyordu. butun gucuyle balyozu havaya kaldirdi, eger bir saniye icerisinde birseyler yapmazsam balyoz parmaklarmi kirmak bir yana,

un ufak edecekti. var gucumle kirilmis ve keskinlesmis tirnagimi rizanin bacagina sapladim. saplar sapmalaz da butun gucumle batirip assagi dogru yardim. buyuk bir inleme sesinin ardindan riza elindeki

balyozu hemen arkasindaki mezarin icine dusurdu. bir anda ortamdaki seslerin iyice cosmustu, bebek aglamasi seslerine havlama sesleri karisti. var gucumle tutunabildigim mezardan gorebildigim kadariyla

gozu burumus bir kopek, manyak gibi ustumuze geliyordu. bir an dikkat kesilince bu kopegin sedefle beraberken gordugum, ve hatta daha sonrasinda da caminin yaninda karsima dikilip uzun uzun bana bakan

kopek oldugunu gordum. tamamen parcalayip yok etmek icin geliyordu, hayatimda hic bu kadar kudurmuscasina kosan birsey gormedigimi dusundum ve korkuyu iliklerime kadar hissettim. tek umudum, tek umudum

rizanin benden onde olmasi ve ilk onu parcalamasiydi. tam o sirada riza, topuklariyla ellerime butun giciyle abanarak basti, paldir kuldur yuvarlanarak mezarin icine yeniden dustum. sol elimin ortadaki

uc parmagini neredeyse hic hissetmiyordum. basimi kaldirdigim anda kopek kudurmuscasina mezara daldi. ne yapacagimi bilmez halde, gayri ihtiyari, saglam elimle ve olanca hizimla bebek cesedini hayvanin

uzerine attim. kopek bebegi havada kapmis, saniyeler icinde parcalara ayirmis ve ayirmaya da devam ediyordu. geriye kalan son gucumle, kendimi mezarin diger tarafindan disari atmaya calistim. gene bir

elimle cikisi kavramis, insanustu bir eforla mezardan cikmayi basarmistim.

cildirmis gibi kosuyordum, kopek bebegi bitirirse pesimden gelir miydi? riza arkamdan topallaya topallaya geliyordu. hayatimda hic boyle kactigimi hatirlamiyordum. bir an bunun bir ruya olmadigina ikna

oldum. kosmaya devam ediyordum. koy kahvesi her zzamanki yerindeydi. gece yarisi oldguu icin kapaliydi elbet, ama benim aklim basimdan gitmisti. cildirmis halde camlari tekmeleyip yumruklamaya basladim.

"ne olur yardim edin! ne olur kimse yokmu!" dort bir yandan tuhaf bir ensturman sesi geliyordu. saz desen degil, klarnet desen degil. sesler tinili ezgilerle parcalanmiyordu, uflemeli bir caligininki

gibi tertemiz ve netti, ancak nedense bunun telli birsey olduguna emindim. sesler muzik gibi degildi, son derece cirkin ve akortsuz, duydukca insanin aklini yerinden oynatan cinsten sacmaliklardi. koy

kahvesinden sonra sirada??? cesme vardi. var gucumle kosmaya devam ettim. cesmeye vardigimda nefes nefese kalmistim. saril saril su sesleri geliyordu ancak yalagin ici bombostu. gorunurde bir damla su

yoktu. artik kosacak halim kalmamisti. su da icemedikten sonra nasil kosabilirdim??? birden kendimi umitlendirdim. cesmeden sonra sirada karsima cikacak olan bina camiden baska birsey degildi. birden

icimde yalvarmayla, yakarmayla karisik bir umut istegi belirdi, icime bir gunes dogmustu sanki. evet, camiye gidersem belki rahat ederdim. var gucumle kosmaya devam ettim. sol elimi neredeyse hic

hissetmiyordum. agzim kupkuruydu, nefes alisverislerim inanilmaz derece anormal seyrediyordu. caminin oldugu alana gelir gelmez bunun tekrar bir ruya oldguuna ikna oldum, cunku cami yerinde yoktu.

koydeki hersey yerli yerindeyken cami yoktu. koskoca caminin yerinde bombos bir alan vardi. bombos alan elbette tam olarak bombos degildi, kerestelerle dev bir "x" isareti tum zemini kaplamisti. tam yere

yigilacakken cesmenin oradan delirmis kopek, agzinda bebek kafasiyla belirdi. beni gorunce kosma hizini iki katina cikaran devasa hayvan, bana olan nefretini kusma babinda, beni gorur gormez

havlayabilmek icin agzindaki bebek kafasini yere dusurdu, bogure bogure havliyordu simdi, hizli kosmaktan ayaklari sendeliyor, arada bir dengesini kaybediyordu. neye ugradimigi sasirmis halde, butun

gucumle allah! diye bagira cagira kacmaya basladim. hayvan surekli bana yaklasiyordu ama, cok degil, bir iki dakika sonra bizim evin girisindeydim iste. kurtuldum lan! dedim. kurdultum! hemen dedemlere,

amcamalara, hemen evime siginmaliydim, bagira cagira "yardim edinnnnn!" feryatlariyla eve kostum, evin bahcesindeydim simdi, kulaklari sagir edecek kadar tirlamayan garip bozuk sazimsi ensturmanin cirkin

sesi maximum dereceye ulasmis, kulaklarimi patlatacak raddeye gelmisti. evin bahcesinin tam ortasinda butun gucumle kosmaya devam ediyordum. hava koyu mavimsi bir hal almisti. birden seslerin bahcedeki

kulubeden geldigini farkettim. bu igrenc, akortsuz, cirkin sesler kulubeden geliyordu. bir an durdum, gozlerimi hizli hizli sagda solda gezdirmeye basladim. tahtadan yapilmis odunluk ambar kapisinin

tahtalarinin arasindan berisi gorunuyordu. karanlikta parlayan bir cift gozun uzerime odaklanmis oldugunu farkettim..

son hiddetimle bagirarak yattigim yerden firladim. derin bir nefes cektim, cezaevindeki yatagimda, uyanmis ve oturur vaziyetteydim ancak bir sorun vardi. kabustaki birseyler devam ediyor gibiydi. o

tuhaf, saz sesine benzer, telli ve akortsuz igrenc ses devam ediyordu. karsimda halil abi yataginda arkasi donuk vaziyette oturmus, saz caliyordu. birden herkes ayni anda kafasini kaldirip bana bakmaya

basladi. butun herkes tum dikkatleriyle uzerime odaklanmis halde faltasi gibi gozlerle beni izliyorlardi. -n'oluyo/ dedim gucsuz bir sesle. insanlar ayni insanlardi, tek bir farkla: herkesin ama

istisnasiz herkesin gozleri sasiydi. - rifat oglum kendine gel.. o kadar kisa surede yanima kadar nasil geldigini anlayamadigim fehmi abi iki elini birden arkasinda kavusturmus, sanki komik birsey

varmis gibi siritarak benimle konsuyordu. -rifat, oglum beni duyuyor musun? bir yandan benimle konusuyor, bir yandan da siritmasi artiyordu. ellerimi degil, ayaklarimi kullanarak, resmen ayaklarimla

yataga tepik atarak, kendimi tuvalete atmak icin yataktan bir fuze gibi firladim ancak yanlislikla kafami duvara gecirdim. o hizla kendimi durduramamis olmaliydim/. iste simdi saz sesleri kesilmisti.

herkes basima toplanmisti, ve normal gorunuyorlardi. yinr tuhaf bir sekilde uyanip, insanlardan kacarak gidip kafami duvara vurdugumu soylediler. kafamin acisiyla yavas yavas duvara coktum. aci

cekiyordum.. kafamdaki aci belki de bana beyin travmasi gecirtmeye yetecek kadar siddetli bir aciydi ama cektigim aci bu degildi. butun bu vuku bulan olaylarin acisi kafami degil, yuregimi sizlatiyordu

artik. gucum kalmamisti. o an gayr-i ihtiyari aglamaya baslagidimi hissettim. hungur hungur degil, sessiz sessiz, icli icli agliyordum. tipki o koyunlarini kaybeden kiz gibi.. bekir abi battaniyesini

uzerime gecirdi. iki kolumdan kavrayarak -haydi, dedi. -haydi kalk abicm, yavas yavas.. yardim etsenize lan! biri cayimi getiriyor, oteki bir torbaya sarilmis buzu kafama koyuyordu. kafamin acisindan sag

gozum gormuyordu. elimle ogusturdum. sol gozumu de ayni elimle ogusturduktan sonra sag elimle cayima seker atmaya, yine sag elimle cayimi karistirmaya basladim/ birden kafamda simsekler sakti. sol elimi

hic kullanmadigimi o an farkettim ve yine o an dehset icerisinde gordum ki; sol elimin orta uc parmagini neredeyse hic ama hic kimildatamiyordum..

-bu boyle olmayacak.. buna baska bir care bulmali.. \ hernekadar alcak sesle konusurlarsa konussunlar, konusmalarini gayet net duyabiliyordum. kogus agalari, abilerim, buyuklerim, hasan dedenin

yoklugunda bana ve garip hallerime care ariyorlardi. -bekir, oglum kos git gardiyanlari cagir bakalim.. fehmi abi cenesini sivazliyordu, kendinden emin durusu ve olaylara mudahele eden, sahip cikan,

koruyucu abi kivamindaki ifade, gozlerinden kolaylikla okunabiliyordu. gardiyanlar geldikten sonra uzun uzadiya konusan fehmi abi, orospu cocugu hapishane mudurumuz ile randevu ayarlamaya calisiyordu.

saskin vaziyette olan biteni seyreden ben, insanlarin bana aciyan gozlerle baktigini yeni farketmistim. evet, sanirim herkes delirdigimi dusunuyordu. uzun uzadiya randevular, gorusmeler neticesinde,

tutuklu vaziyette bir hastaneye veya rehabilitasyon merkezine gonderilecegimi ogrendikten sonra, hayat benim icin biraz daha cekilir bir hal almisti durust olmak gerekirse. hapishane duvarlari arasinda

iyice boguldugumu hissediyordum, bu bana iyi gelecekti. hatta bir sure icin de olsa deli numarasi yapmaliydim belki de? kimbilir, bakarsin deli olur suctan da yirtarsin.. sonra bir an gulumsedim: bunun

icin sanki rol yapmama gerek varmis gibi.. dogal halim insanlarin deli oldguuma inanmalari icin ziyadesiyle kafiydi.. apar topar randevular ayarlandi, iki elimde kelepce, iki kolumda iki asker, canakkale

devlet hastanesinin yolunu tuttuk..

hapishanenin kapisindan disari ciktigim o anda, sanki daha once hic nefes almamisim gibi alabiligim kadar oksije icime cekiyordum. -vay amk, dedim. meger ozgurluk e kadar guzel biseymis.. ellerimde

kelepcelerle soyluyordum bunu. ozgur oldugum fala yoktu, sadece bir nebze de olsa rahatlamistim, ruhum diginlesivermisti. gozlerim, yuzum, tenim, hayat bulmustu.. askerlerle bir jandarma jipine binip

tahmin ettigimden cok daha kisa surecek bir yolcuuga koyulduk. canakkale devlet hastanesine vardigmiz anda askerler, kollarimda kelepceler oldugu halde sanki her an kacabilecek bir zanli , bir katilmisim

gibi siki sikiya tutuyorlardi. ferah ve ic acici bir hastaneydi burasi, en azindan bir hastane ne kadar ferah olabilirse burasi da o kadar ferahti. ortamda keskin, agir ilac kokusu, suratlari bes karis,

beton gibi sagda solda gezinen, bilgileri araciliyla insanlarin saglarini yerlerine getiriyoruz bahanesiyle ceplerinden haftaliklarini, hatta ayliklarini calacak olan orospu cocugu doktorlar, hademeler,

ve elbette olum kuyruguna girmis, mr, tomografi kuyruklarinda daha teshisleri bile konulamadan can veren gariban hastalar.. beni hic oyalanmadan psikiyatri odasina goturduler. uzun muddet disarda

bekletildikten sonra askerlerin hastane yonetimine, bashekime, bahsekim yardimcisina ve benimle gorusecek doktora, benim hakkimda, kimim, neyim, neciyim, ne amacla buraya geldim gibisinden bir takim on

bilgiler verdiklerini goruyordum. herseye ragmen parmakliklar ardinda olmamak inanilmaz guzel bir duyguydu. -haydi kimilda! erlerden iyi davranmayan, orospu cocugu olani beni cekistirerek merdivenlere

itti. -buradan ikinci katmis. merdivenleri askere inat agir agir ciktiktan sonra psikiyatrist hilal hanimin odasinin kapisina vardik. asker kapiyi tikladi ve uzun zamandan sonra ilk defa normal biriyle

konusacak olmanin heyecani icerisinde odaya ilk adimimi attim.

-gel bakalim.. guleryuzli bir doktordu hilal hanim, icten bakislari, canayakin tavirlari, insanin icini isitiyordu. profesor veya onun gibi tasakli bir unvani oldugundan herhalde hafiften yasini basini

almis bir hanimdi ama gercekten cok icten ve kafadengi biriydi. -soyle otur bakalim.. hilal hanimin hic bitmeyecek gibi duran gulumsemesi, acaba konusmanin sonunda da bu halini koruyabilecek miydi? hic

sanmiyorum, dedim kendi kendime. -anlat bakalim, nasilsin, hayat nasil gidiyor?? konusmak istiyordum aslinda, anlatmak istiyordum herseyi, oldugu gibi, tum ciplakligiyla.. ama cesaret edemiyordum ki..

acikcasi birisi bana yasadiklarimi, gordugum ruyalari anlatsa dalga mi geciyon diye samari yapistiridim diye dusunuyorum. hilal hanim birden gulumsemeyi birakip ciddilesti. -konusmak istemiyorsun

herhalde?? lan bi de soyle bisey var dedim kendi kendime, eger konusmazsam beni cezaevine geri yollarlar bu ibneler. en kotu kabusumu anlatmak bile sessiz durmaktan iyidir dedim. tam lafa baslayacakken

kapi tiklandi. -girin.. iceri giren askerlerden sevimsiz ve orospu cocugu olani: -doktor hanim, bu hastanin basinda durmamiz gerekiyor, eger sizin icin de bir sakincasi yoksa. -ne munasebet ya! cikin

disari! hastane hademesi ekrem bey elinde koca bir fincan kahveyle, halihazirda acik bulunan kapidan iceri girdi, kahveyi hilal hanimin masasina birakti. -baska bi emriniz var midir dohtor hanim? hilal

hanim cerceveli gozluklerinin arasindan kaslarini catarak daha da sert bir ifade takindi: -beyefendileri disari alalim ekrem. doktor hademeye kukrercesine bakiyordu, hademe askerlere birsey diyecek gibi

oldu fakat askerler de hademeye dovecek gibi bakmaya basladilar. zavalli adam ne yapacagini bilemeden tepsisini kucaklayip apar topar disari cikti. -sizi son kez ikaz ediyorum beyler, disari! aksi halde

guvenlik cagiracagim! \ayni er, yinr cevap verdi: -doktor hanim, elimizde emir var, bu adam bir cezaevi mahkumudur, elleri kelepceli bile olsa, sizinle ayni odada yalniz olarak bulunmamasi icin

elimizde emir var. asker, elindeki dosyayi agir agir yuruyerek yavas ve uyuz hareketlerle hilal hanimin onune birakti. o ne kadar yavassa, doktor hilal da bir o kadar hizli, atik ve ofkeli hareketlerle

dosyadaki tek bir kagit olan uygulama metnini cikarip gozumun onunde parcalara ayirdi. tam o sirada guvenlik gelmisti. -beyleri disari alalim lutfen.. guvenlik gorevlileriyle askerler yaka paca

tartismaya basladilar ki, doktor bana bakip yeniden gulumsedi: -birazdan devam edecegiz, dedi. hayretler icerisindeydim, hayatimda hic boyle bir doktor gormedigimi itiraf ettim kendime..

-sen bu emri nasil cignersin! bu emir savciligin emridir! -sictirtma emrine lan haddini bil once! hastane burasi hastane! ne bagiriyosun! terbiyesiz herif! hilal hanim munakasadan oturu bir hayli

muteessir olmustu. kalin cerceveli gozlugunu cikarinca esmer teni daha da ortaya cikiyordu. gozlugu katlayip kagitlari parcaladigi duzlemin uzerine birakti. avuclariyla yavasca gozlerini, yanaklarini

ogusturuyordu. hareketlerine bezginlik hakimdi. bir sure sonra guvenlik gorevlileri askerleri odadan siktretmeyi basardilar ve kapiyi cekip kilitledikten sonra kaldigimiz yerden devam ettik. bu kadina

oylesine kanim isinmisti ki, ne kadar sacma olursa olsun, inanmayacagini bilsem bile, basimdan gecen herseyi tum detaylariyla anlatmaya karar verdim. elbette vaktimiz yeterli olmadi, bir yerden sonra

kendisi durdurdu zaten. -yeterli.. dedi. -ihtiyacim olan sey ayrintilar degil, tam olarak nasil hissettigin, sorunlarin, ve elbette ki semptomlar. -semt ney??\ guldu.. orasi benim isim, bosver. simdi

senden birsey rica etmek istiyorum, (iki adet kagidi uzatarak) su formlari doldur. birinci form kayit formu. git asker abilerine, hastaneye kaydini yaptirsinlar. -hastaneye mi yatiyorum! dedim heyecanla.

-evet. sana bir oda tahsis edecegiz, bundan sonra hergun sik sik sohbet edecegiz. ikincisi ise hastaneyle ilgili degil. tamamen seninle ve tedavinle ilgili. sadece orada gordugun sorulara durust cevaplar

yazmani rica ediyorum. anlastik? \ en son kelimeyi oylesine gulumseyerek soylemisti ki, "anlasmaz olur muyuz ulan amina koyayim" diye bagirasim gelmisti. derhal kagitlari kaptigim gibi en alt kata

yollandim. tum itirazlarina ragmen, kufrede kufrede kayitlarimi yaptilar. tedavim boyunca tutuklu olarak hastanede yatacaktim. bunun basta cok harika birsey olacagini dusunmustum, ancak ilerleyen

gunlerde pek de oyle olmayacagini gorecektim. omrumden omur calan bu hastane, bana dunyanin kac bucak oldugunu pek yakinda ogretecekti..

hastanedeki ilk gecem evlere senlikti.. kalici misafir oldugum icin, kapimda sike sike nobet tutmak zorunda kalacaklardi orospu cocuklari diye sevinirken askerlerin degistigini farkedince hevesim

kursagimda kaldi. plastik bardakta cay, boktan hastane yemekleri ve sigarasizlik beni delirtmek uzereydi. hadi herseye tamam, hapishanede en kotu sartlara alistigim icin bunlar koymuyordu, ama o

sigarasizlik yok mu sigarasizlik.. cezaevinde surekli birilerinden otlanabiliyordum, ancak burada benim sigarami kim, nasil, nereden temin edecekti ? askerlerden baska kimse yoktu, onun da bana bir

faydasi yoktu.. bir kolumdan yatagima kelepcelenmis vaziyette, civilendigim yerden televizyon izlemek, belki ilk birkac gun icin guzel gorunmustu gozume.. -telefon var mi?.. -ney? -telefon.. birini

aramam gerek de. oturdugu yerde uyuklamakta olan asker, basini miskin hareketlerle kaldirip "senin yuzunden burada nobet tutuyoruz, anamiz sikildi orospu cocugu" der gibi baktiktan sonra -yok. dedi ve

kestirip atti. aradan birkac saat henuz gecmisti ki, kapi caldi. -hastanin ziyaretcisi var.. tepemde nobet bekleyen erbas cevap verdi -gozetim altindaki hastanin ziyaretcisi olmaz. arkadan ciglik

cigliga vicir vicir tanidik bir ses geldi kulagima -siz de gozetim altinda gorusturun o zaman kardesim! bu sesin sahibi sedeften baskasi degildi. kulaklarima inanamiyordum. -olmaz baci, don geri,

isimizi zorlastirma. -ya birakin dedim! birak be kolumu! sedef kapidaki askerden yakayi kurtarmis, iceri dalmisti. ikinci askerden kurtulamayacagini bildigi icin, yillardir degismeyen, tipik numarasina

basvuruyordu. -abim, asker abim. bak sen de burada gurbettesin, uzaktasin. evinde koylun cocugun karin yavuklun vardir. -bacim lutfen.. sedef hic sozu kesilmemis gibi devam etti. -abim, ben

yavuklusuyum bu delinin. nolur izin verin, iki dakika goreyim. hem ne zararim olur ki benim? siz de basimizda durursunuz hem. ikiniz birden durun isterseniz. hadi be abim nolur yalvaririm nolur nolur

nolur... asker, sedefin yurekten cilveli yakarislarina daha fazla dayanamadi. bu yalvarmalarin yurekten olmadigini bilen tek kisi ise bendim. -tamam, ama sadece 2 dakika ve bizim gozetimimizde. -hay

allah senden razi olsun, hay sen cok yasa emi! \ sedef hemen yanibasima oturdu. kelepceye bagli elimi siki siki kavradi. birden aglamakli oldu. hickiriklar bogazinda dugumlendi, gozyaslarini zor

tutuyordu. agzindaki kelimeler, aglamamaya calisarak, kendini sikarak guclukle cikiyordu disari. -seni cok ozledim! dedi fisilti ve aglamakli ses tonu karisimi bir sekilde. bu manzarayi goren

askerlerden biri disari cikti, otekisi de yavasca kalkip, odanin icinde bulunan tuvalete girdi, ama kapiyi acik birakti. sedef bunu firsat bilerek hemen yuksek sesle konusmaya basladi -sen simdi bu

hastane yemeklerinden de bikmissindir!!! borek yaptim sana ellerimle!!! -oha kizim, dedim. daha bir gun olmadi geleli. \ hizli hareketlerle "susss" isareti yapti/ cantasindan bir kap borek

cikardiktan sonra sozlerine devam etti. -canin da cok sikilir senin simdi burada!!! al sana en sevdigin kitabi getirdim!!! \ sedef, hizli hareketlerle kitabi ellerime tutusturdu. asker: -haydi

bacim yeter artik bu kadar! zor durumda birakiyosun bizi! sedef ustunu basini toparladi. son bir kere sarildiktan sonra apar topar, anlamli anlamli bakarak cikti. saskindim. sedefin gelmesine ayri,

olanlara apayri bi saskindim, cunku benim en sevdigim kitap diye birsey yoktu.. hicbir zaman olmamisti..

gozlerimi actigimda vakit seher vaktinden biraz evvelceydi. hava aydinlanmak uzereydi. odada veya baska herhangi biri yoktu. "lan tuvalete nasil gidicem" dedim, kollarimdan

biri yatagin demir borusuna kelepceli vaziyetteyken.. birden bir "cit!" sesi duydum. kolumdaki kelepce aciliverdi. hemen yerimden kalktim. kapiyi usulca actim, nobet bekleyen

kimse yoktu. koridorlar karanlikti, -nasil isik yanmaz amk hastanesinde, dedim. usulca yurumeye basladim. attigim her adim deli gibi yanki yapiyordu. o kadar sessiz ve bos

gorunuyordu ki heryer. lambalari nasil yakacagimi bilmiyordum. hastane pencerelerinden sizan ciliz isik zifiri karanligi los hale getirebiliyordu ancak. usulca merdivenlerden

assagi indim. assagi katin da ust kattan bir farki yoktu. pencereden disari bakayim bari dedim. disarda bembeyaz bir giysi giymis, otururken elindeki cubukla yeri eseleyen ve

basi onune egik oldugu icin yuzu gozukmeyen biri haric, kimsecikler yoktu. uzun olan saclari nedeniyle yuzu gorunmeyen bu beyaz elbiseli kimse, elindeki cubukla zemindeki

kumlara carpi isareti ciziyordu. isin daha da garibi, bu kisinin oturdugu yerde normal sartlar altinda 3 katli, yuvarlak bir bahce havuzu olmasi gerekiyordu. hastanenin

bahcesinde teknolojiden eser yoktu, her yer cimlikti. bizim askerlerin arabasi da yoktu ortalikta. sasirmistim. istikametimi hastane cikisi olarak belirledikten sonra

adimlarimi hizlandirdim. neler olup bittigini anlamak istiyordum. en alt kata indim. butun bilgisayarlar acik oldugu halde danismada hic kimse yoktu. heryer tek kelimeyle

bombostu. -amk ne bicim hastane lan burasi, dedim kendi kendime. -acil de kapali mi acaba??? yok artik?? \ hizli adimlarla gitmeyi bir kenara birakip kosmaya basladim.

hastane kapisina varir varmaz bahceye bakmak istedim ancak bahce oteki tarafta kalmisti. kapidan cikip bahcenin obur tarafina dolasmam gerekiyordu. elimi kapiya uzattim:

kilitliydi. -oha lan noluyo! dedim saskinlik icerisinde. once bi sagima soluma baktim, sonra kapiyi tekmelemeye basladim fakat ise yaramiyordu. kapinin camini kirmaya karar

verdim. beni goren biri var mi diye arkama baktim once. sonra tekmelemek icin onumu dondum ve doner donmez kapinin hemen onunde bembeyaz giyinmis bir kadin elini cama koymus

bana bakiyordu. o cirkin suratli kizin buyumus hali gibiydi. hastanenin dort bir yaninda son ses alarm calmaya basladi. arkama bakmadan kaciyordum simdi, zemin kattan birinci

kata cikar cikmaz alarm sesleri, ses rengini koruyarak bebek aglamasi seslerine donustu. butun gucumle odama kosuyordum, tek arzum odama ulasmakti. bunun icin sadece bir kat

daha cikmam gerekiyordu. birinci kati ikinci kata baglayan merdivenleri ikiser ucer atladim. hemen odami ariyordum. odamin numarasi "103"tu. 91, 93, 95, 97... diger odalar yan

koridordaydi. hemen diger koridora saptim, 98, 100, 102.. tek numarali odalar ciflerin karsisinda olmaliydi. 99, 101... 101 numaradan sonra gelen odanin numarasi sokulmustu.

kapisina tahtalar carpi isareti seklinda cakilmis, muhurlenmisti.. caresiz koridorun sonundaki pencereye kadar kostum. artik kosacak, kacacak bir yer kalmamisti. pencereden

assagi baktigimda, butun bahcede koyunlarin otlamakta oldugunu gordum. kahverengi coban kopegi, ve az once yere birseyler cizen kiz koyunlarini guduyordu simdi. basini usulca

kaldirdi ve en basindan beri o pencerede oldugumu biliyormus gibi, her zamanki gibi basini yana yatirarak bana bakti.

cinlama sesleriyle gozlerimi actim. yanimdaki asker cayini karistiriyordu. kabuslara aliskin oldugum icin, uzun uzun esnedikten sinra son derece sakin bir sekilde pencereden disarisini seyretmeye

basladim. hava bozuktu, yagmur ciseliyordu. asker, gulumseyerek -gunaydin, dedi. ben saskinlik icerisinde -emin misi? diye sordum. asker bana ben askere garip garip bakmaya basladik. askerler tarafindan

iyi muamele gormeye pek aliskin degildim ne yalan soyleyeyim. ama bu baska bir askerdi. kisa sari sacli, surekli gulumseyen, halden anlayan, iyi kalpli bir anadolu genci, yurdum delikanlisiydi.. -

kahvaltin 5 dakikaya gelir, kahvaltiya ek olarak baska birsey istersen bana soylemen yeterli.. \ hep bu ani bekliyormus gibi heyecanla firladim: -sigaran var mi kardes?? isminin ercan oldgunu

ogrendigim nobetci arkadasim, cebinden bir paket anadolu cikardi. pakete suratimi eksiterek bakarak "ulan harbiden de anadolu insaniymis" diye gecirdim icimden. -hic oyle bakma, dedi ercan. -bundan iyi

sigarayi ureten yok. yoklukta tavuk siken adam misali yumuldum pakete. -yahu dur kahvaltiyi bekleseydin, dedi ercan. -kahvaltiyi etmesem de olur, dedim. cildirmis gibi atesledim sigarayi, 1 gun boyunca

neredeyse hic icmemistim. az sonra kapi tiklandi, hademe ekrem abi kahvaltilari getirmisti. hastanenin dandik yemeklerini yedikten sonra ercan elimdeki kelepceyi cozdu sagolsun. ikinci sigarami hastane

penceresinden bahceyi seyrederek iciyordum. bahcede hersey yerli yerinde duruyordu. 3 katli ve bombeli bahce havuzu her zamanki yerindeydi. -rahatca tuvaletine gidersin kardes, dedi. ancak disari cikip

beni de zor duruma koyma e mi.. -ayip ediyorsun, dedim. bir sure sonra canim sikildi, sedefin getirdigi kitabi aldim, ziyaretci koltuklarindan birine oturdum. kitabin kapaginda dev harflerle "ozgurluk"

yaziyordu. yazar yabanciydi, "allahallah" dedim. biraz karistirdim, bir hastanin basindan gecenleri anlatiyordu. -herhalde bana hediye vermek istedi, buldugu ilk kitabi alip getirmis, diye dusundum. -

kim okuyacak bunu simdi.. kitabi komidinin uzerine firlattim. o sirada iceri ikinci asker girdi. -buyrun efendim, 103 numara burasi. yildiray abim bir elinde dosyalar, odaya girmisti. -burada oldugunu

ogrenir ogrenmez geldim, nasilsin bakalim? dedi. disardaki asker, elimdeki kelepcenin cikarildigini gorunce, ercana bagirmaya basladi -napiyosun lan sen delirdin mi! yildiray abi askerlere dondu: -

beyler, musade ederseniz muvekkilimle yalniz gorusmek isterim.\ askerler odayi terk ettiler. yildiray abi, bana dikkatle odaklanmis sekilde, ellerini birlestirerek kambur vaziyette oturmaya basladi,

gozlerini bana dikti: -nasilsin, iyisin degil mi? seni niye buraya getirdiler biliyor musun? -evet, dedim. psikolojim cok bozuldu, bir psikiyatristle gorusmek icin buraya getirildim. yildiray abi

gozlerime inanmamis gibi bakti: -bak aslanim, davada cok mesafe katettik. seni cikarmamiz an meselesi, boyle seylere hic gerek yok.. -ben deli degilim! diye atladim. -ben deli degilim, deliymis gibi

davranmaya calismiyorum, tek istedigim cezaevinden sucsuz ve aklanmis sekilde cikmak, delirmis sekilde degil.. \ avukat yildiray, kaslari catik vaziyette yere bakiyordu. asiri derecede dusunceli,

biraz da tedirgin, daha dogru bir deyisle gergin gorunuyordu. -sakin, dedi. -sakin ola bu hastane isini abartmayim deme.. iki gun yat ve hemen kogusuna geri don. -buna ben karar vermiyorum abi,

dedim. -bunu ben planlamadim! -tamam sakin ol! -bunu ben planlamisim gibi davranmaktan vazgec o zaman!! ofkelenmistim. bir sigara daha yaktim. -burada sigara icmenize izin veriliyor mu?? dedi. -

kimin umrunda??? ... yildiray abi sabrinin tastigini gosteren bir iki hareket yaptiktan ve biraz homurdandiktan sonra -bak kocum, dedi. -buraya gelmemin sebebi iyi oldugunu gormek ve sana ifadenle

ilgili birsey sormakti. seni anliyorum, cok zor gunler geciriyorsun, moralin, sinirlerin cok bozulmus. o yuzden sana kizamiyorum. simdi bana ne olursa olsun dogru cevap ver, tamam mi??? tepkisiz bir

sekilde sigarami icmeye devam ettim. - o gun emniyette ifadeni verirken, bicagi neden uzerinden tasidigin hakkinda ne soyledin? \ biraz dusundum, hatirlamaya calistim. gayr-i ihtiyari, kendimi

savunma icgudusu ile, korunmak icin demistim. -kendimi korumak icin, cevabini verdim. -kimden? -bilmiyorum, sadece guvenlik icin tasidigimi soyledim. -tamam, cok guzel. bu kadari yeterli. seni yakinda

buradan cikariyoruz, simdiden hazirligini yap, dedi ve bir iki dakika sonra yanimdan ayrildi.

-haydi bakalim, dedi ercan. -doktor hanim seni bekliyor.. ercanin bu sozleriyle oturdugum yerde irkildim. -dur yahu, sigarami bitireyim. -olmaz, vakit yok, dedi.\ dun geceden doldurmus oldugum

depresyon testi kivaminda sorular barindiran kagidimi yanima aldim. ercan, cebinden cikardigi sakizlari bana uzatti ve -al at bunlrari agzaina, kultabagi gibi kokuyorsun, ayip olmasin. \ sakizlari

agzima attim, yanimda ercan, onumda hademe ekrem abi, hilal hanimin odasinin yolunu tuttuk. tam kapiyi tiklayip iceri girecekken bu sefer de hademe ekremin mudahelesiyle karsilastim: -cikarsana yahu

agzindaki sakizi, ayip degil mi? fessuphanallah cektim ve kapiyi tikladiktan sonra doktorla ikinci seansimiza basladik. -soyle bakalim, bu gariplikler ne zamandan beri oluyor? \ -bu yaz, koye adimimi

attigim gunden beri, dedim. -hayatim altust oldu, kabuslarim hayatimi yasanmaz kiliyor.. -bunlar gayet normal seyler, dedi doktor hilal gulumseyerek. - peki rahatsizligim ismi nedir doktor hanim?

sorunum neymis tam olarak?/ doktor, kalin cerceveli gozluklerini cikardi. -onemli, kaydadeger bir sorunun yok. ancak seni ugurlamadan once seninle biraz daha sohbet etmek, seni bir muddet daha burada

misafir etmek isteriz, tabii senin icin de bir sakincasi yoksa.. -elbette yok, dedim. her yer cezaevinden daha iyidir diye dusundum. gorusme, bekledigimden de kisa surmustu. 25 dakika icinde sonlanmis

ve simdi odama dogru gitmek uzere kapidan cikiyordum, ama koridora ciktigim anda ercanin ortalikta olmadigini gordum. soracak kimse de yoktu. isin dogrusu, odama donmeyi hic mi hic istemiyordum. firsat

bu firsat diyerekten bahceye cikmak istedim. cunku suclu muamelesi gordugum icin, geldigimden beri disari cikamamistim zemin kata indim, hastane tiklim tiklimdi. ruyamdaki kilitli kapiyi acarak disari

ciktim. 3 katli minik bahce havuzuna kadar yurumeye karar verdim. yalniz halde yurumek, acik havada gezinmek, nefes almak, ne kadar guzel seyler bunlar diye gecirdim icimden. "bu kadar temiz hava yeter"

dedim ve ercanin verdigi anadolulardan birini cikarmak icin elimi cebime daldirdim ama sigaralar odamda kalmisti.. yukari cikacak olsam bir daha bahceye cikamayabilirdim. odamda kaldigini bildigim halde

son bir umut aranmaya devam ettim, arada surekli kufrediyordum. havuzun basindaki bankta simsiyah saclari kivir kivir, benim yaslarimda bir genc oturuyordu. -hayrola kardesim, ates mi lazimdi? dedi.

yok, dedim. sigaram bitmis.. -al benden yak, dedi. -hay allah razi olsun senden.. \ bankta elemanin yanina oturdum. -ben burak, dedi. -rifat.. -memnun oldum rifat kardes. hayrola bir yakinin mi hasta? -

yok, dedim. ben hastayim. - hadi yaa, gecmis olsun, neyin var? - ah, onu bir bileydim.. dedim. bir bileydim..

burak, masmasvi gozleri, bembeyaz bir yuzu olan yakisikli bir gencti. fakat her daim yuzunde beliren bir aci, bir somurtkanlik, bir "ne bok yiyecez simdi lan" ifadesi vardi. yarali bir sibirya kurdu

gibiydi. kendisine dusmanlik edene havlamiyordu, isirmiyordu, fakat bakislariyla isirmaktan beter ediyordu. -hayrola, dedim. karadenizde gemilerin batmis gibi bir halin var kardes.. senin neyin var?\

burak, sigarasindan derin bir nefes cektikten sonra cevap verdi: -babam.. dedi. babam bu hastanede. 3 ay bile yasamaz, olur dedi doktorlar. ama 3 yil oldu hala bu hastanede. cikisini alamiyoruz bir

turlu. zamaninda doktorlarin uyguladiklari bir tedaviye cevap vermis galiba, ya da onun gibi birsey.. bu yuzden nasil olsa olecek diye uzerinde turlu turlu ilaclar deniyorlar, denek olarak kullaniyorlar

babami.. \ burak derin derin somuruyordu elindeki sigarayi. sigarayi agzindan hic ayirmadan iciyordu, dudaklarinin kenarindan agir agir yanaklarina suzulen dumanin arkasindan, masmavi gozleri

parliyordu. -peki neden buradasin? neden babanin yanina gitmiyorsun?? dedim. -babami neredeyse 1 yildir gostermiyorlar bize. en son gorevlilerden birini kafalamistim, o benim icin bir fotografini cekti.

fotografi gordugum andan beri hergun oluyorum.. hem de her gun... gozleri doldu, hala yanmakta olan sigarasini tek yumrugu icinde sikip burusturdu. -babana ne oldu??? diye sordum saskinlik ve merak

icerisinde. burak kipkirmizi olmustu. -uzerinde denemedikleri kimyasal kalmamis, rengi sapsari olmus, normalde olmasi gerektiginden kat be kat yasli gorunuyor! vucudunda dokulmedik tuy bile kalmamis..

ve 3 yildir bu sekilde benim babam bir kobay! dusunsene, ayni seyi senin babana yaptilarini bir dusunsene! \ kanim donmustu.. soyleyecek tek bir kelime bile bulamiyordum.. bu kadar aci ceken birine ne

soylenebilirdi ki? bir an kendi sorunlarimi fazla buyuttugumu, aslinda benim dertlerimin zerre kadar onem teskil etmedigini dusundum, saygiyla karisik bir acima duygusu hissediyordum ona karsi.. -peki,

dedim. polise falan gitmediniz mi hic? -polis hicbir sey yapmiyor. cok cok gerekli mercilerden bir sorusturma aciliyor, ama sadece acildigiyla kaliyor. gitmedigim yer kalmadi, emniyet mudurlugu,

kaymakamlik, orduevine bile gittim. cokmus gozlerinden bir damla yas suzuldu/ titrek ellerle bir sigara daha yakti ve sozlerine devam etti: -ben artik babamdan umidi kestim rifat. benim babam

yasamiyor.. benim babam her gun aci ceken her allahin gunu can cekisen bir adam.. buna hayat mi denir? buna yasam der misin sen?? ben babami gormekten de gectim, artik tek bir dilegim var. o da babamin

olmesi!!! bu sozler yuregime ok gibi saplanmisti. bir insanin babasinin daha fazla aci cekmemesi icin olmesini istemesi cok aci vericiydi.. -isin daha da kotu olan kismi ne biliyor musun kardes???

babami daha fazla aci cekmemesi icin oldurmeme bile izin vermiyorlar.. babamin yattigi odayi cok iyi gozetiyorlar, ve kimseyi kabul etmiyorlar.. bir an durdu, masmavi gozlerini gozlerime dikti. tam bir

sey soylemek icin agzini acacakti ki, birbirinden hizli kosan bir duzine adamin uzerimize atlamak uzere olduklarini gorduk.

cok gecmeden bunun sebebini anlamistim, basimda nobet dikecek askerler, yoklugumda komutanlarindan gereken fircayi yemis, derhal pesime dusmuslerdi. gercek bir suclu olmadigim ve sucluluk psikolojisine

bir turlu alisamadigim icin, hic kacmis, firar etmis gibi hissetmemistim kendimi. simdi odama tamamen kilitlenmis, basimdaki nobetci sayisi da ikiyken dorde cikarilmisti. amk, dedim lan kacacak olsam

coktan kacardim ne yarrak kafali adamsiniz.

geceleyin, canimin ne kadar sikildigini, hayatin ne kadar boktan oldugunu bir kere daha idrak ettim. keske suan o nefret ettigim cezaevinde olsaydim diye dusundum. buradakinden cok daha ozgurdum amk.

temiz havada yurumek istesem, kogusun bahcesine cikar iki volta atardim, sohbet edecek, iki hos kelam edecek insan mutlaka bulunurdu. burada o da yok, butun gun bir yataga civilenmis halde, psikiyatrist

randevum gelsin diye dakikalari sayiyor, randevuyu da uzatabildigim kadar uzatmaya calisiyordum. odada televizyon seyretmekten baska yapilabilecek birsey yoktu ve ben artik bundan cok sikilmistim.

vakit gecenin koruydu, basimdaki askerler nedenini bilmedigim bir sebepten dolayi gitmislerdi. uyuyacagimi dusunup isigi da kapatmislardi, fakat ben uyuyamamistim. yatagimin pencereyle bitisik olmasi

dolayisiyla, assagiyi seyrediyordum. hastane bahcesi bostu, banklar, cimenler, havuz kenarlari, kisaca insana dair hicbirsey yoktu. bir tek sey disinda: burak. yeni tanistigim bu cilekes arkadasim, gunde

kac saat uyuyor, ne yiyor ne iciyor bilmiyordum ama, hastanede yatip kalkiyor, adeta hastanede yasiyordu. uzun uzun seyrettim onu, bir sure sonra farkima vardi ve el salladi. ben de ona el salladiktan

sonra tekrar yattim ve uyumayi denedim. tam dalacakken tuhaf bir ses duydum. sanki bir dolabin, bir mobilya esyasinin dolap kapagi zorlaniyordu. fakat "tak! tak!" sesleri oldukca ritmik seyrediyordu.

biraz dikkat kesildikten sonra seslerin banyodan geldigini farkettim. banyoda kimsenin olmadigindan emindim cunku isigi kac saattir kapaliydi. icerden gelen sesler epey karisikti. bir sure sonra bu

seslere su sesi de eklendi. biri veya birileri, dus fiskiyesini acmisti sanki, agzina kadar dolu kuvete akan tazyikli su sesi, iki kulagimi birden kaplamisti. ardindan suya dusen sabun sesleri, veya

klozet kapaginin sertce kapatilma sesi, veya dolap sesleri. dolaptaki deodorantlarin dusunce cikaracagi seslere de benziyordu. fakat tam olarak ne oldugunu anlayamiyordum. paniklemistim. iceri girmeye

cesaret edemezdim elbette, ama disari cikabilirdim, birilerine haber verebilir veya hic degilse isiklari yakabilirdim. derhal yataktan firladim fakat firlamamla yatagin kiyisina dusmem bir olmsutu. sol

bilegimden yatagin demirine kelepceli oldugmu nasil da unutmustum?

butun gucumle feryadi bastim, delirmis gibi bagiriyordum, fakat bir sorun vardi. banyodan gelen su sesleri, imdat cagrilarimla birlikte iyice azitmisti. o kadar azitmisti ki hatta, benim seslerimi

bastiracak raddeye ulasmisti. arada duydugum kikirdeme sesleri icimde dehset ruzgarlari estiriyordu. tam o sirada kapi hafifce tikirdadi bir aralik denilebielcek genislikte hafifce aralandi ve aralanir

aralanmaz da banyodaki ses tamamiyle kesildi. fakat icerisinde bulundugum oda oylesine zifiri karanlikti ki, koridorun karanligi odanin karanligina hafif losluk katiyor, cok az da olsa gozle gorulur

kiliyordu. hafifce aralanmis kapidan bir hemsire kafasi gozuktu. hemsire, yavasca kafasini kapidan iceri uzatmis, odaya goz atiyordu. yuzunde anlamsiz bir gulumseme vardi. bir an beni hic gormedigini

dusundum fakat bu dogru degildi. soluk benizli ve surekli gulumseyen hemsire ile birbirimizin gozlerinin icine 5 saniye boyunca baktik. -lutfen yardim edin.. dedim. hemsire cevap vermeden bakmaya devam

etti. -lutfen, lutfen yardim edin, birini cagirin yalvaririm, dedim. hemsire kadinin yuz ifadesinde zerre kadar bir degisiklik yoktu. hala aptalca gulumsuyor ve konusmuyordu. -isigi yakin lutfen!

hemsire birden kafasini geri cekti ve kapiyi yeniden uzerime kapatti. bu da yetmezmis gibi bir de kapinin kilitlenme sesi geldi. neye ugradigimi sasirmistim, hayatimda daha once hic bu kadar korktugumu

hatirlamiyordum. artik sabrim da kalmamisti. korkudan delirmek uzereydim, ne yapacagimi bilmez sekilde, yandaki komidinin uzerinde duran cam cicek vazosunu kaptigim gibi butun gucumle pencerenin camina

firlattim. pencere paramparca olmus, inanilmaz bir sangirti duyulmustu. -imdaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaat! diye avazim ciktigi kadar bagirdim. sesim dalga dalga hastane bahcesinde yankilaniyordu. banklardan

birinde iki buklum uyumakta olan burak birden ayaga kalkti, once bana bakti, sonra tam gaz bir depar ile hastaneye kosmaya basladi. bu arada banyodaki rezalet son haddine erismisti, iceride resmen ana

baba gunu yasaniyordu. bildigim bir kac duayi bagira cagira okumaya basladim fakat okudukca birileri girtlagima basiyordu sanki. turlu turlu cirkin goruntuler yeniden zihnimi isgal etmisti. agzi burnu

egrilmis eski koy insanlari ve her dua okumaya yeltendiklerinde cikardiklari inlemeler tek tek gozumun onune geliyordu. tam bu sirada kapi siddetle vurulmaya baslandi fakat kilitli oldugu icin

acilamiyordu. kapinin ardindaki kisi kapiyi tekmeliyor fakat basarili olamiyordu. en sonunda son bir denemeyle kapinin kilidi kirildi/ burak, elinde kucuk bir itfaiye baltasiyla iceri dalmisti ve o an

aslinda kapiya tekme atmadigini, kapinin kilitli olan koluna baltayla vurup kirmaya calisitgini anladim nitekim en sonunda amacina da ulasmisti. burak isigi yakmaya calisti fakat isik calismiyordu. bir an durdu. banyodan gelen

sesleri o da duyuyor olmaliydi. -icerde kim var? dedi. -bilmiyorum! dedim dehset icinde. burak banyonun kapisini acmayi denedi fakat kilitliydi. -ne olur cikalim buradan! diye bagirdim. burak hemen

yanima geldi, elindeki baltayla kelepcemin zincirini kirdi ve alelacele odadan disari firladik. etrafta kimseler gorunmuyordu. -haydi neyi bekliyoruz hala! hemen gidelim buradan nolur! diye feryat

ettim. -dur aptal! boyle elimizi kolumuzu sallayarak cikarsak ne olur hic dusundun mu bunu!! faltasi gibi acilmis gozlerimle "ne olur?" gibisinden baktim burag'a. -asarlar lan bizi! ikimizi de

asarlar duydun mu! \ burak odaya tekrar daldi, apar topar cekmeceleri karistiriyordu. -ne ariyorsun! \ burak bir yandan aramaya devam ediyor, diger yandan cevap veriyordu -yanici herhangi birsey, ne

olursa! \ birden aklima geldi. kullandigim zippo cakmagi doldurmak icin ucak benzini kullaniyordum ve sirtcantamda bir miktar vardi. hemen sirt cantamin on gozunu actim ve ucak benzinini buraga

verdim. -ne yapacaksin bununla! dedm. -sadece odadan cik!! \ kendimi odanin disina attim. burak butun ucak benzinini odanin ortasina doktu, yatagimin carsafinin kenarini da dokuntunun icine dahil

ettikten sonra, odanin perdelerini de yatagin uzerine dogru sarkitti. butun is bittikten sonra elini ceplerine atti. kendi cakmagini da yerdeki yigintiya salladi. -bana zippoyu ver!\ hemen cebimdeki

zippoyu ona verdim, zippoyu atesledi ve ucak yakitini doktugu yere dogru firlatti. yatagimin yanmaya basladigini gorur gormez tabanlari yagladik, hastane bahcesine dogru kosmaya basladik.

kucuk bir patlama sesi duyuldu. bu, buragin cakmagi olmaliydi. ates icinde kalmis bir cakmaktan bu kadar gurultulu bir patlama sesi cikacagini tahmin etmiyordum. bir an olsun arkama bakmadan kaciyordum.

burakla merdivenlerden assagi atlaya ziplaya iniyorduk. yangin alarmi devreye girmisti bile. sagda solda kosusturan insanlar.. eline yangin sondurme tuplerini kapmis yangin yerine hucum eden hastane

gorevlileri... elinde telefon panikten itfaiye numarasini ceviremeyen danismadaki kiz.. herkes kendi yangin panigini yasiyordu.. kostura kostura kendimizi tuvalette bulduk. tuvalet bombostu

fakat disaridaki curcunanin sesleri kolaylikla duyuluyordu. yalniz kaldigimiz ilk anda hemen -bunu neden yaptin! diye sordum/ -neyi?? -odayi neden atese verdin! \ burak, buyuk bir ofkeyle

bana bakti: -cunku suclu oldugunu bana soylememistin! seni dusundugum icin yaptim!\ hemen ardindan iki eli iki kolumda sikica kavrayp hafifce sarsti: -simdi bir karar vermelisin. eger

kacmak niyetindeysen bundan iyi firsat olmaz, hic durma. bu hastanenin her kosesini avucumun ici gibi bilirim, acil in arka kapisindan 3 dakikada sivisabilirsin. yok eger kacmak

istemiyorsan, hastanede kalmaya devam etmek istiyorsan da hemen guvenligin yanina gidip bir kaza sonucunda yangin ciktigini, iceri girmekten korkan bir hemsirenin yangin baltasini yerden

sana firlatarak yolladigini bildirmelisin ki bu isten siyrilabilesin. ama ne olursa olsun, sakin ama sakin benim adimi verme!!! \ bir an dusundum.. kacmak, gitmek.. cebimde bir miktar

para da vardi. simdi kacsam, ilk minibusle merkezden yeniceye, oradan da koyume giderdim. ailemi gorur, dogru duzgun bir yemek yerdim. o kadar ozlemistim ki herseyi.. ama hayal kurmak

anlamsizdi. hernekadar suclu olmasam bile kacmak dogru yol degildi. bu, beni gorundugumden daha da suclu yapacakti.. hemen guvenligin yanina gidip aynen olanlari, daha dogrusu burak in

soylememi soyledigi herseyi anlattim. canimi kurtarmak icin kelepceyi kirmak zorunda oldugumu, kacabilecekken kacmadigimi, boyle bir niyetimin olmadigini anlattim.

olay yerinde bulunan hastane personeli yangina ilk mudaheleyi yapmis, olay yerine sonradan varan itfaiye ekipleri de yangini kontrol altina almislardi. benim asil merak ettigim askerlerin nerede

olduguydu. butun gece yoktular, hala da gozukmuyorlardi. sanki yer yarilmis da icine girmislerdi. olaylar yatistiktan, yangin sonduruldukten sonra guvenlik gorevlileriyle birlikte odama tekrar ciktim.

odada epey hasar vardi. -pencereyi de sen mi patlattin? dedi gorevlilerden biri. -evet, dedim. yangin dumanindan bogulsa miydim? \ banyonun kapisi ardina kadar acikti. icerde hersey yolunda, her bir

sey yerli yerindeydi. odada epey hasar tespiti yapildiktan sonra cantamdan giysilerime, pek cok esyamin yandigini gordum. perdeler, carsaf, odadaki koltuk, kule donmustu. sedefin bana verdigi, uzerinde

buyuk harflerle "ozgurluk" yazan kitabin da yarisi yanmis vaziyetteydi. yorgundum. butun geceyi ayakta gecirmistik. birazcik olsun dinlenmeye ihtiyacim vardi. hastane yonetimi, su an icin bana baska

bir oda tahsis edemeyeceklerini soylediler. butun geceyi guvenlik gorevlilerinin gozetiminde, hastane kafeteryasinda gecirdim. gun yeni yeni agariyordu, kafeteryada bir yandan cay icip kek yiyor,

diger yandan televizyon seyredip gunun agarmasini bekliyordum. birden, hastanenin bodrum katlarindan firlayarak yukari gelen bir grup asker, kimseye bakmadan, kimseyi gormeden paldir kuldur yukari kata

ciktilar. bunlar benim basimi bekleyen askerler olmaliydi, fakat zemin kat burasi olduguna gore, bodrum katlarda ne yapiyorlardi? hademe ekrem abi karsimdaki masada cayini hopurdeterek yudumlarken

merakima yenik dustum ve sordum: -ekrem abi, alt katlarda ne var? orada da hasta odalari var mi? - yok be yigenim, penceresiz havasiz yerde oda mi olur.. karsi binanin bodrum katinda su tesisatiyla

ilgili, hastanenin izolasyon isleriyle ilgilenen bir mudurluk var. bu yonetim odasi bodrum katta bulunur cunku hastanenin butun suyu, basinci, hep buradan ayarlanir. bu askerler belki oradakilerle

gorusmuslerdir dedim ama bu binanin bodrumunda sadece morg var. baska da birsey yok. ben de sasirdim yani. -emin misin abi? dedim. -sadece morg mu?? baska hicbirsey yok mu? \ ekrem abi

cayini icmek uzere iken durdu, alinmis bir ifadeyle kaslarini catarak yuzume bakti" -25 senemi verdim ben bu hastaneye yigenim.. sen ne konusuyosun.

birkac dakika sonra kendi adima yapilan hastane anonslari sonucunda askerlerin fildir fildir aradiklari kisinin ben oldugumu anladim ve yukari ciktim. askerlerden biri danismada benim ismime anons

yaptirirken, diger ucu de beni bulmak icin hastaneyi kose bucak aramak uzere dagilmislardi. besbelli odama bakmislar, butun gece cayir cayir yandigini ogrenmisler ve kaybolmam, olmem veya firar etmem

halinde baslarina geleceklerden duyduklari tarifi imkansiz endiseden oturu canla basla beni ariyorlardi. yanina kadar gidiverince, danismadaki asker, avini saatlerce kovalamis ve buyuk zorluklar

neticesinde, nihayet yakalamis, marifetli aslan edasiyla kollarima kelepceyi geciriverdi. diger askerlerin bir araya gelmesi icin, bulunduguma dair yapilan son anonstan sonra hep beraber oncelikle

randevu programimindan geri kalip kalmayacagim hakkinda bilgi almak icin doktor hilal hanimin sekreterine, oradan da dogru cezaevi nakil aracina bindik ve yola koyulduk. aracin icindeki kafeste, etrafina

zarar vermesin veya kacmasin diye kapatilmis bir hayvan gibiydim. bir maymun gibi hissetmemek icin elimden geleni yapiyordum. -nereye gidiyoruz? diye sordum merakima yenik duserek. kafes parmakliklarinin

hemen diger tarafinda oturan iki askerden biri yanitladi: -durusman varmis bugun. seni erkenden goturuyoruz iste. hem avukatinla falan da konusursun. \ aslinda nereye gidiyor oldugumuzdan ziyade daha

baska bir konu hakkinda merakima yenik dusuyordum fakat sormaya cesaret edemiyordum. 4 tane askerin morgda ne isleri vardi? ustelik butun gece de yoklardi? bir sure sonra arac varacagi yere varmis, yavas

yavas parkediyordu. kafesin icinden birsey gorunmuyordu ama, disaridaki yuksek ugultuyu kolaylikla duyabiliyordum, buyuk bir kalabalik beni bekliyordu sanki. birazdan askerler tarafindan aractan

indirildikten sonra cok da haksiz olmadigimi gorecektim. basta avukatim yildiray abi olmak uzere, annem babam amcamlar dedem nenem kuzenler halamlar enisteler, sedat, mursel, serhat ve sedef.. butun

akrabalar oradaydi, hatta neredeyse butun koy gelmisti. beni ellerim kelepceli vaziyette gorunce gozyaslarini tutamayan annem bana ilk sarilan kisiydi. ardindan babam, kuzenler vs.. ailesinden bu kadar

ayri kalmis birine ve ailesine saygisizlik etmek istemeyen askerler, ailem ve akrabalarimla cok ayrintili olmasa da, tek tek gorusup az da olsa hasret gidermeme musade etmislerdi. yildiray abi

gulumsuyordu. -gel bakalim, dedi. bu kadar acele etmeye gerek yok, seni bugun kurtaricaz bu beladan allah'in izniyle.. artik aksama evde bol bol hasret giderirsiniz..

-insallah.. dedim zerre kadar inanmayarak. yildiray abiyle adliye binasinda kime ait oldugu hakkinda en ufak bir fikrim olmadigi bos bir odaya gectik. -bak aslanim, dedi. seni kim niye ihbar etti

bilmiyorum. ki zaten ihbar edilecek birsey yapmak niyetinde olduguna da inanmiyorum. birinin sizi orada kadinin kapisinin onunde elinizde yemeklerle gorup de "bunlar katildir" seklinde olaganustu bir

yorumla dakikasinda ihbar etmis olma ihtimalini dusunuyorum ki bu da cok ama cok dusuk bir ihtimal, nitekim elvin nene nin evinin yakin civarinda bir komsusu hosbesi de yok. geriye son bir ihtimal

kaliyor: komplo. biri size tuzak kurdu, artik bundan eminim. tuzaklari kim kurar? sana dusmanlik besleyen insanlar. peki insanlar sana neden dusmanlik besler? - neden?? diye sordum saskinlik icerisinde.

kimseye bir zarari dokunmayan kendi halinde birine kim neden dusmanlik etmek istesin ki? -ben kimseye birsey yapmadim abi.. bu ihtimal de en az digerleri kadar sonuk. kusura bakma.. dedim. -iyi dusun

rifat.. dedi yildiray abi. iyi dusun.. birilerinin sana dusmanlik etmesi icin illa gidip eline bir tas alip da malum kisinin kafasini yarman mi gerek? belki de sadece damarina basmissindir farkinda

olarak veya olmayarak? -iyi de kim??? dedim. - kim olabilir?? hem ayrica ben icimden yemek goturmek geldi goturdum. bu kisi her kimse bunu planlamasi imkansiz! yemek goturmek fikri bana birileri

tarafindan verilmedi ki o kisiler tarafindan tezgaha getirilip tuzaga dusuruleyim. bu tamamiyle bana ait bir fikirdi, ben iyilik etmek istedim, aha halim ortada. \ yildiray abi her zamanki keskin bakislarla ortaligi suzen bir sahin

edasiyla kaslarini catmis, elindeki dosyalari uzaktan uzaga gozden geciriyordu. bir sigara yakti, odayi dumanlariyla kapladiktan sonra pencereyi acmak icin agir ve dusunceli adimlarla pencereye dogru yanasmakta iken

sozlerine kaldigi yerden devam etti: -yani sen simdi soyluyorsun ki, basina bu kadar is acan bu sacmasapan "teyzeye yemek goturelim" tantanasini hickimseye acmadin? hickimseyle paylasmadin? oyle mi? -

elbette paylastim yildiray abi. sen de biliyorsun, dostlarim sedat ve murseli arayip biraz yemek getirmelerini istedim. -peki sen onlarla bu is icin onceden mi sozlestin, yoksa paldir kuldur birden

telefonla mi arayip soyledin? yildiray abime guvenim sonsuz oldugu icin dogrulari soylemekten cekinmiyordum. -birden telefonla aradim abi, dedim. -peki sence onlarin yaninda hickimse yok muydu? yani

yalnizlar miydi, yoksa yanlarinda birileri var miydi? isin bu tarafini hic dusunmus muydun rifat?? \\ bir an oldugum yerde kalakaldim. evet, bunu hic dusunmemistim. mursel veya sedat pekala benimle

telefon gorusmesini sonlandirdiktan sonra yanlarinda bulunan kisilere hep beraber yemek goturecegimizi soylemis olabilirlerdi ve bu kisi veya kisiler de bizi cinayet isliyormusuz gibi ihbar etmis

olabilirlerdi.. -peki bunu sedat ve murselle konustun mu abi? dedim. -evet.. -eee? ne soylediler kim varmis yanlarinda?? \ yildiray abi burnunu cekti, omzundaki kepekleri dikkatli dikkatli silktikten

sonra sanki onemsiz birsey hakkinda konusuyormusuz gibi derin ve umutsuz bir nefes cekerek devam etti sozlerine: -gariptir, murselin yaninda hickimse yokmus. bu iyi bir haber gibi gelmisti en basta,

cunku geriye sadece sedatin yanindakiler kalmis olacak, cember iyice daralacakti. fakat oyle olmadi.. cunku sedat seninle telefonla konusurken her zamanki gibi kahvede okeyin basindaymis, isin kotu

yani ise oglen saati, tarla vakti, cok fazla kisi olmasa bile o anda kahvede kimlerin oldugunu hatirlamiyor..

sinirlerim iyice gerilmisti. yumruklarim mutemadiyen sikilmisti. ofkeden burnumdan soluyordum. kim ulan bu orospu cocugu?? diye dusundum. -peki ya elvin--\ -izin ver bitireyim, sonra istedigini

sorarsin, dedi yildiray abi. belki bir umut, ihbarin hangi telefondan yapildigini ogrenebilirsem, bir ev, bir hane, bir dukkan belki.. cemberi iyice daraltmis olurdum diye dusundum. ama malesef.. -malesef ne???

dedim sabirsizca. yildiray abi agzinda sigarasiyla devam etti: -malesef ihbar canakkale merkezden, bir ankesorlu telefondan yapilmis.. hiddetle ayaga firladim: -yok abi bende sans olsaydi anamdan avrat

dogardim, dedim hincla. -olm sakin ol! sakin ol da dinle.. bi rahatla bakalim boyle olmaz. siktir git bi elini yuzunu yika gel, dedi/ - yok abi iyiyim boyle anlatmaya devam et, dedim. -o zaman su

kolonyadan sur yuzune, dedi buronun uzerindeki limon kolonyasini isaret ederek. ben bir yandan bozuk psikolojim hasebiyle cayir cayir yanmakta olan yanaklarimi, boynumu kolonyayla serinletirken, yildiray

abi de pakedinden bir uzun marlboro cikarip agzima soktu. -al bi de sigara yak. bi serinle bi sakinle bakalim.. meraklanma, onlar cakalsa biz de keklik degiliz. bu isten once yirticaz, sonra da onlarin

aleyhlerine ceviricez insallah. simdi beni iyice dinle.\ tum dikkatimle ona odaklandim ve kulaklarimi dort acarak pur dikkat kesildim: -isler boyle sarpa sarinca, kocum.. dedi. -bu isin cember

daraltmakla olmayacagina kanaat ettim. cunku ben cemberi her daralttigimda daha da buyudu. bu isi yakin ihtimaller uzerinden eleyerek halledecegiz. yani mantik yuruterek.. demek istedigim seyi anliyor

musun?? \\ bir muddet dusundukten sonra kararli bir edayla cevap verdim: -hayir.. -seni ihbar eden kisinin seninle ilgili ciddi sorunlari olsa gerek.. bu o kadar basit birsey degil. bir insani

cinayetle suclamak ancak bir manyagin yapabilecegi birsey. bu kisi her kimse, sende ona ait birseyler olmali. son zamanlarda takistigin, dalastigin biri veya birileri var miydi? koyde veya istanbulda? -

hayir.. -peki ya borcun harcin oldugu veya alacakli oldugun herhangi biri? -hayir.. -peki ya kiz meselesi falan???

bir an durdum. istanbuldaki sevgilim yelizle beni cok kiskanirlardi, surekli ayrilmamizi isteyen uyuz bir kiz tayfasi vardi fakat o ahmak liseli kiz tayfasindaki bir iki kizin ayrilmamizi istemelerinin

sebebi zaten bir iki salak kizin bana asik olmasiydi. benim hapse girmemi neden istesinler? ve taaa istanbuldan benim koyume, alakasiz bir olay araciligi ile bu kadar buyuk bir ise kalkissinlar?? -bu cok

anlamsiz, gereksiz, kisaca imkansiz bir ihtimal, dedim. -haklisin, dedi yildiray abi. -peki ya koy? koyden biri var mi hic? \ gozlerimin icine dikmekte oldugu sert bakislarini daha da ciddilestirdi: -

durust ol rifat, bana karsi durust olmaktan baska bi caren yok aslanim. -biliyorum abi, sana hic yalan soylemedim, dedim. sedefle aramizda birseyler oldu, beni cok seviyor. ben pek ciddi dusunmesem de

hosuma gitmiyor da degil, dedim. -peki bu kizin hic seveni, yavuklusu, sevdalisi veya eski ciktigi falan var mi yok mu biliyor musun? -bilmiyorum abi, dedim. ama olsa bile, bu bana komployu kuran kisi,

neyine guvenerek yapti bu ihbari anlayamiyorum. yani demek istedigim, gupegunduz vakitte cinayet mi olur allahaskina??? buna cocuklar bile inanmaz.. buyuk cesaret dogrusu, takdir edilesi... \yildiray

abi sesini yukselterek araya girdi: - madem o kadar sacma sapan bir ihbardi da neden haftalardir hapislerde surunuyorsun cocuk! neden mahkeme koselerinde anamiz sikiliyor! neden ulan! --neden olacak o kahrolasi

bicak yuzunden! \ ben de sesimi yukseltmis ve hiddetlenmistim. ikimizin de gogsu sisip sisip iniyordu. -peki sen ne bok yemeye bicakli oldugunu soyledin telefonda? neden boyle bisey yaptin a oglum??

\ bir an dusundum.. dusundum.. hayir, bu dogru degildi. -uzerimde bicak oldugunu kimseye soylemedim abi.. dedim. -emin misin? -evet. adim gibi eminim. \ yildiray abi yakmak uzere oldugu sigarasini

yakmadan oylece beklemeye basladi. dusunceli bir durusla yakmak uzereydi ama bir turlu yakmiyordu, daha cok kendi devreleri yanmis gibiydi. -oyleyse jandarma ekiplerine ulasan ihbarda 3 kisiden birinin

kesici - delici alet, edevat bulundurdugu bilgisi nereden sizdi??? \ faltasi gibi acilmis gozlerimle hortlak gormus gibi yildiray abiye bakiyordum simdi. uzun zamandir ilk defa bu kadar saskinlik ve

hayret icerisinde kalmistim. -ne yani, dedi yildiray abi. -sen bunu zaten bilmiyor muydun?

-tekrar ediyorum abi, dedim. bicagi ne goren oldu, ne duyan. koynuma saklayivermistim. -neden peki neden? manyak misin oglum sen?? koyu duzenli olarak teroristler mi basiyor? semdinli mi lan orasi!

memleketin en batisinda belinde tufek koynunda bicak texas cilik oynuyorsun.. e olacagi buydu.. dedi yildiray abi. -abi bir keresinde deli riza ustume saldirdi, babamla amcam da sahit, guvenli degildim

tehli---\\ -tamam rifat uzatma. yildiray abi yine sozumu tamamlamama izin vermemisti. -bicak mevzuunu dusunme, ben ona bir kilif uydurdum. senin gotunu kurtarmak icin koyde tufekli, bicakli,

emanetli gezmeye sebep bir tehlike aradim haftalarca. koydeki herkesle konustum, bugune dek oyle eskiyadir capulcudur birsey olmamis koyde ama bir kopek varmis.. \ birden midemde tuhaf bir bulanti

hissettim. o gece kopegin beni kovaladigi lanet kabus gelmisti aklima. o ruyadan sonra, daha dogrusu o orospu cocugu kopekle tanisikligimdan beri kopeklere karsi bir antipati kazanmistim. -beni dinliyor

musun??? yildiray abi besinci sigarasini yakiyordu. -dalmisim abi afedersin.. \ -dinlemeyeceksen yollayayim seni? dedi hisimla. -abi ozur diledik ya, devam et sen.. \ -bu kopek zamaninda iki can

almis, kuduz degilmis sanirsam ama zamaninda, koydeki bir bebegi, ve bir de senin yaslarindaki bir genci parcalayarak oldurmus.. \ mide bulantim son haddine ulasmisti, midemdeki asit bogazima dayanmis,

beni kusmaya zorluyordu artik. -... ve isin garip yani, bu kopegi oldurememis bizim koyluler. hani o koruluk var ya bi tane kahvenin oraya dogru bitimi var.. \ guc bela -evet.. diyebildim. avukat

yildiray devam etti" -iste oraya biyere yuvalamis, yavrularini bulup oldurmusler ama kendisini tum aramalarina ragmen bulamamislar. hala daha orada yasadigina inaniyorlar, dedi. hemen ardindan alayci bir

tavirla guldu ve ekledi: -hos, bana kalsa coktan olmus gitmistir ama olmemesi oyle isimize geldi ki kocum, bilemezsin.\ sanirim bununla nereye varmaya calistigini anlamistim. yildiray abi anlamakta

oldugum seyleri yuzume karsi tekrarlayarak tasdik etmis oldu: - mahkemede; bu tehlikeli kopegin olasi ani saldirilarindan0 korunmak icin kesici, delici veya herhangi bir silah kapsamina giren herhangi

bir arac tasima gerekliliginin muhtarlik tarafindan alti cizilerek vurgulandigini ve salik verildigini soyleyecegiz. \ -fakat, dedim. bu dogru degil??? -oglum koyun muhtari amcan degil mi? ona da

onaylatiriz, su an butun koy senin kurtulman icin seferber olmus durumda zaten. butun koy insanlari mahkemede kendilerinin de zaman zaman bicak tasidiklarini, bunun bizim koy icin normal bir davranis

oldugunu soyleyecekler. bunlarin hepsi hakimi etkilemek ve senin en onemli seyden, bicak olayindan yirtman icin gerekli. ancak bicaktan yirtman yeterli olmayacaktir cunku ortada asilli, komplo oldugu

henuz kanitlanmamis bir ihbar var. en azindan tutuklu degil, tutuksuz sekilde yargilanmaya devam etmeni saglamaya calisacagim, dedi altinci sigarasini sondururken..

-peki ya elvin?? ona ne oldu? dedim yari sinirli, yari merakli bir tavirla. -onunla da gorusulup ifadesi alindi mi? biz onun evindeyken o ortaliktan kaybolmustu. neredeymis? nerede oldugunu soyledi mi,

ya da sen ogrenebildin mi?? diye sordum ustune merakli bakislarimi da ekleyerek. yildiray abi dusunmeden cevap verdi: -cesmeye kadar gitmis, su doldurmaya. allahin manyagi, "iyi ki suyumu doldurmayi

ertelememisim de gitmisim, yoksa bicaklayacakti beni" demis. yildiray abi iki elini birden masasaya gurultulu bir sekilde vurarak, sanki ofkeli bir sekilde oturdugu yerden kalkiyormus gibi yerinde

dogrularak, bana dogru egilmek suretiyle yaklasti: -buraya dikkat et..dedi. bicaklayacaklardi degil, bicaklayacakti demis.. birincisi: bu kadin yasli ve cahil bir kadina gore biraz fazla tehditkar degil mi sence de???

yani demek istedigim, bana nedense sanki o da bu komplonun bir parcasiymis gibi geliyor.. \ bu sefer dogruldugu yerinden tamamen kalkan yildiray abi, onundeki kul tabagini cop kutusuna bosalttiktan sonra

cantasinin icerisinde bulunan evraklari tek tek cikararak hizlica goz gezdirdi. lisede yaziliya girmek uzere olan caliskan bir ogrencinin son kez kitabina goz gezdirmesine benziyordu. bir kac dakika sonra

tum esyalarini toparlayan avuatim, iki elinin parmaklarini birbirine gecirmis ve cenesinin altinda kavusturmus, gozlerini "artik eminim" gibisinden yumarak, kendinden emin bir tavirla, yine gozlerini bana dikmisti:

-komployu sana kurdular rifatim. her kim, ne niyetle, hangi gayeyle bunu yapti bilmiyorum, ama bu boyle... \ kisa bir sessizlik oldu. umarsizca ceketinin dugmeleriyle oynuyordu. -bu komplo yalnizca sana kuruldu, ve

bu kadin oyle veya boyle, bir sekilde bu isin bir parcasi.. aksi halde manyak gibi seni suclamazdi, aklima baska hicbirsey gelmiyor, bunun baska bir aciklamasi olamaz.. -iyi de abi, dedim. bu kadin

eskiden beni cok severdi, hatta herkese karsi cok naif bir insandi.. neden boyle bir psikopatlik yapsin? -nereden bileyim rifat! sen daha kendi dostunu dusmanini tanimazken ben nasil taniyayim!! \

yildiray abi gene sinirine hakim olamamis, gunlerin getirdigi yogun stres ve gerginliginin acisini benden cikariyordu. sonradan hatasini anlamis olacak ki, elini omzuma koyup sikica kavradi. -cozecegiz

bu meseleyi aslanim, hic uzme canini sen.. hele bir cikaralim seni de.. \ yildiray abinin bunlari demesiyle kapinin tiklanmasi bir oldu. -gir! -avukat bey, durusma birazdan baslayacak, son

hazirliklarinizi tamamlamak istersiniz diye rahatsiz ettim, dedi hafiften yasini basini almis adliye gorevlisi. -tesekkur ederiz, haziriz... ..hem de uzun zamandan beri.. -oyleyse yavas yavas mahkeme

salonuna gecebiliriz.. -tabiiki, dedi yildiray abi. soyle buyrun lutfen..

mahkeme salonuna attigim ilk adimla birlikte butun koyu karsimda bulmam bir oldu. yediden yetmise herkes gelmisti sanki. sedattan sedefe, bakkal ilyasdan kahveci saddam abiye kadar herkes salondaydi.

sedef, beni gordugu anda iki elini birlestirmis, umit var ve duaci bir gorunume burunmus, aglamakli havasini takinmisti. herkes burada oldugu halde elvin kevasesi yoktu ortalikta. neden gelmedigi

hakkinda kimse birsey soylememisti. hernekadar koylum, tanidigim, insanlarim da olsalar, bu kadar cok gozun agirligini kaldiramamistim ilk basta. gozlerdeki bir "acaba???" ifadesi bile yetiyordu beni

sikbogaz etmeye. surada bana gercekten gozu kapali inanan belki de bir avuc insan vardi.. fazlasi degil.. yok, dedim. bu kadar insanin bakislarina tahammul etmek mumkun degil, bu duyguyu itham edilmeyen,

(cahil olmasi muhtemel) bir topluluk onune cikarilip acik secik suclanmayan kimse bilemezdi, bilemez de. suclamanin, nefretin, ofkenin yanisira beni izleyen gozler arasindan en masumane olani bile aciyarak

bakiyordu artik.. buna daha fazla katlanamayacaktim, belki de boynumu egip onlari hakli cikarmak yerine, basimi dimdik tutup, ben de onlarin gozlerinin icine bakmaliydim ki sucsuz olduguma ikna olsunlar,

anlasinlar beni.. diye dusunmekten kendimi alamadim. bu arada mahkeme coktan baslamis, yildiray abi odadayken konustugumuz herseyi en munasip bir dille yuce mahkemeye arz ediyordu. benim icin saniyeler

dakikalara, dakikalar saatlere donusmustu. sanki oturdugum yerden gunler boyu surmustu mahkeme.. bir yandan gozlerimi salondaki onlarca cift gozun uzerinde gezdirmeye devam ediyordum. hakim ara ara bana

da sorular soruyor: bicagi ne amacla tasidigimi, elvin neneyle nereden ve ne zamandan beri tanistigimizi vs. butun sorulara yildiray abimin tembihledigi sekilde cevap veriyordum. gozlerimi insanlarin

gozlerinde gezdirmeye devam ederken, birden bir cift parlak goz dikkatimi cekti.. arka siralarda, yakisikli ve kirli sakalli bir genc, masmavi parlayan gozlerle, oldukca sakin bir halde seyrediyordu

beni.. bu, hastanede bana yardim eden arkadasim buraktan baskasi degildi. degildi ama, sormadan edemedim kendime, onun ne isi vardi burada???

- "geregi dusunuldu... "

mahkemedeki herkes ayaga kalkmisti. nihayet kader ani gelip catmis, yaslisindan gencine salondaki herkes buyuk bir heyecan

ile cikacak karari beklemeye koyulmus, beklerken nefesler tutulmustu. -"sanik rifat ergin'in, soygunculuk, haneye tecavuz,

cinayete tam tesebbus... "oha, dedim bir an. bunlarla mi yargilaniyordum yani? cinayete tam tesebbus nasil biseydir abi?

yuh dedim bir an, lan bazen dusunuyorum da, keske hakikaten girtlaklasaydim amk karisini, bu kadar izdirabi bosuna cekmemis

olurdum hic degilse.." - "bulunmadigi goz onunde bulundurularak... " ne diyorsun hakim baba, bi sik de anlamiyorum ki

dediginden. sucsuz olduguna inaniyorum saliverin demek bu kadar zor mu? ya da vurun kirbaci ibneye atin zindana demek bu

kadar mi uzatilir? amk birgun ilerde ne okursam okuyayim, ne olursam olayim, kesinlikle hakim olmayacagima kesin surette

karar vermistim. "... tutuksuz olarak yargilamaya devam edilmesine karar verildi" bir anda salonda bir sevinc tufani

koptu. bagira cagira sevinen akrabalar, onlara bakip da "iyi bir sey oluyor heralde amk" diye dusunup de hoplayan

ziplayan cocuklar, birbirine ayakta sarilirken sallanan neneler.. salonda yerinden bir an olsun kipirdamayan, en ufak bir

sevinc belirtisi bile gostermeyen tek kisi, hala yerinde oturmakta olan burakti. gozlerini bir an olsun uzerimden

ayirmiyordu. yavas yavas mahkemeyi terkediyorduk artik, herkes epey bir havaya girmisti. -"aksama evde gorusuruz artik"

dedi kuzen siritarak. babam ise annemden bu aksam icin en sevdigim yemekleri yapmasini istiyordu. beni de aksam icin

tatli bir heyecan kaplamamisti desem yalan olur. en azindan bitkin de olsam, yorgunluktan gebermis de olsam, mutluydum

artik. bu mutluluk duygusunu oyle uzun zamandir tatmiyordum ki, fazla gelmisti resmen, yuk gibi, fazlalik gibi tepeme

binmisti; hani yillarca zindanda yatan bir adam yumusacik yastiklarda yatamazmis ya birden, onun gibi. rahat batti sanki.

hersey gercek olamayacak kadar mukemmeldi. yildiray abiye dondum askerler ellerimdeki kelepceleri cikarirken: -abi,

dedim. simdi dogruca koye gidebilecek miyim? -tabiki, dedi. hele once su hastaneden kaydini aldiralim, esyalarini da

toplarsin hem. sonra aksam uzeri gibi yola cikariz. zaten birsey kalmadi aksama da. ... cocuklar gibi heyecanliydim. bir

an once hastaneye, oradan da koye gitmek icin sabirsizlaniyordum. hazir hastaneye gidiyorken, belki burak da bizimle

gelmek ister diye sagima soluma bakindim, ama burak ortalarda yoktu.. evli evine, koylu koyune dagilirken, biz de

arabamiza atladik, basimin belasi, timarhane bozmasi hastaneye dogru yola koyulduk..

hastaneye annem, babam, yildiray abi ve ben dordumuz gelmistik. babam: -oglum sen git esyalarini topla, biz de kaydini

aldiralim, dedi. annem de doktorumla gorusmek istedigini soyledi. -tamam, dedim. musayit vakti varsa gorustururum sizi. ...

odamin bulundugu kata ciktim. odamin kapisi kapaliydi, yavasca kapi kolunu cevirerek actim. icerde hic de beklemedigim

biriyle karsilasmistim: ercan. zamaninda bana cok iyi davranan bu genc asker, carsaflarindan yastigina herseyi

degistirilmis yatagimin basucundaki sandalyede oturuyor ve agliyordu. elinde simsiki birsey tutuyor, ve tuttugu sey her

neyse, ona simsiki sarilmis vaziyette agliyordu. -ercan??? dedim saskinlik icerisinde. ne isin var senin burada? ercan

aglamaktan kipkirmizi olmus sirke satan bir suratla bana bakti: -yok birseyim.. ... yavasca yerinden dogruldu, sanki butun

ailesi birden ayni gun olmus gibi kederli bir hali vardi. -benim icin mi geldin buraya? dedim merak icerisinde. ofkeli bir

sekilde bana bakti. -carsi izni.. dedi. bu kadar guleryuzlu ve iyi kalpli birinin boylesine degisik davranmasina epey

sasirmistim dogrusu. birden elinde tuttugu seyi ucundan goruverdim ve o anda saskinligim ikiye katlandi. kollarinda

simsiki tutup sarildigi sey, sedefin bana hediye ettigi "ozgurluk" ismindeki kitapti. kitabimi tuttugunu gordumu farkeder

farketmez kitabi komidinin ustune seri bir hareketle birakti ve bir o kadar seri sekilde oturdugu yerden kalkti.

gozyaslari hic dinmiyor, elleriyle surekli yasaran gozlerini siliyordu. -bir sorun mu var kardes??? dedim garip garip

bakarak. -yok, dedi. kusura bakma, kusuruma bakma.. \ bunlari soyledikten sonra bir ok gibi firlayarak odayi terketti..

allahallah, dedim. lan bu herif ne ariyor burda amk? diye dusunmeden edemedmi birden ilgimi cekiverdi bu kitap. hic acip

dogru duzgun okumamistim. yavasca kapagini kaldirdim, kitabin kapaginin altinda "seni okyanuslar kadar seven askin sedef"

yaziyordu. kitaba detayli bir sekilde goz atmaya basladim: bir delinin anilari anlatiliyordu kitapta. ya da onun gibi

birsey. assagi yukari yarisina yakini cikan yanginda yanmis olan bu garip kitabin butun sayfalarini hizli hizli cevirip

daha ayrintili goz atmaya basladim. sonlara dogru bir sayfada kalakaldim, cunku sayfa arasinda bir not vardi: sedef

tarafindan yazildigini dusundugum bu notta, tam olarak soyle yaziyordu ". "ancak okudukca anlar, okudukca farkeder insan.

"oku!" emirlerin ilki degil midir? oyleyse okumadan bilemez, anlayamaz insan. okumadan rahata eremez insan." altinda da

arap harfleri oldugunu dusundugum muhtelif harflerle yazilmis yazilar vardi. ilk once, nasil okuyacam ben bunlari amk

diye icimden gecirsem de, sonrada her satirin altinda parantez icinde turkce okunuslarinin yazili oldugunu farkettim.

isin en uzucu tarafi ise, bu duanin yarisindan cogunun yanip kule donmus olmasiydi. -herneyse, dedim. kitabi ve diger

esyalarimi cantama tiktiktan sonra assagi kata, hilal hanimi bulmak icin yola ciktim.

-buyrun nasil yardimci olabilirim?... hilal hanimin sevimli sekreterine umarsiz bir bakis attiktan sonra: -hadi ama, beni taniyorsun, dedim gulerek. ...

sekreter de gulumsedikten sonra calan bir telefonu cevaplandirdi. -alo? buyrun kim aramisti? randevunuz var miydi? \ vay amk dedim, kari randevusuz, yani

parayi pesin almadan kimseyi yanina bile yaklastirmiyor... -uzgunum hanimefendi, randevunuz yoksa sizinle gorusebilecegini sanmiyorum. zaten su anda kendisi

burada degil, hastane kurulunda toplantida.. ne demek, mersi. oldu o zaman... bi notunuz varsa iletebilirim... sekreter kiz, konusma sona erdikten sonra

sanki ben orada yokmusum gibi yeniden kagitlarina gomuldu. -demek suanda burada degil?? -evet/ -peki ne zaman gelir??? -bilmiyorum, soylemedi. toplantisi ne

zaman biterse. -peki, dedim. kurulda ne yapiyor bu doktorlar? maaslarini mi aliyorlar? dedim siritarak. komik olmadigini bildigim halde bazen mal mal

konustugum olurdu. sekreter kiz bana hafiften gicik olmus gibi bakti: -bir hastasi hakkindaki sahsi kanaatini hastane yonetimine beyan ediyor. yeterli mi??

-tamam, dedim yahu. kizmaniza gerek yok. -kizmadim ki... ... yeniden kagitlarina gomulen uyuz sekreterin yanindan ayrildiktan sonra assagi danismaya gitmeye

karar verdim. fakat bizimkiler ortalikta gorunmuyordu. -rifat burdayiz gel gel! arkami dondugumde yildiray abi tam karsimda beni almak icin gelmisti. -gel

bakalim, seninkiler kafetaryada oturuyorlar.. \ anne ve babamin yanina giderken koridorda, o sirada dagilmakta olan hastane genel kurulu uyeleriyle

karsilastik, elbette hilal hanim beni oracikta karsisinda buluverince hemen durdurdu: -demek buradaydin! dedi en bildik gulumsemesini takinarak.

-hosgeldiniz, avukat bey. -tesekkurler doktor hanim, nasilsiniz? \ ozel psikiyatristimle avukatim tokalasirken kendimi inanilmaz ozel ve onemli biri gibi

hissetmistim nedense. sanki dunya benim etrafimda donuyormus gibi gelmisti. hayal kurmak fukara hobisi diye bosuna mi demisler? bu arada yildiray abim hilal

hanima mahkemeden, olanlardan. her yonuyle durumumdan ve taleplerimizden bahsetti. doktor hilal: -rifatcigim, ailenle tanismayi elbette cok isterim, ama

madem davan dustu, daha dogrusu seni serbest biraktilar, o hade seni taburcu etmeden once, onemli bir durum degerlendirmesi mahiyetinde son bir gorusme

yapmak isterim. bu gorusme neticesinde hakkinda edinecegim sahsi kanaat ve profesyonel gorusumu tekrar kurula sunacagim. oradan cikacak pozitif bir genel

kanaate gore seni taburcu edebilecegiz. elbette butun bunlarin olabilmesi icin en az 2 gece daha hastanemizde bizlere refakat etmen gerekecek..

buyuk bir ofkeyle bakiyordum simdi ona.. sinirim tepeme cikmisti resmen. ne demek lan 2 gun daha??? amk kic kanaat binbir

zorlukla ozgurlugumu yakalamisken hersey yolunda giderken bu da ne demek oluyordu simdi??? hilal hanim ne hissettigimi

bakislarimdan anlamis olacak ki, dudaklarini bukerek aci sozlerine devam etti: -malesef bunu anlamalisin, rifatcim. sen

buraya "normal" olarak getirilmis bir hasta degilsin. sen buraya, hapishaneden, hapishane mudurunun izni ve talebiyle,

onun, "buyuk bir gereklilik arzetmekte" seklinde baslayan mektub beyanina mutenasid bir istirham ile getirildin.

dolayisiyla hem kisisel, hem deyasal olarak, seni buraya gonderen mercilere hastane olarak bir cevap verme

yukumlulugundeyiz. iste bundan dolayi elini kolunu sallayarak buradan cikamiyorsun. bu hastane prosodurlerinin, senin

hapisten cikmis olmanla en ufak bir ilgisi yok. biz hapishane mudurlugune seninle ilgili bir rapor verelim

ki, onlar da kendi uslerine senin hapishanede olmadigin gunler hakkinda cevap verebilsinler.." hilal hanim resmi bir dil

ile konusmasina devam ediyordu fakat ben artik dinlemiyordum.. bu boktan hastaneye gelerek basima nasil bir bela actigimi

daha yeni yeni anlamaya baslamistim..

annemle babama olanlari anlattiktan sonra pek belli etmemeye calissalar da epey bozuldular. onlara hastanenin dandik

caylarindan ikram ettikten sonra mecburen teselli edip koye ugurladim. amk teselli edilmesi gereken kisi ben iken. onlari

ben teselli ediyordum. bu kadar yasadigim olay, hayata karsi olan direncimi kuvvetlendirmisti sanki. hilal hanimla (olumlu

sonuc ciktigi takdirde) son gorusmemizi yarin yapacaktik. yildiray abi ise bu gece gitmesi gerektigini, fakat yarin

erkenden beni ziyarete gelecegini soyledikten ve hastane bashekim yardimcisiyla kisa bir gorusme yaptiktan sonra hastaneden

ayrildi. ulan dedim, gene kaldim kendime. bu amina soktugum hastanesinde gene bir basimayim. ama dedim en azindan artik

ozgurum. sagimda solumda gotumun dibinden ayrilmayan askerler polisler vs yok. kafam rahat hic degilse diye dusundum. hava

ufaktan kararmaya baslamisti. bahceye cikar cikmaz sigaramin bittigini farketmem gec olmamisti. dogruca danismaya kostum ve

en yakinda bulunan bir markete kadar gidip bi paket sigara almamin mumkun olup olmayacagini sordum. -bir bakalim... cilek

tadindaki halkla iliskiler hatunu, bana bunun pek mumkun olamayacagini anlatmaya calisiyordu. -aslinda, dedi. siz burada

yatalak hasta seklinde kaydettirilmissiniz.. -evet, dedim. birkac gun oncesine kadar vaziyetim buydu.. \ gozlerimi iyice

buyutup korkutucu bir hale getirerek devam ettim: -yataktan disari adimimi bile atamayacak haldeydim.. \\ aslinda yalan

degildi soylediklerim, hakikaten de askerler birakmiyordu. ancak zavalli kizcagiz, birkac gun icinde boylesine hizli bir

iyilesmenin nasil olabilecegini saskin saskin dusunurken, bir diger yandan ben de bu hastanelerin danismalarindaki bol

makyajli genc kizlarin nasil ayni anda hem bu kadar saf, hem de bu kadar seksi olabildiklerini dusunuyordum. -beyefendi,

dedi cilek tadindaki kiz. boyle isimlendirmistim onu, cunku kizil saclari, hafif cilli yuzu ve elmas pembesi dudaklariyla,

kremsanti uzerine oturmus bir cilek tadi veriyordu gozlerime...

kizil sacli kiz, hakkimda bilgi edinmek icin yetkililerle bir sure telefon gorusmeleri yaptiktan sonra: -beyefendi, dedi.

sizin durumunuz biraz ozel bir durum anladigim kadariyla. hakkinizda net bir karara varilmamis henuz. -evet, dedim

kizcagizin sozunu keserek. -bir mahkeme saliverse oteki birakmiyor... gulumsedim. -afedersiniz, devam edin lutfen.

yemyesil gozlerini bir an saskin bir gulumseme ile kirpistiran guzel kiz, sozlerine devam etti: -genel kurulun hakkinizda

hazirlayacagi rapordan once hastane disina cikmamanizi sizden, hastane yonetimi adina rica ediyoruz. istediginizi

yapabilirsiniz, istediginiz seyden yeyip icmenize de izin verildi, lutfen sadece disari cikmayin. sadece bir iki

gunlugune.. \ oyle tatli rica ediyordu ki, bu kiza hayir demenin hicbir yolu yoktu. -peki hastane yonetimi sigarami da

temin eder mi dersiniz? -o kadarini bilemem, sanmiyorum. ekrem abiyi bulabilirseniz o size alir belki... \\ amina

kodummu ekremi bana bir bardak cayi kufrederek getiriyorken sigarayi nasil alip gelecek diye dusunmeden edemedim. ki zaten

kocaman iki binali hastanede ekremi ara.. bul.. ozel durumunu anlat.. lan kim ugrasacak bununla? dedim. caresizce bahceye

ciktim. buldugum ilk banka oturdum. otururken dirseklerim dizlerimde, avuclarimin iciyle yuzumu kapatmis ve basimi one

dogru egmistim. gordugum tek sey karanlikti. ne garip, insan birsey gormeyince duydugu seslere daha cok odaklaniyordu. az

once hic ama hic farkinda olmadigim su ugultusu, kus civiltilari, ruzgarin uzun kavak agaclarinin arasindan hisimla eserken

cikardigi tatli sesler; simdi kulaklarimi oksuyordu.. bir an birinin yanima oturdugunu hissettim. bankta yalniz degildim.

tanidik ve asiri mutlu bir ses, sevgi dolu, dostane bir edayla teklif etti: " --sigara??? "

basimi kaldirdigimda; karsimdaki bu, uzun bir dal sigara ikram ediyor vaziyette eli havada kalmis fakat hala gulumsemekte olan kisi, mavi gozlu, kivircik sacli arkadasim buraktan baskasi degildi. ikram

ettigi sigarayi kapisircasina alip hizli hareketlerle yaktiktan sonra bir yandan hizli hizli cekip koruklerken, bir yandan vucudumu nikotine doyuruyor, diger yandan iki arkadas sohbet ediyorduk. -seni

mahkememde gordum ve inan oldukca sasirdim. ne isin vardi orada? diye sordum merak icerisinde ... burak burnunu cektikten sonra tipik hareketini yaparak, yani bir yandan sigarasinin dumanini uflerken

diger yandan kederli kederli ufka bakarak cevap verdi: -kardesim mahkemelik olmus, gitmese miydim yani?? -iyi de ---... burak sozumu keserek devam etti: -gercek arkadaslik bunu gerektirir. bir dost

sadece iyi gunlerinde yanindaysa, kotu gunlerinde, kotu zamanlarinda yaninda degilse, afedersin ama kardesim, sokayim ben oyle dosta da, onun dostluguna da.. -peki, dedim. peki madem, o zaman neden

yanima gelmedin? neden birden ortadan kayboldun??? --sadece mahkemenin neticesini ogrenmek istedim. herhangi bir sekilde senin bir de ben gelip canini sikmak istemedim kardesim.. ... ne diyecegimi

bilemiyordum. burak cebinden mektuba benzer birsey cikardi. -nedir bu? diye sordum. ... aglamakli gozlerle cevap verdi: -babamin bizlere el altindan gizli kacak yazdigi bir yardim mektubu.. \ nasil

yani? dedim hayretler icerisinde. -zamaninda para karsiligi bagladigim hastabakicilardan biriyle haber yollamistim babama.. babam konusamadigi icin, o hasta haliyle iki satir birsey ciziktirmis.. ne olur

kurtarin beni bu iskencelerden diye yazmis. inanmiyorsan al bak oku... \\ hickiriklar bogazimda dugumlenmisti.. ne diyecegimi bilemiyordum, ne denirdi ki boyle bir durumda?

-babam aci cekiyor rifat.. dedi aglamakli bir sesle. -benim babam her gun tekrar tekrar olen bir adam.. ... tek bir nefeste butun sigarasini bitirmeye calisircasina icine cektigi derin nefesten sonra

sozlerine aglamaya baslayarak devam etti: -annem babamin acisindan oldu gitti.. kardeslerim yetim kaldi.. bu kadar aci hepimize yetti. ben onemli degilim, biz onemli degiliz belki, cunku katledilen

bizler degiliz, babam... artik sigarayi falan birakmis, neredeyse hungur hungur agliyordu. nefes nefese kalmisti.. -ne demek istiyorsun? dedim. -bunlar cok agir ifadeler burak.. boyle soyleme be dostum..

... burak gozyaslari icinde yakama yapisti, hemen ardindan asiri ciddi, soguk fakat bir o kadar da vurgulu ve gur bir ses tonuyla -yasamadan bilemezsin.. dedi.. uzun bir sessizlik oldu. en sonunda

dayanamayip sordum: -benden ne yapmami istiyorsun?? \ burak cevap vermedi. -kardes, sana diyorum.. \ burak; yaklasik 5 dakika kadar sonra sessizligini bozdu. -babamin ismi altan uzmez.. yaslica bir

adam.. senin bulundugun binanin besinci katinda kaliyor. yani senin odanin 3 kat ustunde. \ -eee? benden ne istiyorsun??

burak en ciddi halini takinmis, kaslari catik vaziyette gozlerini bana dikmis, uzun uzun bu sekilde baktiktan sonra asil soylemek istedigi seyi acikladi:

-babami oldurmeni istiyorum..

-ne!!! ne!!! \ birden oturdugum yerden sicradim. saskinliktan dusuruverdigim sigara bacagimdaki pantolonu yakmis ve bir delik acmisti. saskinlik icerisinde burak'a bakiyordum. -sen ne dediginin

farkinda misin lan! dedim hiddetle. -bunu onun iyiligi icin istiyorum, dedi burak umarsizca. -her gun bir denek gibi, kobay bir fare, bir kopek gibi iskence gorerek yasamasindansa, olmesi onun icin daha

iyi.. hem ben ister miydim saniyorsun babamin olmesini? \ bir insanin bu kadar piskince babasinin olumunu istemesi cok agrima gitmisti. ne olursa olsun, iyiligi icin bile olsa, ben asla babamin

olmesini isteyemezdim. burak sanki dusuncelerimi okumuscasina: -bilmiyorsun iste, dedi. umarim hicbir zaman da bilmezsin bu duyguyu. simdi soyle, bana yardim edecek misin, etmeyecek misin??? \ bu da ne

demek oluyordu? bir insan oldurmekten soz ediyorduk, ustelik kendi babasi! ona boyle bir hususta yardim edecegimi nasil dusunebilirdi! hiddetle bagirmaya basladim: -o kadar istiyorsan git kendin gebert

babani! seni 2 kurus eder bi adam sanmistim assagilik herif! bir daha da asla yanasma yakinima! siktirol git! \\ bana verdigi sigaralari yere firlattiktan sonra buyuk bir hisimla hastaneye geri dondum.

onu polise ihbar edip etmemek arasinda gidip geliyordum. neticede bir cinayet planliyordu, oyle veya boyle, adam kafaya koymus, oldurtecek babasini. - desene bu yuzden sokmuyorlar seni besinci kata..

diye mirildandim kendi kendime. odama cikar cikmaz ne kadar tuvalete sikistigimi farkettim, hemen banyoya girdim. uzun uzun isedikten sonra kuvetin icinde bir kipirdanma sezdim. dikkatli bakinca bunun

buyuk bir akrep oldugunu anladim. evet, kuvetin icinde sari renkli ve normal ebatlarda bir akrep vardi. -lan, dedim. gece uyurken gelip sokmasin bu beni?? sanki afrikadayiz amk nasil bi hastaneyse..

\ hayvana yanasmaya tirstigim icin banyodaki isimi bitirir bitirmez isigi kapattim ve kapiyi guzelce cektim. tam yatagima donup yatacaktim ki, yatakta bir resimle karsilastim. bir fotograf icerisinde

ben ve sedef, 2006 yilinda, koyde caya yuzmeye gittigimizde kizlar da camasir yikamaya gelmislerdi. o zaman cekindigimiz bir fotografti bu, ancak ben fotografta benim oldugum kismin uzeri karalanmisti.

yani biri veya birileri, sedefi birakmis, benim uzerimi tukenmez kalemle bastira bastira karalamisti. bundan daha cok beni dusunduren sey, bende bile olmayan bu fotograf hastaneye ve bu yataga kadar

nasil gelmisti?? dusunuyordum, dusunuyordum fakat bir turlu bulamiyordum..

geceleyin yattigim yerden buyuk bir sizlamayla dogruldum. hava kapkaranlikti, vakit geceyarisi olmaliydi. kolumun uzerine yattigim icin sol kolumu neredeyse hic hissetmiyordum. assagidan gurultuler

geliyordu. pencereden baktim hemen, dehset bir kalabalik vardi bahcede. bagrislar cagrislar, ortalik ana baba gunuydu. saci basi dagilmis, ustu basi camura bulanmis zavalli bir kadin, kan ter icinde,

-kizimm!! kizimmm!! diye feryat ederek kaybettigi cocugunu ariyordu. korkmustum. su an assagiya inip o cilgin, dehset kalabaligin icerisine karismak pek de iyi bir fikir gibi gorunmuyordu. birden

kulagima ayak sesleri geldi. sessiz ve minik ayaklarin sesleriydi bunlar. kapisi acik olan odamin onunden bembeyaz bir elbise giymis, 5-6 yaslarinda bir kiz cocugu,tek basina ve gayet kendi halinde

yurumekte idi. kapimda belirmesiyle kaybolmasi sadece bir saniye kadar suren bu kucuk cocugun, gorebildigim kadariyla son derece sakin bir yuruyusu vardi. kapimin onunden gecip gitmesiyle kaybolan

goruntusu, yerini, gittikce uzaklasan ayak seslerine birakmisti. hemen takip etmek icin yerimden kalktim, sedefle cekindigim fotografin uzerine yatmistim. hafifce bukulmus fotografi duzlestirip komidinin

uzerine koymak icin elime aldim ve o anda kucuk bir sok yasadim: fotografta sadece sedef vardi. alelacele yerimden firladim, isigi yakmayi denedim fakat yanmiyordu. hastane yeniden karanliga burunmustu..

koridora cikar cikmaz, merdivenlerden assagi inmek uzere olan kucuk kizi son anda gormeyi basardim. -dur! \ sesim karanlik hastane koridorlarinda uzun uzadiya yankilaniyordu. butun gucumle kosmaya

basladim. birkac dakika boyunca merdivenin basina kadar kostum. en sonunda merdivene vardigimda, kucuk kiz da bir alt kata inmis, yeniden yurumeye baslamisti. yeniden bagirdim -dur! \ kucuk kiz bir

an durdu. arkasini dondu: bir an gozlerimin icine bakti: bakmasiyla cigligi basmasi bir oldu. oyle aci ve tiz bir sesi vardi ki, ve oylesine panik olmustu ki, zaten ufak tefek olan, badi badi kosan

ayaklariyla, cabucak kacmaya da calisinca ayaklari kaydi ve kafa ustu yere cakildi. yeniden ayaga kalkan minik kiz, alnindan sizmaya baslayan kanlara aldirmadan kosmaya basladi. o kadar hizli kaciyordu

ki, ona yetismem oldukca zor gorunuyordu. ben onu kovaliyorken o da bir yandan kaciyor, bir yandan ciglik atiyordu. bir an "ne kadar da cok merdiven indik" diye dusunmeye basladim. merdivenler bitip

yollar duzlemlestiginde ise, karsimda tek bir kapi vardi. kapinin uzerinde dev harflerle "morg" yaziyordu. kucuk kiz ciglik cigliga morga girdi. bodrum katta oldugumuzu anca farkedebilmistim. bir ust

kattan, yani zemin kattan kizin annesinin feryatlari duyuluyordu. kizi alip annesine goturmeliydim. korksam da morga giris yaptim. kucuk kiz kostura kostura, sanki geceleri birseyden korkunca yatagina

girip uzerine yorganini ceken normal cocuklar miseli, kendisine ait oldugunu o anda anladigim, tablasina uzanip, uzerine bembeyaz carsafini cekti. dehset icerisinde kalmistim, hemen arkami dondum fakat

kapi yerinde yoktu, onun yerine, buzluktan cikarilmis bir ceset arabasi vardi. cesedin uzeri bembeyaz carsafla ortuluydu. yalnizca ayaklari gorunen cesedin, sol ayak bas parmaginda bir etiket vardi.

etikete ancak buyuk bir dikkatle bakinca, uzerinde kendi ismimin yazili oldugunu farkettim.

gozlerimi actigimda hafif bir su sesi duyuyordum. yatagimda sirilsiklam terlemis vaziyetteydim. sabah olmus, gunes dogmus ve ben derin bir nefes almistim. yataktan yavas hareketlerle kalkip uzerimi

degistirdikten sonra aklima fotograf geldi. fotograf yataktaki yerinde degil, komidinin uzerindeydi. halbuki ben ruyamda fotografi kaldirip komidinin uzerine koymustum; gercekte ise boyle birsey

yapmamistim. fotografa baktigimda ise, yine ilk gordugum halinde, benim yuzum gozum, tukenmez kalemle cizilmis haldeydi. -anlamsiz.. diye mirildandim kendi kendime. kapim tiklandi. -girin! \ urkek

hareketlerle, yavas yavas acilan kapinin ardinda duran hemsire; -kahvaltinizi ettikten sonra hilal hanim sizi odasinda bekliyor, dedi. \ taniyordum bu hemsireyi, ismi ahu'ydu. gayet iyi anlastigim,

hossohbet biriydi fakat neden bu kadar urkek ve cekingen davrandigina bir anlam verememistim. -iceri gelsene, dedim. neden orada duruyorsun??? \ ahu yuzume bile bakmadan, urkek bir sekilde yere

bakarak, sessizce odadan cikti. -allahallah, noluyo lan?? dedim. ben ayri deli millet apayri deli amk.. bir sure durup dusundukten sonra hafifce gulumsedim: -lan bunlarin hepsi kacik, kahvaltini et de

gel diyorlar, e hani kahvalti nerede??? \\ saat sabah 10u gosteriyordu, bu saate kahvalti falan kalmazdi. neyse, dedim. ac gideyim onemli degil, ac gideyim ama yakisiklisindan olsun. timarhane de olsa

insan icine cikiyoruz amk. bi saclarimi tarayayim. disleri fircalayayim. bu dusuncelerle banyoya girdim, fakat girmemle cigili basmam bir oldu; tabldot kahvalti tepsisi, muslugun icindeydi, musluk yarim

yamalak acilmis ve yemegin uzerine akiyordu. hemen disari firladim ve koseyi donmek uzere olan hemsireyi yakaladim: -yahu bu yemek tepsisini kim koydu banyodaki musluga??? \kizcagizin elleri titremeye

basladi. -lutfen yapmayin, imdat! -lan ben ne yapayim sana allah'in manyagi?? hem de gupegunduz! \ aglamaya baslayan hemsirenin yardimina kostular. ne zaman kendisine ihtiyacim olsa ortalarda

gorunmeyen, fakat ne zaman suratini bile gormek istemesem zararli ot gibi hemen olay yerinde bitiveren hademe ekrem, sanki hemsireyi taciz etmisim gibi once beni itti, sonra -yuru guvenlige gidiyoruz!

diye bagirmaya basladi. hernekadar haksiz suclamalara alisik bir bunyem de olsa, lafimi esirgemedim: -ulan ne sikim guvenlikmis, mudahele etmeleri icin bir de ayaklarina mi gidicez??? \ ellerimi,

kolumdan siki sikiya tutmakta olan ekrem abiden hizli ve ofkeli bir hamleyle kurtardim. tam odama donmek uzere arkami donmustum ki, hala oralarda bulunan ve aslinda ayni zamanda da arkadasim olan ahu

hemsire, beni gorur gormez koridorun kosesine diz cokmus, pusmus, basini egmis: -ne olur bana zarar verme, allah rizasi icin.. diye sayikliyordu..

vardir bunda da bir hayir diyerek dr hilal'in odasina dogru yola koyuldum. birkac dakika sonra sagda solda hastane guvenliginden elemanlar les kargalari gibi etrafimda donmeye baslamislardi. bi boklar

olmus burada ama, ne oldugu hakkinda en ufak bir fikrim yok, diye gecirdim icimden. hilal hanimin kapisina varinca, soyle derin bir nefes cekip kapiyi tikladim. -girin! iceri girer girmez beni buyuk bir

mutlulukla karsilayan doktor hilal, o her zamanki gulumsemesini takinmis, dostane bir tavirla beni karsisina oturmam icin buyur etmisti. cok gecmeden kapi tiklandi, hademe ekrem elinde, getirdigi fincan

kahve tepsisiyle belirdi. -suraya birakiver ekrem, tesekkur ederim. sen ne icersin rifatcim??? \aslinda birsey icesim yoktu ama sirf ekreme uyuzluk olsun diye: -ben de bir turk kahvesi alayim, dedim.

\\ ekrem homurdandi, ama birsey demedi. -eveeeet, dedi dr hilal buyuk bir gulumsemeyle. -ne yaptin bakalim gorusmeyeli? nasil gidiyor hayat? \ -valla, dedim. hayat zor, basta sigarasizlik olmak

uzere, bu hastane her yonuyle hapishaneden beter. o yuzden mumkun oldugu kadar hizli bir sekilde taburcu olmak istiyorum, yuksek musadelerinzile elbette, dedim. -bunun benim musademden ziyade, senin

sagliginla, duzelmenle ilgisi var rifatcim, elbette hepimizin yegane arzusu bu sekilde... tahammulsuz ve ofkeli bir sekilde araya girdim: -hic rahatsizlanmamis birinin duzelmesini mi bekleyeceksiniz

yani? yahu anlamiyor musunuz? benim somut bir sorunum yok, tek istedigim sey bir an once koyume gitmek. yarim kalmis islerim var. bu hastane beni her gecen gun daha da hasta ediyor.. -ne gibi??? \

samimi bir yardimci olmak isteyen idealist doktor yuz ifadesiyle sormustu bunu hilal hanim. sorunlarimla, dertlerimle, gercekten ilgilendigini belirten, ciddi ve anlayisli bir kaslarini catma ifadesiydi

bu. bu samimiyetten cesaret alarak: hasteneye getirildigim gunden beri, basimdan gecen herseyi, ruyalari, askerleri, buraki, hatta buragin babasindan bile bahsettim. hilal hanim hayretler icerisinde bana

bakiyor, konusmanin basindan beri karistirdigi kahvesini hala karistiriyordu. -yillardir denek olarak kullanilan bir hasta?? hem de bizim hastanemizde? ustelik doktorlarin 3 ay yasar dedikleri, fakat bir

turlu olmeyen, olmedigi icin bunu bir basari ve kansere karsi beraberce kazanilmis bir zafer oykusune donusturup en acimasiz ihtimalle hastanenin ve doktorlarin bu olay uzerinden kendi reklamlarini

yapmalari yerine, bu hastayi kobay ve denek olarak kullandiklarini soyluyor arkadasin oyle mi? ve sen de buna inandin? -evet.. dedim caresizce. -kim bu arkadasin, nereden ve nasil gorusuyorsun onunla?

hastaneden cikamiyor olman lazim senin.. -evet, dedim. hastane bahcesinde, hergun babasini ziyarete geliyor, bahcede oturuyor iste.. -ve 3 yildir babasiyla gorusturulmuyor oyle mi? sen daha once

hayatinda boyle bir sacmalik duydun mu? \ hilal hanim saskindi. alinmis gibi, gucenmis gibi, "inanilir gibi degil" ifadesini takinarak guluyordu. - bu olayi hemen, bugun cozecegiz, dedi kararli bir

ifadeyle. -bana arkadasinin ve babasinin ismini, soyismini soyle. \ bir an dusundum, acaba kotu birsey mi yapiyorum diye, ama sonra bunda kotu birsey olmadigina karar verdim. cok cok buragin babasi

serbest kalirdi, ya da yalan soylediyse de yalani ortaya cikardi. -arkadasimin ismi burak, babasinin ismi de neydi... altan... soyadi da seydi, olmez. altan olmez.

tam o sirada kapi tiklandi. hademe ekrem, biyikli suratini kapi araligindan iceri uzatmisti. -evet ekrem? gene ne var? dedi hilal doktor. -dohtor hanim az bi gelseniz... doktor hilal rahatsiz edilmenin,

hastasiyla olan gorusmesinin bolunmesinden oturu duygudu rahatsizligi fazlasiyla belli ederekten: -ne var soyleyiver, rifat yabancimiz degil, dedi. fakat ekrem dallamasi, kas goz isaretleri yapiyor,

gozlerini buyuterek olayin onemli oldugunu vurgularcasina doktoru yanina cagiriyordu. dr hilal bu tur seylere gelebilecek bir insan degildi aslinda, ancak bu sefer benden cok ozur diledigini soyleyerek

musade istedi. -hemen geliyorum rifatcim.. \ odadan disari cikarken acilan kapinin ardinda aglayan ahu hemsirenin sesleri duyuluyordu. bir hengame, bir kargasa vardi sanki kapinin ardinda. birseyler

donuyordu hastanede, ama ne oldugunu anlamiyordum. hilal hanim 2 dakika icin musade istemisti benden, ancak gideli 15 dakika kadar olmustu. gorusmenin basindan beri elinde tuttugu kagit, masasinin

uzerinde oylece duruyordu. merakima yenik dusmustum. bir yandan risk almanin verdigi muthis korku ve adrenalin, diger yandan, muhtemelen hakkimda varilan kesin kanaati belirtici nitelikte olan bu kagidin

icinde yazilanlarin ne oldugu hakkinda hissettigim tarifi imkansiz merak, beni bir fisek gibi kagidi alip okuma arzusuna mahkum ediyordu. kulaklarim kapida, gozlerim kagitta, ellerim titreyerek kagida

uzandim. saniyenin beste birlik bolumu kadar suren refleksif bir hiz ile kagiti kaptigim gibi hizli hizli okumaya basladim. okumaya baslar baslamaz ise, ilk olarak kendi ismim ilisti gozlerime. gercekten

de, kagitta, hastane genel kurulunun hakkimdaki sahsi kanaatleri yaziyordu. butun ilgili doktorlar ve bahsekim, imzalarini guzelce atmis, muhurleri basmislardi. herkesin hakkimdaki olumlu gerekceler

ihtiva eden kanaatleri beni ziyadesiyle mutlu etmisti. evet, bu belge benim hastaneden taburcu edilmem icin hazirlanmisti, fakat son anda bir eksiklik farkettim belgede. yalnizca bir tek kisi imzalamasi

gereken yeri imzalamamisti: doktor hilal. anlamsizca bunun hakkinda dusunurken birden kapi tikirdama sesi duyuldu. hemen kagidi aldigim hizla tekrar geri yerine, masasin uzerine koydum. doktor hanim bir

eliyle kapi kolunu assagi cekmis, fakat diger yandan, kapi arkasinda bir baskasiyla konusmaya devam ettigi icin, "girmek uzere olmak"tan "girmek"e gecememisti. birkac saniye sonra kapiyi acti. iceri

girdi. o her zamanki gulumsemesi yoktu artik yuzunde. tarifi imkansiz bir tuhaflik, kederli olmayan, uzgun gorunmeyen garip bir hayal kirikligi vardi uzerinde. halsiz gibiydi. hala gulumsuyordu ancak

samimi degildi. icten degildi. o eski parilti yoktu simdi gozlerinde. neler olup bittigini anlamaya calisiyordum. -rifatcim, hastanede bir sorun cikmis, bu yuzden hemen gitmem gerekti, kusura bakma. -

yok, dedim estafurullah. hayrola mesele nedir? \\ doktor hanim eksimis, somurtkan suratini daha fazla saklamaya calismadi. birden masanin uzerinde unutmus oldugu kagidi gordu. -bu kagida baktin mi ben

yokken? bakmadin degil mi? dedi hafif paniklemis sekilde. \ -yok, bakmadim, diye yalan soyledim. bir sorun mu var doktor hanim? dedim ciddi ciddi. -bir sorun varsa saklamayin??? \\ doktor hilal

yeniden sahte bir gulumseme takinarak: -yok dedi. masanin uzerinde bulunan kagidi kaptigi gibi once ikiye, ardindan dorde, ardindan sekize bolmek suretiyle yirtarak parca pincik ettikten sonra, ayni

gulumsemeyle sozlerini tamamladi: -hicbir sorun yok!

tam o sirada cep telefonum titredi. cikardim, "bir mesaj alindi" yazisi ilisti gozlerime. bir yandan mesaji acarken, diger yandan doktorla konusmaya devam ediyordum. -madem hic bir sorun yok, oyleyse

musaednizle ne zaman taburcu oluyorum? ogrenebilir miyim acaba?? \\ -normal sartlar altinda taburcu olman gerekiyordu, fakat malesef bir aksilik oldu rifatcim.. dedi dr hilal. cerceveli gozlugunun

arkasinda gozleri devasa haline burunmustu. bir diger yandan mesajin "burak" tarafindan gonderildigini gordum. mesajda: "rifat, simdi dediklerimi harfi harfine yerine getir. once telefonunu sessize

al... " -ne demek oluyor bu simdi? diye sordum. -mesele nedir?? doktor cevapladi: -mesele yok.. sorun yok.. sadece... hastane kurul uyelerinin pek coguna ulassak da, bir kismina malesef ulasamadik. e

her birinin bashekim bey gibi vekilleri de yok. dolayisiyla onlarin da imzalarini topladigimiz zaman seni taburcu edecegiz.. dedi imali imali bana bakarak. bakislarinda "sikiyosa simdi kagitta imzalar

vardi ben gordum de!" ifadesi yatiyordu. kagida bakmadigim konusunda yalan soylemistim ve simdi bu yalanin curmunu cekiyordum. yine de olayin uzerine gitmeye devam ettim: -kagidi neden yirttiniz peki?

\\ hemen mesajin devamini caktirmadan okudum: "sonra telefonunun kayit cihazini calistir, sonra da caktirmadan kimsenin goremeyecegi bir yere sakla. dusurmus susu verebilecegin bir yer olsun.

dediklerimi yap, bana guven." -kagidi yirttim, dedi dr hilal, cunku eski esimin bana yolladigi ozel bir mektup.. onemsiz birsey yani, en azindan benim icin hicbir degeri yok. kendisi yeniden barismak

istiyor, bu yuzden de lise ogrencileri gibi kokulu mektuplarla ozlem, hasret mesajlari yollayip duruyor. ozel birsey yani ama dedigim gibi benim icin bir anlam ifade etmiyor!!! iste bu yuzden

yirttim... seninle ilgili birsey degildi, buna sahit olmak zorunda kaldigin izin uzgunum... \\ vay amk, dedim kendi kendime. ulan kari ayak ustu kuyruklu yalan atiyordu resmen. bu kadar yalani bu kadar

seri sekilde sedef bile soyleyemez diye dusunmeden edemedim. kadin kismindan bir kere daha korkulmasi gerektigini hatirladim. doktor: -sen odana cik, istirahatine bak. bu son gorusmemizdi, bundan sonra

yalnizca imzalar toplanacak, imza isleri bitince ben sana haber gonderecegim. fakat, birsey daha var. hastane giris-cikis islemleri ile ilgili anneni veya babani cagirirsan, onlarla da gorusmus oluruz,

hem islemlerini hallederler. tamam??? \\ cevap vermeden, basimi olumlu anlamda salladim. hizli hareketlerle telefonu sessize alip apar topar kayit cihazini baslattim. butun bunlari bir saniye

icerisinde yaparken, sag elimi goren, fakat masanin dibinde oldugu icin sol elimi goremeyen doktora farkettirmeden, sag elimdeki telefonu hemen sol elime gecirdim. koltuktan kalkarken oncelikle besmele

cekip hafifce egilen her insan gibi once biraz egildim; hemen ardindan caktirmadan sol elimde tutmakta oldugum telefonu, masanin altindaki cop kutusunun arka tarafina hizli hareketlerle yerlestirdim. ve

en sonunda karsilikli sahte gulumsemelerle odayi terk ettim. odama dogru giderken tam merdivenleri cikmaya baslayacaktim ki, birden, erkekler tuvaletinden bir "pist!" sesi duydum.

tuvalete girer girmez yakamdan tutan burak, diger eliyle hizlica kapiyi kapatti: -dediklerimi yaptin mi??? dedi buyuk bir ciddiyetle. -dediklerini yaptim yapmasina da---\ burak beni dinlemiyor, sozumu

bitirmeme bile izin vermiyordu: -oglum bak akilli ol, beni dinle. benim lafimi dinle. ben bunlarin cigerlerini biliyorum. bu hastanede donen butun dolaplari ben bilirim. bunlar senin deli olduguna

artik tamamen inaniyorlar, ilgili makamlara da hakkinda bu sekilde rapor verecekler. yarragi yedin kardes, bundan sonraki hayatin deli olarak gececek. istanbula sevkedilmen bir haftayi bulmaz! -

istanbul??? -bakirkoy!!! \\ alayci bir ifadeyle gulumsedim, -ya bi git.. -bana inanmiyor musun? bu kadar olaydan sonra seni ne zaman yanilttim? ne zaman yalan soyledim sana? -iki gun once! diye

bagirdim. -oz babani girtlaklamani istediginde, beni kendin hakkinda yanlittin. beni hayal kirikligina ugrattin kardes.. simdi, ben telefonumu almaya gidiyorum. sen de lutfen, artik rahat birak beni..

\\ burak elleriyle kapiyi simsiki tutuyor, cikmama izin vermiyordu: -bana inanmayacagini bildigim icin sana telefonunu orada biraktirdim. telefonu alip dinlediginde, sen de bana hak vereceksin. ne

kadar hakli oldugumu goreceksin! \\ buragi ellerimle sagima iterek tuvaletten ciktim. arkamdan bagirdi: -simdi degil, birak kaydetmesi gerekenleri kaydetsin. birkac saat sonra git telefonu almaya..

lutfen! lutfen!\\ onu duymazdan gelerek yurumeye devam ettim fakat bir yandan da haksiz sayilmazdi. bu telefon, odada ben ciktiktan sonra, hakkimdaki gercek kanaatleri kaydedecekti. o yuzden

istikametimi degistirip odama dogru giden merdivenleri cikmaya basladim, assagi kantine giden yola dogru bakinca ise hayretler icerisinde kalmistim. gordugum kisi ercandan baskasi degildi. "yahu bu

adamin burada ne isi var amk??? diye soylendim. lan hademeden cok gormeye basladim bu adami... allahallah.. neyse.." bu dusunceler icinde odama vardim. kapiyi acar acmaz beni bambaska bir surpriz

bekliyordu: sedef, yatagimin uzerine oturmus, donuk bakislarla duvara bakiyordu. -sedef??? ne isin var senin burada??? \ sedef beni gorur gormez kucagima atladi, simsiki sarilip aglamaya basladi. 5

dakikadir durmadan agliyordu, daha fazla dayanamadim: -dur, aglama lutfen.. ne oldu? ne isin var burada? anlat hele.. sedefcik yasli gozlerini tulbentiyle sildikten sonra titreyen aglamali sesiyle

derdini dillendirdi: -ben evleniyorum rifat..

-ney! dedim yerimden firlayarak. -nasil! neyden bahsediyorsun sen? dedim sahlanarak. sedef huzunlu gozlerini yere dikti: -evden kacip geldim buraya, ama yine gitmem gerek.. babam tutturdu evlendirecekmis

beni.. -kiminle! -karsi koyden samet var, onunla.\ bilirdim sameti, cok guclu bir ailenin cocuguydu. kendi koyunun tum kizlarinin gonlunu fethetmis bir gencti. -beni kurtar askim nolur!! \\ sedef

yalvarmaya baslamisti artik. -dur bi saniye ya, dedim. dur dur dur. o kadar da degil. tamam kucuklukten beri sana bi ilgim vardi ama, o kadar uzun boylu degil. asiret kavgasina mi surukleyeceksin beni???

\ sedef tahammulsuzce aglamaya basladi. artik sadece aglamiyor, aci icinde ciglik atarak, yuregindeki sizinin ne kadar buyuk ve guclu oldugunu disavuruyordu. -rifat anlamiyor musun! sevmedigim biriyle

evlendiriyorlar beni! sana beni kurtar diyorum sen neler soyluyosun ya! ben senden baska kimseyi istemiyorum ki! \ sedefin artik konusacak takati kalmamisti. basini gogsume yaslamis, hungur hungur

agliyordu. -ne yapabilirim ki senin icin, dedim umutsuzca. -soyle, birsey soyle yapayim. ama ne??? \ sedef iki gozu iki cesme zar zor konusabiliyordu: -kacir beni! -e yuh artik! nasil kacirayim lan

texas mi burasi! dedim hincla. dedim fakat, kizin uzuntusune uzuntu kattigimin da farkindaydim. dedigim her seyden saniyesinde pisman oluyordum, ama elimden ne gelebilirdi ki?? benim basimda yeteri kadar

dert yoktu sanki amk, bi kiz kacirmamiz eksik diye dusundum. -tamam, dedim sakince. gel buraya.. \ sedefi yeniden bagrima bastim, sanki cocuk uyutur gibi yavasca salliyordum, ama salladigim yer besik

degil, bagrimdi. bir yandan bu meseleyi ne yapacagimi dusunurken, diger yandan da "telefon neleri kaydetti lan acaba??" diye dusunmeden edemedim. sedefin aglamasi bitmis, hala islak olan gozleriyle

hafifce gulumsemeye calisarak: -sana yaptigim borekleri begendin mi askim?? dedi. refleksif ve bir o kadar da angut bir cevap mekanizmasiyla yanitladim: -ne boregi la? \ sedefin kaslari catildi: -gecen

gelisimde sana bir kitap bir de borek getirmistim! yemedin mi! okumadin mi!!! \ sedef cok sinirlenmisti. e haksiz da sayilmazdi kizcagiz. o kadar ugrasmisti sonucta. -ha sahi, dedim. neydi o kitap

oyle? icinde anlamadigim harfler falan.. en sevdigin kitap dedin, fakat benim en sevdigim kitap diye bisey yok ki??? \ sedef, bunu sormami bekliyormuscasina once bir gerindi, sonra gulumseyerek cevap

verdi: biliyorum askim, dua onlar. onlari okuyasin ki, geceleri rahat uyuyasin. uykularin kacmasin artik, dedi gulerek. once hafifce kaslarim catildi. bir anlam veremiyordum sedefin bu soyledigine. bu

dusuncemi onunla paylasmaya karar verdim: -iyi de, ben sana bu sikintilarimdan hicbirzaman bahsetmedim ki???

sedefin butun gulumsemesi kaybolmustu simdi. donuk donuk suratima bakiyordu: -askim yanlisin var---\\ -hayir! diye cikistim. -hayir soylemedim. ben bunu kimseyle paylasmadim sedef! senin bunu biliyor

olmana imkan yok! \\ kandirilmis biri gibi ofkeli ofkeli bakiyordum simdi ona. sedef once dudaklarini isirdi, sonra hic ara vermeden devam etti: -pekala itiraf ediyorum, dedi. -neyi itiraf

ediyorsun?? -sen hapishaneden hastaneye gecis yaptiktan sonra, biz butun koy olarak, senin durumunu merak ettik. herkesin dilinde ayri bir deli hikayesi donmeye basladi. sen saniyor musun ki, sen

buralardayken koy biraktigin gibi yerinde sayiyor??? \ bir an durdum, sahiden de koyde ne olup bitigi hakkinda en ufak fikrim yoktu. -elvin yengenin kollarimda, senin ismini sayiklayarak oldugunu

biliyor muydun mesela??? \\ iste simdi kelimenin tam anlamiyla neye ugradigimi sasirmistim. -ne zamandan beri?? diye sordum hemen. -gecen hafta, yanitini aldim. -ustelik olurken surekli senin ismini

sayikladi.. \ isin dogrusu, uzuldum desem yalan olurdu, ama neticede bir insan evladi o da, olum kimsenin uzerinde hos durmuyordu sonucta.. -eee? konuya geri donecek olursak?? sonra ne oldu? \ sedef

kaldigi yerden devam etti: -sonra ben de, cezaevine gidip, sizin kogusun agasiyla gorustum. senin yavuklun oldugumu soyleyince beni ciddiye alip dinledi sagolsun. -sedef!!! diye atildim. ben senin

yavuklun falan degilim, her yerde sunu soylemeyi keser misin artik! \ sedef bir iki saniyeligine bozuldugunu belli eden bir surat ifadesi takindiktan sonra sozlerine devam etti: -onlar da bana senin

basina gelenlerden, sikintilarindan, gece gordugun ruyalardan, davranislarinin degismesinden vs bahsettiler. hasan dedenin duasinin uzerine cay dokuldugnu soyledir, ben de bizim komsu koyun hocasina

gidip yeni dua yazdirdim, aldigim gibi de dogruca hastaneye, yani sana getirdim!! -pekala, dedim. madem boyle, o halde neden kitabin icine sakladin dualari? adam gibi dua getirdim diye getireydin ya???

-ufffff, askerler polisler bir suru adam koylu diye dalga gecmesinler diye oyle yaptim, dedi. -neden dalga gecsinler ya onlar da anadolu ailelerinin cocuklari---\\ sedef sozumu keserek, elleriyle

omuzlarimi oksayarak ve gulumseyerek sirnasmaya basladi: -sen simdi onu bunu birak da, soyle bakalim. yedin mi boregimi yemedin mi? yedin mi yemedin mi? \\ bir yandan surekli bunlari tekrarliyor, diger

yandan da cenemi burnumu isiriyordu. bir sure daha cilvelestikten sonra burundu ceneydi derken opusmeye basladik. tam opusmeye baslayali otuz saniye kadar olmustu ki, kapinin arkasindan kopek inlemesi

gibi aglamayla karisik fakat ses cikarmamaya calistigi her halinden belli olan aci bir ses duyuldu.

birden kalakaldim. sedefle olan seslerimiz kesilince kapi ardindaki ses de kesiliverdi. sadece hizli hizli yurume seklinde ayak sesleri geliyordu simdi. hemen yerimden firladigim gibi kapiyi actim.

koridor bombostu, fakat yerde bir iki damla kan izi vardi. -gitmem gerek.. \ sedefin yuzu bembeyaz, kirec gibi olmustu. esyalarini toparladi. cantasindan bir kagit bir de kalem cikardiktan sonra, uzun

uzun ev adresini, dugun yerini, ve bunlar gibi pek cok adres bilgisini yazdiktan sonra: kagidi bana uzatti: -bir haftaya evleniyorum, artik sen bilirsin rifat.. artik sen bilirsin... \ en soguk, en

bitmis, en hayata kusmus ifadesini takinarak odami terketti.. sessizce pencereden disarisini seyrediyordum, buradan bir sekilde kurtulmaliydim ama nasil? sedef gideli 5 dakika kadar olmsutu, ve simdi de

hastaneyi terkedisini izliyordum camdan. garip garip etrafina bakiniyor, elleriyle kollariyla, sanki birsey anlatiyormus gibi hareketler yapiyor, fakat aslinda sadece onune bakip kendi yolunu yuruyordu.

az sonra gozlerimi hastane bahcesinin biraz daha ic tarafina, her zaman oturdugum o meshur palmiyeli kamelya tarafina cevirdim. burak, tam tahmin ettigim gibi kamelyanin icinde, sigarasini iciyordu.

kendisine baktigmi gorur gormez bir elini kulagina goturerek, telefon isareti yapti. demek istedigi seyi elbette anlamistim ama, "ulan bir insan hergun hastane bahcesine mi gelir, hic okulu falan isi

gucu yok mu bu adamin?" diye dusunmeden edemedim. uzerimi yavas hareketlerle degistirdikten sonra hirkami giydim, tam takir hazirdim artik. butun cesaretimi toplayarak doktor hilalin odasinin yolunu

tuttum. "-insallah farketmemislerdir telefonu" diye gecirdim icimden. kapinin onune geldigimde, etrafta kimsecikler yoktu. sessizce kapiyi araladim, icerisi bombostu. hemen telefonu dusurdugum cop

kutusunun arkasindan telefonumu sessizce aldim. kayit hafizasi bitince, otomatik olarak kapanmis, ana menu ekrani gorunuyordu. -hayirdir rifatcim? \\ dr hilal ben odadan cikamadan odasina varmisti. -

bisey mi lazim oldu?? -yok, dedim. telefonumu unutmusum da, onu almaya geldim. -telefonunu odamda mi unuttun??? -evet, dedim. -ilginc, dedi doktor. masanin uzeri bombostu oysa??? -sandalyenin

altina dusmus doktor hanim, o yuzden ben bile bulmakta zorlandim. \ doktor celallenmisti, yuzu ofkeyle gerildi: -yine de bu, sana odama izinsiz girme hakkini vermez! oyle degil mi? en azindan birazcik

karakterli olan, azicik haysiyeti, serefi olan biri, boyle birsey yapmaz degil mi???\ yumruklarimi sikmistim. bogazim sinriden dugumlenmis, patlamaya hazir bir bomba gibiydim. -izninizle! ofkeme son

anda hakim olup zar zor kendimi odanin disina attim. anladim ki doktorum manyak bir kadindi, benimle en basindan beri sevgi dolu doktor oyunu oynamisti. hademe ekrem bir yandan islik caliyor, bir

yandan da elindeki cay tepsisini yukari goturuyordu. beni gorur gormez ciddilesip islik calmayi kesti. aldirmadan hastane bahcesine ciktim. burak beni yanina cagiriyordu. ikram ettigi sigaradan

yaktiktan sonra, telefonun kayit listesini actim: ve son kaydi beraberce dinlemeye basladik.

oncelikle uzun bir sessizlik hakimdi. kagit hisirtilari ve cay kasigi ile fincan karistirma seslerinden baska birsey duyulmuyordu. birkac dakika boyunca bir yandan sigaramizi icip, diger yandan bu

sesleri dinledik burakla. sonrasinda kapi tiklandi, -buyrun! dedi hilal. iceri girip de konusmaya baslayan ses bir adama aitti. -sonuc nedir? doktor hilal bu iceri giren adamla konusmasina basladi:

-histerik deli. duygu dunyasi karmakarisik. asiri dengesiz, bir dedigi bir degiini tutmayan cinsten. -belki de nevrozlarla ilintilidir? dedi diger, erkek olan doktor. dr hilal devam etti: -sanmiyorum.

su dakika itibariyle tam birsey de soyleyemiyorum acikcasi. ama kisilik bozuklugu oldugu kesin. hayal dunyasinda yasadigi da asikar.. hasta, hayali arkadaslariyla konusuyor ve onlarin uydurdugu yalanlara

inaniyor. ayrica uykudan uyandiktan hemen sonraki davranislariyla gunluk hayattaki davranislari bagdasmiyor, son derece tutarsiz, dengesiz, birbirinden bagimsiz iki farkli karakteri farkli zamanlarda tek

vucutta yasiyor gibi. tum bu semptomlari toplayinca, yalnizca bir tek sonuca vardigimi goruyorum. -yani? -paranoid sizofren. hem de en kotusunden. -emin misiniz? iyice teshis ettiniz mi hastayi??? -

elbette, dedi dr hilal. hem de adim gibi eminim. surekli gorulen halusinasyonlar, gercekle uzaktan yakindan ilgisi olmayan olaylar, gercek olmayan arkadaslar, ve o arkadaslarin soyledigi yalanlar.. -

mesela??? -mesela, hastamiz bana bu hastaneye 3 yil once getirilmis, kanser teshisi konuldugu halde bir turlu olmemis, 3 senedir de neden olmedigi anlasilamadigi icin denek olarak kullanilmak uzere

ailesinden ve diger insanlardan alikonulmus bir hastadan bahsetti. -boyle birsey olmasi imkansiz! diyerek kahkahayi basti erkek olan doktor. -biliyorum.. fakat ben tedbirimi alirim, emin olmadan hareket

etmem. bu yuzden herseye ragmen hastanin ismini once onkolojide, sonra diger bolumlerde, kisaca butun hastanede arattirdim. hem kayitlari, hem de hastanenin odalarini teker teker ellerimle aradim.

-sonuc?? -boyle birsey yok. tamamen uydurulmus bir hikaye. onkolojide yatan 3 tane hasta var, onlar da olum kalim mucadelesi icerisindeler. kesinlikle olayin gerceklik payi yok..

erkek sesi sorularina devam etti: -hastanin rahatsizliginin paranoid bulgular ihtiva ettigi kanisina nereden vardiniz peki??? \ bir sure sessizlik oldu. doktor hilal derin bir ic cektikten sonra

konusmasina devam etti: -hasta surekli olarak kabuslar gordununden, hastaneye kadar kendisini takip eden bembeyaz elbiseli bir kiz ve koyun surulerinden, birilerinin kendisine komplo kurdugundan ve bu

gibi seylerden bahsediyor. \\ erkek olan doktorun sesi hafiften kizginlasmaya baslamisti: -bunlar her normal insanin soyleyebilecegi turden seyler. surekli kabuslar gormesi ve ilgi cekmek icin bir

takim seyler uyduruyor olmasi, hastayi paranoid sizofren yapmaz! \ doktor hilal de hircinliga hircinlikla yanit verdi: -bu sekilde oldugunu da nereden cikardiniz! diger doktor ustelemeye devam etti:

-benim icin iyi ihtimaller her zaman kotu ihtimallerden onde gelir doktor hanim. sizinkisi; artik tip dunyasinda klasiklesmis, hastanin uzerini apar topar cizerek, bastan savma tani ve tetkiklerden sonra

son derece keyfi bicimde konulan teshislerin ardindan hastayi kimyasal ilaclara bogarak bir odaya hapsetmekten ibaret! neden; cunku hastalarla ugrasmasi zor geliyor, neticede aldiginiz ucret degismiyor.

\\ doktor hilal cirtlak bir sesle karsi cikti: -ne currrret! \\ uzun bir sessizligin ardindan konusmalar yeniden basladi: -bakin metin bey.. sizin son derece basarili ve idealist bir profesor

oldugunuz tum camiamiz tarafindan bilinmekte: kabul. size de saygimin sonsuz derecede oldugunu belirtmekten mutluluk duyuyorum. lakin belirtmekte gereklilik duydudum bir diger husus ise; bu hasta ile

ilgili tum sorumluluk ve insiyatifin sahsim uzerine adledildigidir. dolayisiyla isin bu kismindan sonrasi yalnizca bendenizi alakadar eder, ve ben de, yirmi yili askin tecrubemle ve de yuksek

musadelerinizle, bu hastanin bu hastane icin zararli oldugu, acilen istanbula sevkinin gerektigi, ve oranin yukseltilmis sartlarinda tedavi edildikten sonra yeniden topluma kazandirilmasi gerektigi

kanisina vardim. simdi, gerekli islemleri derhal baslatmak durumundayim, vaktinizi isgal ettim, izninizle...

faltasi gibi acilmis gozlerle ben buraga, burak da bana bakiyordu. telefondan gelen son bir kapi carpma sesinden sonra tam kaydi kapatiyordum ki, burak elimi sikica tutarak -dur! dedi. -bekle!

gercekten de bir dakika kadar bekledikten sonra, kayittan yeniden tikirtilar duyulmaya baslandi ve doktor hilalin sesi yeniden duyuldu: -alo? benim.. evet evet, az once gonderdim. bir daha gelecegini

sanmam, tamamen atlattik sanirim. ... tamamdir... evet, merak etmeyin... artik sakladiginiz yerden cikarabilirsiniz...

-hani lan! diye bagirdim hiddetle. -hani baban hastanede oluyordu? babana dair hicbirsey bulamamislar iste! dalga mi geciyorsun lan sen benimle! \ ikimizde ayaga kalkmistik ve ellerim buragin

yakasindaydi. burak ise ellerimi yakasindan ayirmaya calisarak kollarimi tutuyordu. -manyaklasma!!! diye bagirdi. -duymadin mi konusulanlari! sakladiklari sey babam iste! senin manyak doktorun da

babama yapilan istismarin agir taslarindan biri! simdi anladin mi neden bu kadar cirpindigmi! \\ -ulan, dedim. ne yapsin bunlar senin babani??? neden saklasinlar? -anlatmama izin ver anlatayim!!!

-pekala.. dedim. anlat bakalim. seni dinliyorum.. \\ burak bir iki saniye yere baktiktan sonra, anlatmaya basladi: -babami bu hastanede sakliyorlar, cunku babamin vucudu bunlarin uyguladiklari bir

cesit alternatif tip tedavisine cevap verdi! ozon mudur nedir, oyle bisey. -eee? ulan ne guzel iste??? dedim hayretler icinde. -bunun gercekten guzel oldugunu mu dusunuyorsun? dedi burak titreyerek.

sinirden veya uzuntuden titriyordu artik. -bana bunun kotu olan kismini soyler misin guzel kardesim?? dedim beklenti icinde. burak konusmasina devam etti: -kotu, cunku bunu bu sekilde, oldugu gibi

disari lanse ederlerse bu doktorlarin da ipini keserler. cunku dunyanin piyasalarini elinde tutan en buyuk sektor, ilac firmalaridir. insanlar ozon denilen bu alternatif yontemin bu kadar ise

yaradigini kesfettikleri anda ilac firmalari para kaybetmeye baslayacak. bu yuzden tip dunyasi su an icin ozon terapi ve diger alternatif tip tekniklerinin onunu kesmeye calisiyor. bu doktorlar, ilk

basta zaten babamin kurtulamayacagini bildikleri icin, babami karanlik bir odada olume terketmisler. yalnizca bu hastaneye staj olarak geldigini sandigim genc bir doktor, nasil olsa olecek diye deneme

amaciyla babama bir sure kemoterapiye ek olarak ozon terapi uygulamis ve kemoterapi sirasinda dokulen saclarin, tuylerin ozon terapi ile yeniden ciktigini gormus ve hayrete dusmus. birkac ay daha

tedavilere devam ettikten sonra kanserin ilerlemesinin durdugunu gozlemlemis ve bir mucizeyi gerceklestirmis. \\ sinirim fevkalade yatismis, ilgi ile buragin anlattiklarini dinliyordum. -eee? dedim.

sonra?? burak bir sigara yaktiktan sonra olayin devamini anlatti: -sonra ilac firmalari tarafindan tehdit edilmisler. hep iki arada bir derede kalmislar. bir yandan babamin iyilestigini duyurmak

istiyorlar, fakat duyuramiyorlar. cunku nasil iyilestigi hakkinda bir rapor hazirlamalari gerek. normal sartlar altinda kemoterapiyle vs tedavi ve hayata tutunmasi sayesinde savasti ve kanseri yendi

gibi klasik bir hikaye uydurulabilirdi fakat babamin rahatsizliginin ismi habis melanom idi. yani en olumcul, tedavisi gunumuz sartlarinda pek mumkun olmayan, en kotu deri kanseri tipi. dolayisiyla

babamin iyilesmesi demek, gazetelere hatta belki televizyonlara haber olmasi demekti.. ve en nihayetinde takdir edersin ki, boyle bir durumda herkesin soracagi ilk soru "nasil?" sorusu olurdu. kendi

kendine yendi diyemezlerdi, cunku sikindirik bir devlet hastanesinin imkanlarinda bu kadar zorlu ve olumcul bir hastaligin sanki nezle veya gripmis gibi kolayca atlatilmasina hic kimse inanmazdi. ozon

terapi diyip dogruyu da soyleyemediler, cunku bu sefer de herkes ozona yonelecek, ilaclar piyasadaki eski onemini kaybedecek, ve ilac firmalari da bu hastanedeki butun doktorlarin kariyerlerini bitirip

koklerini kaziyana kadar kanli ellerini uzerlerinden cekmeyecekti. iste bundan dolayi, babami ha iyilesti, ha iyilesecek yalanlariyla tedaviye devam ediyoruz bahaneleriyle sakladilar durdular. oysa

babam iyilesmisti... -nasil yani? dedim saskinlikla. -neden boyle birsey yapiyorlar peki? -cunku, dedi burak. kariyerleri, kazanacaklari paralar, toplum icindeki prestijleri bir insanin yasamindan

daha degerli.. bunu yapiyorlar cunku ilac firmalarinin cikarlarina ters dusmeyen, tedavi olurken bir yandan da kimyasal ilac almayi gerektiren bir tedavi metodu gelistirmeye calisiyorlar. bu yuzden

babamin uzerinde 3 yildir turlu turlu seyler deniyorlar. malesef maddi gucumuz olmadigi icin sesimizi kimseye duyuramiyoruz. \ -peki, dedim; madem hersey anlattigin gibi, oyleyse doktor hilal neden

senin babandan bahsettigimi diger doktora bir deli sacmasi olarak sundu??? madem bundan haberdar ve bunu saklamaya calisiyor, oyleyse bundan diger doktora hic bahsetmemesi, benim hayal arkadasimin

uydurmasiymis gibi lanse etmesinden daha yerinde olmaz miydi??? yani durup dururken essegin aklina karpuz kabugu dusurmus olmuyor mu sence de?

kafam o kadar karismisti ki, kimin dogru kimin yalan soyledigini anlamaya calisiyordum. acikcasi o an icin, buraga hic ama hic guvenmiyordum. burak, hic dusunmeden, ara vermeden soruma yanit verdi:

-hayir.. tam tersi. profesor doktor metin akyuz cok idealist bir doktordur, hastalarla cok ilgilidir, insanlari insan olduklari icin sever ve herkesi tum duygu ve dusuncelerini tek tek anlattirip

ozumsemeden kimsenin hakkinda kesin bir kanaate varmaz, vardirmaz. keske butun doktorlar onun gibi olsaydi.. \\ bir an durdu, sigarasinin kulleri icmeye icmeye bitmis, sigarayi adeta ruzgar icmisti..

hemen, mazotu bitmis gibi yenisini yakti. -bununla nereye varmaya calisiyorsun? dedim -suraya varmaya calisiyorum.. profesor babamla ilgili olayi zaten biliyor. senin doktorunun bunlari ozellikle

profesore deli sacmasiymis gibi sunmasi gerekiyordu, eger hic bahsetmeseydi, daha sonra profesor gelip seninle konusursa, sanki ondan bunu saklamis gibi bir duruma dusecekti ve babamla ilgili insanlik

sucu isledikleri teorisi kuvvet kazanacakti.. \\ simdi sigara yakma sirasi bendeydi. derin derin cektigim nefeslerin ardindan buraga soyle dikkatlice baktim, kesinlikle yalan soyler gibi bir hali

yoktu, bilakis birseyler anlatmak icin kendini paraliyordu, fakat icimde nedenini anlayamadigim tuhaf bir duygu vardi. belki de dunyaya olan guvenimi kaybettigim icindi. ne yaptiysam hikayesini

curutememistim. -peki, dedim. butun bunlari neden yapiyorsun? -neyi?? dedi burak. -yani butun bunlari neden bana anlatiyorsun? -cunku babam aci cekiyor, onun buradan cikamayacagini anladigim icin,

artik olmesi gerektigine karar verdim. -ne zamandan beri insanlarin olmeleri gerektigine sen karar veriyosun lan it! \\ yine hiddetlenmistim. -beni dinle, dedi burak en tehditvari tavrini takinarak.

bu hastanede bunu yapabilecek tek kisi sensin. sana daha once benden kimseye bahsetme demistim, ama beni dinlemedin, gittin salak gibi psikiyatristine anlattin. artik babami senin de bulamayacagin bir

yere saklayacaklar!!! \\ gozyaslarini sildikten sonra sagi solu tekmelemeye basladi. -lan dur! herkesi basimiza toplayacaksin!! \\ burak kendini ufak ufak toparladiktan sonra: -bunu yapabilecek

tek kisi sensin. yapman gereken sey cok basit, sana gidip adam bicakla, kafasina sik diyen yok. sadece gidip solunum cihazini yerinden cikaraksin hepsi bu. 10 saniyeni bile almaz. ben yapabilecek olsam

coktan yapmistim ama beni iceri almiyorlar! sivil vatandaslarin besinci kata girmesi yasak! sen hem yatili hastasin, hem de yatalak degilsin. tekrar ediyorum: bunu senden baska hickimse yapamaz..

lutfen rifat.. lutfen.. yalvariyorum sana.. dedi\ bir an durup dusunmeye basladim.. burak bugune kadar bana cok yardim etmis, cok yakinlik gostermis biriydi, ancak bu istedigi sey benim yapabilecegim

turden birsey degildi: -uzgunum, dedim. kim olursa olsun, ne olursa olsun, bir savasin icinde olmadigim surece, insan olduremem ben. ancak ve ancak kendi canimi kurtarmak icin o insani oldururum.

-tamam iste! diye atildi burak. eger bunu yapmazsan hayatin bitecek! -nasil yani? dedim. beni, istegini yerine getirmedigim halde oldurmekle mi tehdit ediyorsun??? -elbette hayir, sacmalama, dedi.

bizler arkadasiz.. demek istedigim sey, eger bunu yapmazsan hayatinin kayacagi.. seni bir timarhaneye yollayacaklar, medyaya sizmasini istemedikleri bir takim gercekleri bildigin ve dillendirebilecegin

icin ve dillendirdigin seylerin deger tasimayan, onemsiz, deli sacmasi boyutunda kalmasi icin de ellerindne geleni yapacak, yani seni o timarhaneye mahkum edecekler.. \ bir an anlam veremiyormuscasina

gulumsedim: -nasil yani? istedigin seyi yerine getirince butun bu dediklerin olmayacak mi sanki?? bunu mu demek istiyorsun??? \\ burak ellerini, avuc icleri temas edecek sekilde isitiyordu. birden

bana bakti, dipdiri gozleriyle seytani bir sekilde gulumseyerek cevap verdi: evet, aynen oyle.. eger istegimi yerine getirirsen, seni butun bu sacmaliklardan kurtaracagim. -iyi ama nasil??? dedim.

burak, bir eliyle cebinden, dorde katlanmis bir kagit cikardi, diger eliyle kagiti isaret ederek: -bununla, dedi.

-bu ne lan?? dedim. burak dorde katlanmis kagidi yavasca acti. -hastane haritasi.. dedi. -ee? ne skime yaracak bu hastane haritasi??? -burada, cay ocagindan bashekimlige, morgtan muhasebeye her yerin

plani acikca cizilmis ve tek tek belirtilmis gormus oldugun uzere.. -evet, dedim. -iste, gidecegin yer muhasebe. muhasebenin kasasinin icinde mavi bir dosya var. iste o dosyayi emniyete goturdugun anda

hepsinin isi biter. senin doktorun da dahil olmak uzere 20den fazla doktorun hastaneyi nasil onbinlerce lira zarara ugrattiklari, kacirdigi paralar, doner sermaye oyunlari vs butun aciklari bu dosyada

mevcut. son derece profesyonelce calisiyorlar. hafife alinacak bir organizasyon diyemezsin bunlara.. \\ saskinliktan ne diyecegimi bilemiyordum. hayretimi daha fazla gizleyemedim: -bu kadar cok seyi

nereden biliyorsun? ayrica madem elinde boylesine bir koz var da, neden bunu babani oldurtmek yerine salivermeleri icin kullanmiyorsun??? dedim. burak gokyuzune bakti.. tepemizden gecen bir askeri

helikopteri tum gurultusune ragmen kulaklarini tikamadan, elleri ceplerinde seyredaldi. beni dinlemiyor gibiydi, fakat birden, gozlerini uzaklasmakta olan helikopterden ayirmadan soruma cevap verdi:

elimde derken??? hangi elimde??? \ ciliz bir kahkahanin ardindan sozlerine devam etti: -elimde olan birsey yok.. at binenin, kilic kusananin.. dosyayi alirsan elimizde olur, alamazsan olmaz. benim

hastaneye girip onu oradan calmak gibi bir sansim yok, fakat senin var.. \\ bu sefer kahkaha atma sirasi bendeydi. alayci bir kahkahanin ardindan huzun ve nefretle karisik hislerimi soze doktum:

-senin masaligini yapacagim yani oyle mi??? senin icin once hirsiz, hemen ardindan da katil olacagim? senin keyfin icin? peki ya sonra?? sonra bana ne olacak?? ama dur.. dur.. bana ne olacagi kimin

umrunda oyle degil mi? hic hapishaneye girmemis biri olarak, hapishaneden yeni gelmis birine suc isleyip de kendine yeniden hapsi boylama olanagi tanima onerisinde bulunman o kadar aptalca, o kadar

beyinsizce ki, sana hayret ediyorum... \\ burak hala uzaklasmakta olan helikopteri izliyordu. biraz daha kisik bir sesle konusmasini surdurdu: -sen artik onlarin nazarinda delisin. deliligin resmi olarak

onaylandiktan sonra, -ki onaylandi!- bundan sonra yapacagin hirsizliklar, isleyecegin cinayetler, hatta tecavuzler, fanteziler bile bir herhangi bir suc teskil etmeyecek, iceriginde herhangi bir suc

unsuru barindirmayacak.. bu sayede babamin olumunden sen sorumlu olmayacaksin, onlar da cinayetten degil, ihmalkarliktan yargilanirlar yargilanirlarsa. peki sence onlarin akibeti benim umrumda mi???

hayir.. peki senin umrunda olmali mi??? hayir... -bi saniye bi dakka.. dedim bir anlam veremeyerek. ceza almadan cinayet isleyebilmem icin resmi olarak deli raporum olmasi lazim ve sen suanda raporumun

oldugunu soyluyorsun??? -evet.. -benim bu cinayeti islememin sebebi zaten, senin beni bu delilik yaftasindan kurtarman degil miydi??? ben zaten hali hazirda deliysem, oyleyse senin istedigin seyi neden

yapayim??? dogruca gider, kasadan dosyayi alir, kendi pazarligimi kendim yaparim??? \\ burak alay edercesine guldu, basini uyuz hareketlerle gulumseyerek saga sola cevirdikten sonra cevapladi:

-unuttugun guzel birsey ayrinti var ama... -ne gibi?? dedim. -benim hastaneye giremememle birlikte; senin de hastaneden cikamiyor olman gibi mesela..

-sacma... dedim. bir belgeyi emniyete ulastirmak basit bir ihbara bakar.. \\ burak asiri abartili bir kahkaha patlatti. oyle ki, bu kahkahalar iki kisilik sessiz bir ortam icin fazla rahatsiz ediciydi.

kulagimi yirtiyordu adeta. sinirlerim cok bozuktu ve burak en az benim kadar sinirleri bozuk gorunuyordu, kahkahalarinin rengi basta olmak uzere, ten rengine kadar, her yonuyle fazlasiyla belli ediyordu

bunu. ayni zamanda kahkaha atmak, asiri tepkilerle gulmek, asiri tepki gostererek kizmak, karsisindakine soz hakki tanimadan bagirip cagirmaya baslamak, birden patlamak gibi tepkiler, koseye sikismanin

tipik belirtileriydi. bu isi buragin cinayetin islemeden cozebilecegime inaniyordum artik. -pekala, dedi burak. yap oyleyse.. madem o kadar basit oldugunu dusunuyorsun.. haydi, durma! butun islerinin

ustesinden kendin gel.. ama sunu unutma; bana ihtiyacin oldugu zaman, sana asla bir daha yardim etmeyecegim! \ arkasini donerek hizli adimlarla uzaklasmaya basladi. -dur! dedim arkasindan. -butun

bunlari nereden bildigini soylemedin hala! /// burak yalnizca basini cevirerek bana suzercesine bakti, ardindan her zamanki alayci gulumsemesini takinarak: -bunu seninle paylasacagimi da nereden

cikardin??? dedi ve yoluna devam etti. bir sure sonra da gozden kayboldu. hizli adimlarla odama ciktim. -aptal! dedim gulerek. -haritasini bende unuttu.. \\odama cikar cikmaz kapiyi cektim; hemen

haritayi yataga yayarak katlari tek tek incelemeye basladim. muhasebe ikinci kattaydi. onkoloji bolumu ise besinci katta.. suan icin buragin babasiyla isim yoktu, ama yine de bi ara gidip gozlerimle

gormek istiyordum adamcagizin ne halde oldugunu.. -ne bahtsiz insanlar var dunyada, diye dusundum. adamdaki sansa bak lan?? sen kalk en olumcul hastaliklarin birinden mucizevi bir sekilde kurtul, ondan

sonra boyle hastanelerde kimyasallara maruz kal, hatta ustune bir de oglun bile olmeni istesin.. \\ tum hazirligimi bitirdikten sonra muhasebeye nasil girecegimi dusunmeye basladim fakat aklima

hicbir yol gelmiyordu. tam o sirada kapim tiklandi: -girin! \ gelen hademe ekrem abiydi. -aksam yemegini getirdim delikanli.. dedi. -ahu hemsire yok mu?? \\ ekrem abi suratima "dalga mi geciyorsun

lan it" dercesine yari sinirli, yari bon bon baktiktan sonra, tekerlekli yemek tepsimi uzerime ittirip yollayarak, odaya adimini bile atmadan kapiyi carparak cikti. hicbirsye bir anlam verememistim ama

etrafimda anlam veremedigim olaylarin vuku bulmasina oyle alismistim ki, bu tur seylerin benim icin sorun mahiyetinde yer kaplamasi icin daha sekiz tane sinif atlamasi gerekiyordu. butun yemekleri

yatagimda hizlica yedim. birden bire uyku bastirdi. tuhaf bir sekilde gozlerim kararip kararip geri eski haline donuyordu. inanilmaz bitkin hissediyordum. yavasca yataga suzuldum. atgozlugu yuzunden

sadece ilerisini gorebilen atlar misali, tek gordugum sey odanin tavaniydi. gozlerimin kenarinda los, sari isiklar var gibiydi, fakat basimi cevirip bakacak takatim yoktu. denediysem de olmuyordu.

ellerim, kollarim kaskati kesilmisti. parmagimi bile kimildatamiyordum. uyuyordum sanki, cunku tamamen uyur haldeydim, agzimdaki salyayi bile tutmaktan aciz haldeydim, ote yandan uyumadigima da

emindim, cunku etrafta olan bitenlere karsi duyularim acikti. bilincim yerindeydi. daha ne olup bittigini anlamaya calisirken birden banyodan bir tikirti sesi geldi.

banyonun kapi kolunun hafifce cevrilmesinden cikan bir tikirti sesiydi bu. bir sure sonra kesildi, fakat kapi da acilmadi. aradan gecen sure 5 -10 dakikayi bulmustu, ya da bana o kadar uzun gelmisti. tam

"herhalde bana kapi kolu sesi gibi geldi" diye icimden gecirirken kapinin acilma gicirtisi geldi kulaklarima. son derece ayiktim aslinda, ama nedense hicbiryerimi kimildatamiyor ve kapiya bir turlu

bakamiyordum. kapi acikti, kapida biri vardi. kipirtilari, sessiz olmaya calisir gibi hareketleri, ne kadar sessiz olursa olsun, kendisinden cok daha sessiz olan odamin icinde yakayi ele veriyordu.

tipki, farelere pusu kurmus bir kedinin birden sicramasi ve farelerin birden kacismasi gibi, banyo kapisindaki sey herneyse, birden sicramis, ve sanki kendisi gibi olan bir suru sey de kacismis gibi

tuhaf fakat bir o kadar da net sesler geliyordu kulaklarima. birden atlayip yakalamaya calisan, ve ondan kacisan seyler tipki kedi, fare gibi minik seylermis hissi uyandiriyordu hissedebildigim

kadariyla. hissedebildigim kadariyla diyorum, cunku benim vucudum odanin obur tarafina donuktu, kafam hafifce yukari dogru bakiyordu, ancak kesinlikle sol tarafi goremiyordum. durmadan cocuklar gibi

tepisen, kacisan ve benzeri sesler cikaran seylerden, hindi sesleri gibi sesler geliyordu. tuhaf kikirdemeler, gulusmeler, ama bu tamamen yoruma kalmis birseydi. tamamen bana boyle geliyor diye

dusunuyordum, ya da bir cesit ruya goruyor olmaliyim.. diye gecirdim icimden. fakat birden yorganimda birsey hissettim. uzerine yatmis oldugum yorganin bir ucunu cekistirilmeye baslandi.

hissedebiliyordum, ancak donup bakamiyordum. aslinda artik bakabilsem bile bakmamayi tercih ederdim. bir ara gozlerim hafif aralanir gibi oldu, odanin sag tarafindaki duvarda, minik golgeler, cok hizli

hareketler yapiyorlardi. zaten baska bir yeri gorebilmek icin basimi ceviremiyordum. yorganim her cekistirilisinde kikirdemeler, tuhaf, hindi sesi gibi gulusmeler artiyordu. artik iyice panik olmustum.

icimden bildigim butun dualari okumaya basladim fakat okudukca icim daraliyordu. nefesim kesiliyordu. yerdeki seylerden biri gogsumun uzerine cikmisti, ellerimi ve kollarimi oyle bir sikmaya basladi ki,

kollarim adeta yaniyordu. gozlerimden istemsiz akan yaslar, icimdeki korku, kafamdaki kargasa, her duaya yeniden, bastan baslamami gerektiriyordu. bir sure sonra agzimin egrildigini, dualari okuyamaz

hale geldigini farkettim, duaya icimden devam edince duzeliyordu. butun cocuklugum, film seridi gibi gozumun onunden geciyordu, koydeki evin salonunda cay iciyordum, odadaki herkesle eglencenin ve

sohbetin dibine vuruyorduk. ancak anilarimda da bir tuhaflik vardi, odadaki herkesin suratinda bir cirkinlik, bir burukluk vardi. cucelerin vucudundaki orantisizlik misali, insanlarin ya gozleri

buyuktu, ya yanaklari butun yuzlerini kapliyordu, ya da gozleri cekikti. tam o sirada sekiz kez sasirdigim icin bir turlu bitiremedigim ayetel kursuyu, butun gucumle yeniden okumaya basladim, ve tam o

sirada, film gibi seyretmekte oldugum anidaki cenesi ve dudaklari fazla genis olan nenem, kendi icmekte oldugu cayi agzimin ortasina gecirdi, kirilan cay bardaginin parcalari dudaklarima saplanmisti.

butun aciyi iliklerime kadar hissediyordum artik. birden odamdaki butun sesler kesildi.

sanki iplerim cozulmus de serbest birakilmisim gibi, ya da az once gorduklerim hic olmamis gibi, bagira cagira yattigim yerden firladim. hemen isigi yaktim, vakit gecenin koruydu. yedigim yemek yarim

kalmis sekilde yatagimin dibinde duruyordu. yatagimdaki harita burus burus olmus ve bir kosesinden cekistirilmis gibi yirtilmisti. kendimi frenlemeye calissam da, basarili olamadim ve hizli hizli

nefesler cekerek aglamaya basladim. cektigim nefesleri geri vermiyor, sadece hizli hizli nefesler cekiyordum ve cektikce gozlerimdeki yaslar daha da birikiyor, aglamam hizlaniyordu. -lan, yeter artik

amina koyayim, yeter! diye bagirdim. birkac dakika bu vaziyette duvarlari yumrukladim fakat bir sure sonra kendimi toparlayarak bunu yapmayi kestim. amk, dedim lan zaten millet delirdigimi tescillemis,

biraz daha bu sekilde dikkat cekmenin alemi yok.. artik bana cinlerin musallat oldugundan adim gibi emindim. aksi halde delirdigimi kabul etmek zorunda kalacaktim.. ah! dedim ah! nereden kaybettim hasan

dedenin dualarini. allah kahretsin! ustumu siki sikiya giyindim. aslinda birseyler yapacaksam simdi tam sirasiydi, muhasebe odasinda birilerinin olmasi imkansizdi, saat gecenin 3u, bu isi yapmak icin

bicilmis kaftanti. koridora ciktim. bulundugum yer, yatalak hastalarin kati oldugu icin, ve saat gecenin uc bucugu oldugu icin pek kimseler yoktu ortalikta.. hizli fakat sessiz adimlarla, katta gezinmeye

basladim. bulundugum kat ikinci katti, ayni sekilde haritaya gore; muhasebenin de ikinci katta oldugu goruluyordu. yarim saattir neredeyse butun kati gezmistim, fakat muhasebeye dair hicbirsey yoktu

ortalikta. -lan, nasil olur? dedim. hastalarin odalarindan, tuvaletten ve bir iki temizlik esyasi deposundan baska birsey yoktu bu katta. caresizce odama geri dondum. her ne yapacagimi kestiremedigim

durumda yaptigim gibi, camdan disarisini seyretmeye basladim. hayattan tiksindigim anlarin tamamini olusturuyordu bu anlar. bu amini yolunu siktigim hastanesinde ne gunlerim gecmisti. hastane bahcesinde

her zaman beraber oturdugumuz, ve ne zaman baksam buragi gordugum palmiyeli kamelyadaydi simdi gozlerim. ama ilginctir, ne zaman baksam mutlaka orada bulunan buragin yerinde yeller esiyordu bu kez.

-hayret.. dedim kendi kendime. -belki evinin yolunu bulmustur beyefendi.. banyoya girdim, kapiyi ve isiklari actim. hersey normal gorunuyordu. heryerin isiginin acik oldugundan iyice emin olduktan

sonra, "hele su haritaya bir daha goz gezdireyim, beli bir yerde hata yapiyorumdur" diyerek haritayi yataga degil, bu sefer yere yaydim. herhangi bir harektle egilmeden, comelmeden, tamamen ayakta, dik

ve kusbakisi bir pozusyonda, belki bakis seklimi degistirirsem, goremedigim bir hatayi gorurum mantigiyla haritayi incelemeye koyuldum. hersey ilk baktigimdaki gibiydi, muhasebe hala ikinci kattaydi.

yaklasik yirmi dakika kadar uzun uzun inceledikten sonra en sonunda, kucuk ve tuhaf bir ayrinti dikkatimi cekmeyi basarmisti: bodrum katta olmasi gereken morg, yerinde yoktu.

-nasil olur lan? dedim. koskoca morgu niye cizmemis olsunlar ki??? \\ egilip haritaya daha dikkatli bakmaya basladim. bir sigara yaktim, sigaranin milyar tane zararinin yani sira; konsantrasyonu

artirmak gibi tek tuk faydalarinin da oldugunu duymustum. dudaklarimla cigerlerime yolladigim dumanlari, burnumdan yavas yavas disari veriyordum. sigaranin kullerini ise, haritanin uzerine dokuyordum.

yerdeki hastane haritasini tekrar, tekrar ve tekrar tepeden assagi suzuyor, her yaziyi en basindan okuyordum. birden havaya sicradim: -"ulan tabii ya!!" -ne kadar da aptalim! diye soylendim kendime.

haritanin en ustunde kocaman harflerle "b blok" yaziyordu. bu harita, karsi binanin haritasiydi. morg yalnizca bu binada vardi. karsi binanin zemin katinda su tesisatiyla ilgili mudurlukler vardi. demek

ki muhasebe de karsi binanin ikinci katindaydi. aptal gibi bunca saat burada bosuna vakit kaybetmistim. derhal hazirliklarimi bitirdim, sigarayi sondurdum ve haritayi da kalibina uygun bicimde yeniden

dorde katlayarak koridordan assagi inmek uzere merdiven basina geldim. assagi kat oldukca kalabalik gorunuyordu, nobetci bir hemsire ve hasta yakini olduklarini tahmin ettigim bir suru de insan vardi.

"lan dogumhane mi acaba burasi?" dedim. birinci katin ne kati oldugunu bilmiyordum. -ulan, dedim amk hastanesi. sen benim canimi, hayat enerjimi, yasama sevincimi elimden almissin, suracikta 1000 cocuk

dogsa ne onemi var??? \\ beni kimsenin gormesini istemiyordum. bu yuzden assagi kata inmek son derece riskli gorunuyordu. dahasi, indikten sonra bir de danisma katindan bahceye cikmam gerekecekti.

birileri tarafindan farkedilmem isten bile degildi. asansorden inmek fena bir fikir sayilmazdi ama asansorun de beni goturecegi yer yine zemin katti, yani danismaydi. ayrica asansor yalnizca ve yalnizca

yuruyemeyen veya durumu cok acil olan hastalar icindi. bir plan yapmaliydim, hem de oyle bir plan yapmaliydim ki,tereyagindan kil ceker gibi halletmeliydim bu meseleyi. bu amina kodumun, insani ruh

hastasi eden yerden kurtulmamin tek yolu muhasebeye gidip o dosyayi araklamamdan geciyordu. bulundugum katin koridorunda dort donmeye basladim. fildir fildir dusunuyordum fakat aklima elle tutulur net

bir fikir gelmiyordu. birden zeybek oynayan egeliler gibi parmagimi assagidan yukari dogru hizlica siklattim: "buldum!"

bir ust kata dogru kosarak cikmaya basladim. ucuncu katta pansuman odalari oldugunu biliyordum. saga solda gezinen bir iki nobetci hastabakici-hemsire disinda ortalarda pek kimseler yoktu. kimselere

gozukmemeye calisarak kapisi aralik olan ilk odaya daldim, evet, burasi bir pansuman odasiydi. guzel yuzlu bir nobetci hemsire, elindeki siringayla ilac cekiyordu. -pardon bakar misiniz? nobetci

hemsireyi ariyorum, dedim. -buyrun benim nasil yardimci olabilirim? -sizi acilden cagiriyorlar! hemen gelsin dediler acil bi durum varmis, eleman sayisi cok yetersiz mi ne oyle birsey dediler... \\ hemsire kiz elindeki

siringayi masanin uzerine attigi gibi kapidan firlayip kosmaya basladi. acile gidip bi bok olmadigni gorup geri donmesi icin minimum 5 dakikam vardi simdi. hemen cekmeceleri karistirmaya basladim. neyse

ki aradigim sey olan sargi bezlerini ilk denememde bulmustum. sadece gozlerim acik kalacak sekilde, kafami sarip sarmalamaya basladim. sargi bezlerinin dusmemesi icin, minik demir tokalarla birbirine

tutturduktan sonra, ve kollarimdan birini de hizlica sarip boynuma astiktan sonra odayi terkettim. hizli adimlarla tekrar yeniden assagi kata indim. yatalak hastalarin oldugu bu katta, rastgele odalara

bakmaya, iceride kimler var kimler yok hizlica goz atmaya basladim. butun odalar karanlikti, ve genellikle yatalak hastalar, ve hastalarin basinda bekleyen ve de uyumakta olan yakinlari vardi.. 97 numarali oda,

planimi gerceklestirmek icin en musayit olan odaydi. iceride uyuyan yalnizca bir tek hasta vardi ve basinda bekleyen kimse de yoktu. bu odalarin ortak ozelligi, icerisinde misafir ettikleri hastalarin

yatalak olmalari hasebiyle, mevcudiyetlerinde tekerlekli sandalye de bulunduruyor olmalariydi ve bir tek benim odamda yoktu ecdadini siktigim tekerlekli sandalyesi. ses cikarmadan, yavasca iceri

suzuldum, tekerlekli sandalyeyi kaptigim gibi koridora cikardim. hemen oturdum ve bu sekilde surmeye devam ettim. teknoloji o kadar gelismis ki, eskiden ellerle tekerlekleri iterek surulebilen bu

aletlerin simdi playstation kumandalari gibi joystickli dugmeleri vardi. artik planimin son asamalarina gelmistim. eh, tekerlekli sandalyeye mahkum bir hasta olarak merdivenden inecek halim yoktu ya!

akulu araba suren cocuklar gibi, tekerlekli sandalyeyi usul usul surerekten asansorun basina geldim. bir an durdum, eger dogruca zemin kata inersem, on kapidan cikmak icin danismadan gecmek zorunda

kalacak, ve yine, yuzum gozukmuyor olsa bile, cok dikkat cekecektim. saat gecenin 4unde her tarafi sargili tekerlekli sandalye surerek hastaneden disari cikan biri mutlaka dikkat cekecekti. aklima

alternatif olarak yine bodrum kat geldi. -eger, dedim. ilk olarak danisma kat yerine bodrum kata inersem, oradan direk kafeteryaya cikiliyor. kafeteryanin hemen yaninda ise arka cikis kapisi var.

zamaninda dort tane askeri, morgtan cikar cikmaz ilk ben gormustum ve ben de kafeteryada oturuyordum. -tamamdir, dedim kendi kendime ve asansoru cagirma tusuna bastim.

asansorun kapisi acilir acilmaz tam arabayi iceri surmek icin hamle yapmistim ki, asansor kapisi acildigi anda karsima cikan ahu hemsire beni durdurdu. -aaa bu saatte napiyorsunuz burada??? dedi telas

icinde. durun durun, yardimci olayim size. -birseyim yok saolun, ben kendim giderim, dedim sesimden taninmamak icin en boguk ses tonumu takinarak. -ya olur mu oyle sey, biz niye variz burada? \\ "isime

burnunu sokmak icin varsin amk orospusu baska ne icin burada olacaksin" diye soylendim icimden. -siz nereye gidiyordunuz, ben gotureyim sizi.. \\ -biz bir kaza yaptik ailecek.. dedim. -hi hi.. hi hi..

ahu hemsire, asiri derecede anlayisli ve ilgili bir ses tonuyla basini salliyor, "butun dikkatimle dinliyorum" mesaji veriyordu. boguk sesimle uydurmaya devam ettim: -beni buraya getirdiler, 6 saat oldu

esimi bekliyordum, nihayet o da gelmis, acildeymis simdi.. ona bakmaya gidiyordum.. ne olur, ne olur esime goturun beni... numaradan dolan gozlerim, titreyen sesim ve ellerim, ahu hemsireyi oldukca

etkilemis gorunuyordu. -tamam, dedi. hemen acile gidiyoruz, esinize bakacagiz, ama ondan sonra yatip dinlenmelisiniz, lutfen, itiraz istemiyorum. cok zor bir gun gecirmissiniz! -peki, dedim. \\

birlikte asansonra bindik, hemsire zemin kat dugmesine basinca, kafamdaki a planini iptal edip, b planini devreye koyuverdim. evet, danisma katindan gececektik, ancak nasil ki, tek basina tekelerli bir

araba suren sargili bir hasta, hastane disina cikarak inanilmaz bicimde dikkat cekecekse, basinda, arabasini suren bir hemsireyle beraber acile goturulen sargili bir hasta da bir o kadar dikkat

cekmeyecekti. acilin on kapisi danisma katina, arka kapisi ise hastanenin acil cikisina aciliyordu. acil denilen yer her zaman bir hareket, bir hengame, yakinlari olen, kafasi gozu yarilmis, yasam

savasi veren insanlarla doluydu. dolayisiyla firsattan istifade hemsireyi atlatmanin bir yolunu bulup acilin arka kapisindan hastane bahcesine bir sekilde sivismayi basaracak ve ikinci binaya gecis

yapacaktim. "!" ulasmak icin bekledigimiz kata vardigimizi belirten cinlama misali uyarici asansor sesi kulaklarimiza nufuz etti. danisma katindan geciyorduk simdi. epey yol almis, danismadaki kizlarin

oldugu, anonslarin yapildigi yere gelmistik. tam acil tarafina gececektik ki, birden doktorun biri ahu hemsireye seslendi: -ahu! iki dakika bakabilir misin? -suan olmaz. -ahu lutfen! \ ahu hemsire -

bir saniyenizi rica ediyorum, hemen gelicem, dedi ve 5-6 metre otemizde bekleyen doktorun yanina gidip sessizce konusmaya basladilar. noluyo lan, dedim, vay amk ahunun manitasi da tam gelecek zamani

buldu. ne yerimden kipirdayabiliyorum, ne acile gidebiliyorum.. gidecek olsam gorecek, aramizdaki mesafe birkac metreden ibaret.. once sagima, sonra soluma bir goz attim. normalde, yani gunduz

vakti sularinda; danismada bekleyen birbirinden guzel, boya kamyonu carpmiscasina makyaj yapan, renk cumbusunden olusan gokkusagini aratmayan danisma hatunlarinin yerinde yalnizca bir tek kiz vardi;

benim zamaninda "cilek" ismini taktigim, gercekten de cilege benzeyen guzel kizdan baskasi degildi bu. birkac saniye boyunca birbirimizin gozlerinin icine baktik, "lan, dedim gozlerimden falan tanimaz

insallah beni kevase... " iste tam o sirada on cikis otomatik kapisi, iki yana ayrilmak suretiyle acildi, iceri hizli adimlarla girmekte olan kisi, kuzenim muhammetten baskasi degildi. kosarcasina hizli

adimlarla, cilli yuzlu, cilek kivamindaki danisma kizinin yanina geldi: -nerede o!!! hangi katta!!! -kim? dedi cilek kiz saskinlik icerisinde. -kuzenim!! rifat!!!

olaylari saskinlikla, hatta kelimenin tam anlamiyla agzim acik vaziyette izliyordum. -beyefendi lutfen sakin olur musunuz, dedi cilek kiz. -sakinim ben! -oyleyse sesinizi alcaltir misiniz lutfen, saat

sabahin 4 bucugu.. -yahu hayat memat meselesi bu!!! dedi kuzen ayni yuksek ses tonuyla.. -ciddi bir sorun var, telefonunu kac kez aradim acmadi! -beyefendi, lutfen.. dedi danismadaki kiz. -lutfen sakin

olmaya calisin.. -rifatla acilen gorusmem lazim, kacinci katta? sadece oda numarasini soyleyin, ben kendim bulurum onu. -durun, oyle damdan duser gibi gorusemezsiniz herkesle. ayrica saatin kac oldugunu

yeniden hatirlatmama gerek yok herhalde? hastamiz, muhtemelen uyuyordur suanda.. \\ kuzen sabirsizca etrafina bakiniyor, delirmiscesine parmaklarinin uclarini, beklemekten sikilan insanlar

misali masaya vuruyordu. elleri ayaklari bir an olsun rahat durmuyordu. -mesele nedir? diye sordu cilli kiz. -belki ben yardimci olabilirim size.. \ kuzen, bir an genc kizin yakasina bakti, ve

konusmasina devam etti: -bakin mehtap hanim.. \ vay amk, dedim. lan ben haftalardir kizin adini bilmedigim icin cilekli recelli sifatlar takiyorum, bizim kuzen bir bakista cozdu olayi. -... bu

gercekten acil bir durum. bu kadar acil olmasa bu saatte buraya gelmezdim. hemen, simdi kuzenimi buradan alip goturmem lazim, dedi kuzen. \\ beni de buyuk bir merak sarmisti. bu kadar onemli olan

neydi? seytan diyor cikar sargiyi, bezi, konus kuzenle. -odasina cikmaliyim, gerekirse uyandirmaliyim. bazi seyler uykudan daha onemlidir! \\ mehtap: -ne olursa olsun, kendisini suanda gormenizin

hicbir yolu yok. sizin yerinizde olsaydim, her ne kadar gece vakti de olsa, birkac kez daha telefonla aramayi denerdim. bakarsiniz belki acar... kuzen cebinden cep telefonunu cikardi, aceleyle numarami

secmeye basladi/. "ahanda, dedim simdi sictik iste." kuzen kararliydi, icimden "arama lan, kuzen! arama lan.. arama!!" diye geciriyordum. onun aramasi ve benim orada o vaziyette ortaya cikmam, bastan

assagi, tepeden tirnaga herseyin mahvolacagi anlamina geliyordu. kuzen nihayet numarami secti, arama butonuna basti ve telefonu kulagina goturdu.

bir an kuzenin gozlerinin icine oyle anlamli baktim ki.. anlamisini bekliyordum, ancak boyle birseyi nasil anlayabilir veya farkedebilirdi? birden bir "zzzzzzzzzz" sesi gelmeye basladi ic cebimden. o an

bir "oh!" cektim. telefonumu hilal hanimin odasina yerlestirmek icin sessize aldigimdan bu yana tekrar sesleri acmadigimi hatirladim. zaten buyuk ihtimalle bu yuzden odamda uyuyakaldigimda kuzenin

aramalarini duymamis, uyanamamis ve dolayisiyle cevaplandiramamistim. telefonun titresimde olmasina sevinmistim fakat bu titresim sesleri de az da olsa disaridan duyuluyordu. kuzenin veya bir baskasinin

bu sesleri farketmesi ihtimalinden duygudum korkudan oturu, seslerin duyulmasini engelleme maksadiyla hafif hafif oksurup aksirmaya basladim. bu sayede hem sesleri bloke ediyor, hem de ahu hemsireye

"hadi artik gideceksek gidelim olmadi sen ayakustu sikise basla ben kendim yol alayim hadi artik amk" mesaji vermis oluyordum. cok gecmeden amacima da ulasmistim. ahu hemsire arabamin arkasindaki tutma

yerinden kavradi ve yeniden beraberce acile dogru hareket ettik. arkadan mehtap ismindeki guzel hatun ile kuzenin sesleri duyuluyordu hala: -malesef, eger bu tutumunuzda biraz daha israrci olursaniz,

guvenligi cagirmak zorunda kalacagim. \ acilden iceri giriyorduk, giriyorduk ama uzerimize uzerimize yuruyen kisi de pek yabanci biri sayilmazdi. az once kendisine acilden beklendigi yalanini

soyleyerek yolladigim hemsire, kendisini kimin cagirdigini uzun uzun aramis, heryere sormus, sonrasinda cagrilmadigini ogrendikten sonra bunu kendisine kimin soyledigi sorulmus, beni tarif etmis,

akabinde mevzuya uyanmis, aceleyle acili terkediyordu. biz iceri girerken o disari cikiyordu. acilin ici tam da bekledigim gibi ana baba gunuydu. kafasi yarilanlar, gozu cikanlar, parmagi kopanlar. yuh

lan dedim, sanki cephede ilk yardim cadirindayiz. aslinda planim buraya kadar birkac kucuk aksaklikla beraber gayet guzel islemisti. ancak ahu hemsire, bekledigimin tam tersi olmak uzere, basimdan bir

turlu ayrilmiyor, durmadan musayit bir gorevli ariyordu. nihayet bir yerde durduk. ahu hemsire: -esinizin ismi ve soy ismi?? -niye sordunuz? \ anlamamis gibi mal mal yuzune bakiyordum hemsirenin.

halbuki bunu hic dusunmemistim, birazdan butun foyam ortaya cikacakti. icim icimi kemirmeye baslamisti bile. -esinizi bulabilmemiz icin kayitlara bakmamiz lazim. burada bir suru hasta var. bu yuzden

esinizin ismini ve soyismini sordum, diye yanitladi ahu hemsire. kendisiyle birlikte 3 gorevli daha, ellerinde kayit defteri, "hadi kardesim isimiz gucumuz var cabuk ol amk" dercesine bana bakiyorlardi.

-eeeee... \ bir iki saniye uzun uzun yutkunduktan sonra devam ettim: -eeee.. mehtap... sedef... mehtap sedef

-mehtap sedef.. soyadiniz sedef degil mi?? -e-vett dedim kekeleyerek. defterden hizli hizli bakmaya basladilar. -tamam bakiyoruz, dedi ahu hemsire eliyle perdeli bir muayene yatagini isaret ederek: siz

soyle gecin, gelmisken arkadaslar yuzunuze yeniden baksinlar. \\ yerimden hiddetle sicradim: -hayir! karimi gormek istiyorum ben! ben iyiyim, beni birakin karima bakin nolur! \\ karisina cok deger

verdigi icin kendisine bakilmasini istemeyen, karisini kendisinden oncelikli tutan fedakar adami oynayarak bu isten yirtmaya calisiyordum. -karim! karimi bulun bana! lutfen! -tamam! lutfen sakin olun

beyefendi! \\ besbelli bu gece epey olaylar olmus, sehirde yasanmayan felaket kalmamisti. yaniklar, kesikler, kavgalar, bicaklanmalar, kazalar vs bomba magduru bile vardi. -beyefendi size kim soyledi

esinizin burada oldugunu?? kayitlarda gorunmuyor.. dedi ahu hemsirenin yanindaki sarisin hemsire. -kayinbiraderim aradi, hemen getiriyoruz ablami dedi, dedim. birbiri ardina uydurdugum, saniyelik

yalanlara kendim bile inanamiyordum. -o zaman hala yoldadir onlar beyefendi, arabayla mi getiriyorlarmis ambulansla mi? soylediler mi? -hayir, diye yanitladim. -benim acele tuvalete gitmem gerek,

goturebilir misiniz? -elbette, dedi ahu hemsire. beni kadinlar tuvaletinin yanibasindaki erkekler tuvaletine goturecek zannettim, ama yanilmistim. ikisinin de ortasindaki engelli tuvaletine giriverdik.

tekerlekli sandalyede oturuyor oldugumu nasil da unutmustum? -ben sizi burada bekliyorum, dedi. \\ lan nereden basima musallat oldu bu amk karisi, dedim. tuvalet kabinindeydim simdi. derhal telefonumu

cikardim. 27 cevapsiz arama vardi. hepsi de kuzenden gelmisti. hemen aramaya basladim: -alo! -kuzen! neredesin sen lan? odana baktim yoksun telefonunu da acmiyorsun! \\ -kuzen, dedim. birak simdi

gevelemeyi. hemen simdi her neyle ugrasiyorsan birak, ve acile gel. acil servisteki engelli tuvaletinin onunde, siyah saclari omuzlarina kadar gelen, yesil bir hastane elbisesi giymis bir hemsire var.

ismi ahu. -olm ne anlatiyosun sen beni dinle asil! diye araya girdi kuzen ama ben dinlemedim. -asil sen beni dinle! bu tarif ettigim hemsireyi ne yap et bir sekilde kapimdan uzaklastir! sadece dedigimi

yap ve bana guven dedim. hemsireyi uzaklastirmadan buradan cikamiyorum bunu bil yeter. hemsireyi uzaklastirinca bana bir cagri at, hemen bahceye cikacagim. 5 dakika sonra da bahcede bulusuruz, dedim. ama

kuzen dediklerimi yapacaga pek benzemiyordu: -olm onu bunu birak, acil kacman lazim buradan! beni beklemeden cik ve kac! -sadece dedigmi yap! dedim bagirarak. sadece dedigimi yap!

uvalete gelmisken uzun uzun bi isedikten sonra sagimi solumu toparladim. suratimdaki bandanalari cikardim, elimi yuzumu yikayip biraz gevsemeye calistim. saniyeler dakika gibi geliyor, zaman bir turlu

gecmek bilmiyordu. isin daha da kotu yani, kapinin herhangi bir cam platformu bulunmadigi icin, disarida olup bitenleri siluetvari bile olsa goremiyordum. derken cok gecmeden telefonum titresmeye

basladi. heyecan icinde telefonuma baktim, kuzenin cagrisi oldugunu dusunmustum ama degildi. telefonum bilinmeyen bir numara tarafindan araniyordu. telefonu cevaplandirdim: -alo?? \ fakat karsi

taraftan yanit gelmiyordu. yeniden seslendim: -alo! \ telefonun obur ucunden yalnizca usul bir aglama sesi duyuluyordu. beni arayan kisi her kimse, telefonun obur ucunda sessiz sessiz agliyordu. -alo?

kimsiniz! \ karsidaki kisi, yanit vermedigi gibi ne aglamayi kesiyordu, ne de telefonu kapatiyordu. bir sure sonra ben kapattim. -lan deli midir nedir amk.. \ cok degil, iki dakika sonra yeniden

bilinmeyen numara tarafindan telefonum araniyordu. telefonu yine cevaplandirdim: yine ayni aglama sesleri, sanki cok uzaktan geliyormus gibi duyuluyordu. -lan kimsin sen! dedim hiddetle. uzun zamandir

hic bu kadar celallenmemistim. amk ibenedeki keyfe bak hem ariyor, hem konusmuyor, hem kapatmiyor. yeniden suratina kapattim. arayan kisi her kimse, tekrar tekrar ariyor, ben de tekrar tekrar suratina

kapiyordum. kuzenle son konusmamizin uzerinden 25 dakika gecmisti. simdiye kadar mutlaka gelmis ve sansini denemis olmaliydi. basarili olduysa cagri atmasi, eger basaramasa bile mutlaka arayip soylemesi

gerekmez miydi bu zamana kadar? lan bi dakika! dedim. ya cagri attiysa fakat bilinmeyen numaranin hattimi mesgul etmesi yuzunden ulasamadiysa??? o an daha fazla beklemenin anlamsiz oldugunu, en azindan

bu sekilde tuvalette eli kolu bagli oturarak hicbirseyi cozemedigimi dusundum. bandajlari, sargi bezlerini tekerlekli sandalyenin uzerine attim ve hepsini orada biraktim. kapiyi usulca aralayarak disari

goz attim: disarida hickimse yoktu. buna guvenemeyerek, beni arayan bilinmeyen numarayi yeniden mesgule dusurdum ve hemen kuzeni aradim fakat kuzenin de telefonu mesgul caliyordu. -fessupanallah.. dedim.

-neyse artik, her is olacagina varirmis, ne olacaksa olsun, dedim ve kapiyi hizlica acarak var gucumle kendimi disari attim.

etrafta tanimadigim bir iki acil gorevlisi vardi, fakat sukur ki onlar da beni tanimiyorlardi. dolayisiyla sadece bana "amk pislik herif, elin ayagin tutuyor ne bokuma girersin engelli tuvaletine orospu

cocugu" der gibi uyuz uyuz bakip yollarina devam ettiler. ahu hemsireden ise eser yoktu. telefonum durmadan bilinmeyen numara tarafindan caldirilmaya devam ediyordu. en sonunda dayanamayip telefonu

kapattim. iste, acilden bahceye acilan arka cikis kapisi hemen dibimdeydi. son bir etrafi kolacan etmeceden sonra var gucumle depar atmaya basladim. nihayet bahcedeydim artik. her ne kadar yaz mevsiminin

sonlari da olsa, soguk bir ruzgar vardi disarida. kuzenin diyecegi onemli seyi ogrenmek icin can atiyordum, hatta hastanenin on kapisina gitsem belki kuzeni bulabilirdim ama boyle bir riske ancak

aptallar girerdi. karanlik, los ve bir o kadar da kalabaliktan irak olan hastane arka bahcesi, benim gibi bir hastane kackini icin bulunmaz nimetti. karsi hastane binasi, bizim binanin batisinda

kaliyordu, dolayisiyla issiz arka bahcenin karanlik kamuflasyonundan taviz vermem gerekmeyecekti. belim bukulu, dizlerim hafiften kirik, dev bir villayi soymaya gelmis, temkinli bir hirsiz misali, bir

tek elimde fenerim eksik, b bloka dogru hizli ve sinsi adimlarla ilerliyordum. artik neredeyse varmistim fakat duydugum sesler uzerine arkama donup baktigimda, guvenlik gorevlilerinin hastane binasi

etrafinda kosturmaya basladiklarini gordum. -hassssiktir.. cektim bi tane en s lisinden. -hele sukur farkima vardilar.. dedim kederli kederli. ve -simdi sira sana geldi.. dedim b bloga bakarak. derin bir

nefes, hemen ardindan bir sigara.. ama yakamazdim ki.. cok canim istiyordu icmek, fakat dikkat cekmenin anlami yoktu. b blogun icini gozlemeye basladim. bu binanin giris katinda sadece bir kisi vardi. o

da masaya basini gommus, uyukluyordu.. burasi, hastalardan ziyade, daha cok idari islerin goruldugu, hastanenin hastalar disindaki ekonomik ve idari islerinin yurutuldugu, a bloga nazaran daha kucuk bir

ek binaydi. icerde hotel resepsiyonu gibi masa, masada uyumakta olan bir gorevli ve bombos bir alan.. iste, muhasebeye giden ikinci kat merdivenleri de karsimda duruyordu! iceriye girmeme yalnizca 10

adimlik bir mesafe kalmisti. icerdeki gorevli olacak dingil sekizinci ruyasini goruyor olmaliydi. adimlarim oylesine sessizdi ki, kendim bile duyamiyordum. iste tam o sirada keskin bir sarjor sesi havada

yankilandi. uyumakta olan gorevli, basini saga sola oynatiyor, ama hala uyumaya devam ediyordu. arkamdan tanidik ve soguk bir ses: -sesini cikarma, yuru

No comments:

Post a Comment

Post a Comment